Krize karşı kim hazırlıklı?
Konuk Yazar...

Krize karşı kim hazırlıklı?

Bu içerik 64 kez okundu.

OĞUZ OYAN

Soru, iktidarını sürdürme veya iktidara gelme olasılığı olan siyasi hareketlere yönelik.

Yoksa sosyalist aydınlar, hareketler, partiler bu konuda son zamanlarda belirli analizler yaparak ileriye dönük önerilerini sıralıyorlar. Ama bu önerilerin de bütünlüklü bir anti-kriz program oluşturmaktan ziyade ekonomik-yönetsel ve hukuksal yapıyı dönüştürmeye, tarım-sanayi gibi üretken sektörlere yeni bir yapı kazandırmaya, işsizlik-eğitim-sağlık gibi alanlarda emekten yana ve bölüşümcü kamu politikaları geliştirmeye dönük olduğu görülmektedir. Oysa durum acil.Nihai çözüm yapısal sorunlara kapsamlı ve radikal (alışılmışın dışında) bir müdahalede görülebilir. Ama kısa vadedeki ekonomik dengeleri /istikrarı gözeten bir anti-kriz programına acilen ihtiyaç var. Bunu IMF’ye gitmeden yapabilecek ve yükü emekçilerden ziyade 16 yıldır gelir ve servetlerini şişiren kesimlere aktaracak bir program üzerinde çalışılmasına ihtiyaç var.

Gerçi bu doğrultuda bir alıştırmanın “Ekonomik krize alternatif var” başlığıyla Ümit Akçay ve Ali Rıza Güngen tarafından hazırlanıp 25 Mayıs tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlandığını gördük.IMF dışı somut bir alternatif önerisinin, zorunlu bir tartışmayı açması bakımından tam zamanında geldiği de söylenebilir.Ama “olası bir sol hükümet” için düşünülen bu alıştırmada da “Kısa vadede ne yapmalı?” bölümü hayli zayıf ve kısa vadeyi genellikle aşacak öneriler içermekte.Öte yandan, bu tür önerileri içeren bir programın yürürlüğe sokulmasının dışa açık bir ekonomide yol açabileceği ani sarsıntıların nasıl giderilebileceği kısmı boşlukta. Önerilen başlıkların sermaye hareketlerini kontrol eden ve dalgalı kuru sabitleyen bir seçeneği içermeksizin nasıl uygulanabileceğinin yanıtı yok. Bu radikallikte uygulansa bile, bunun yol açacağı sermaye akımlarındaki ani duruşa karşı hangi önlemler harekete geçirilecek?Sermaye hareketlerinin durması demek, dış borçların ödenmesi bakımından temerrüde düşülmesi demek.Bu durumda acil bir “dış borçların yeniden yapılandırılması/borç konsolidasyonu” programının devreye sokulması gerekecek.Bütün bunların sonuçlarını göğüsleyebilmek için de içerde ciddi bir kamuoyu/halk desteğine dayanıyor olmak gerekir.Koşulları var mı?

Kuşkusuz bu kadar netameli konular bir programa yazılmayabilir. Yazılması, önceden niyet beyanında bulunulması, böyle bir programın doğası gereği sakıncalıdır da.Yani bazı öneriler/önlemler açıkça yazılmaz veya daha doğrusu kamuoyuna açıklanmaz, ama vakti gelince duraksamadan uygulanır.

Peki ama kim uygulayacak? (Böylece girişteki soruya da dönmüş oluyoruz). “Bir sol hükümet” olasılığı ne kadar gerçekçi? “Millet ittifakı” denilen seçim ittifakının radikal bir anti-kriz programına çekilmesi neredeyse olanaksız gibi.HDP’yi de içine katsanız gene böyle bir program çıkmaz.Siyasi denklemde mümkün olmayan bir olasılığı dahi dikkate alıp tek başına CHP’nin Meclis çoğunluğunu elde ettiğini varsaysak bile, böyle bir programın ortaya atılıp uygulanabilmesi pek zor.CHP adayının Cumhurbaşkanlığını elde etmesi halinde dahi pek güç. Neden? Emperyalist sistemle cepheden mücadeleye girebilecek bir kadroya ve düşünsel temele sahip olunmadığı için.Tıpkı AKP’ye karşı cepheden bir mücadelenin yürütülememesinde olduğu gibi.

Bu arada, seçim bildirgeleriyle açıklanan programlar, gerek iktidar gerekse muhalefet partileri açısından, bol kepçe vaatler yönüyle kamu harcamalarını hızla tırmandıracak buna karşılık kamu gelirlerini kaplumbağa hızıyla artırabilecek, dolayısıyla kamu açıklarını ve diğer ekonomik dengesizlikleri daha da büyütecek türden öneriler içeriyor. Bunlar ile olası bir anti-kriz programın önlemleri arasındaki uyumsuzluk, adeta bir oksimoron haline işaret etmekte.Esasen iktidarın seçim öncesi açıkladığı sermayeyi teşvik programları, buna eklediği seçim vaatleri olmaksızın bile, benzer yönde etkiler taşımakta.

Kuşkusuz seçim bildirgelerinin bazı ortak noktaları bir anti-kriz programının çerçevesi içinde yer almalıdır: Kamu İhale Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi ve ödünsüz uygulanması, OHAL rejiminin kaldırılması, Yargının bağımsızlaştırılması, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin kullanılmaması ve Yasamanın yeniden itibarını ve özerkliğini kazanması vb. gibi.

Ama demokrasi ve hukuk açığının giderilmesine yönelik önlemlerin sermayeye güven verici etkilerinin bir anti-kriz programının (ki gündeme gelmesinin pek zor olduğuna değindik) ürkütücü etkileriyle berhava olacağını hesaba katmak gerekecektir.Şeker fabrikalarının geri alınması gibi bazı ilerici önerilerin dahi, bunu uygulayabilecek cesareti bulan iktidarın etrafında ciddi bir halk örgütlenmesini sağlayabileceğinin hiçbir garantisi yoktur.Chavez ve Maduro’nun dış ve iç darbelere rağmen ayakta durmasını sağlayan böyle bir halk hareketi Türkiye’nin bugünkü koşullarında oluşmuş gözükmemektedir.(Ama gene de halk hareketlerinin kendiliğindenliğine bir olasılık atfetmemek olmaz!).

Sonuç olarak, bugünkü iktidar ve muhalefet yapılarından ekonomik krize karşı radikal bir alternatifin üretilmesi uzak bir olasılıktır.Güçlü olasılık ise, IMF’siz bir IMF programının tercih edilecek olabileceğidir.Tam da bu nedenle, emek kesimlerinin kendi hakları ve çıkarları etrafında örgütlenmeleri ve bu örgütlülüğü siyasi platforma taşımaları her zamankinden daha öncelikli olmaktadır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X