Hele bir karşı tarafı da dinle!
Zeki SARIHAN...

Hele bir karşı tarafı da dinle!

Bu içerik 467 kez okundu.

Zeki SARIHAN

Mahkemelerin bir konuda karar vermek için yalnız şikâyetçi ve savcıyı dinlemekle yetinmeyip karşı tarafa da savunma hakkı tanıması, tanıkları konuşturması, gerektiğinde soruşturmayı derinleştirip kanıtlara ulaşması boşuna değildir. Başka türlü adalete ulaşılamaz.

Bir konu hakkında duyduğunuz her söze inanmayın. Söylenen doğru mu, yanlış mı biraz araştırın bakalım. Belki de size söylenen yanlıştır. İftiradır. Bununla bir hükme varırsanız sonra bunu nasıl telafi edersiniz?

Elimde 52 yıl önceden kalan iki mektubu okuyunca bana hak vereceksiniz. Mektubun sahibi, o zamanlar Havza merkez okullarından birinde öğretmenlik yapan saygın bir öğretmendir. Mektubu, Lâdik Akpınar İlköğretmen Okulu ikinci sınıfta okuyan oğluyla ilgilidir. (Adlarının yalnız baş harflerini yazacağım.)

Birinci mektup: ‘’ALLAH BELANI VERSİN!’’

 ‘’Zeki Sarıhan,

Oğlum M.Ç’nu yalancılığa, sahtekârlığa, sigaraya, tembelliğe ve daha birçok fena alışkanlıklara sürüklediğini öğrendim. Sen yarın bu memleketin çocuklarına ahlak kural ve kaidelerini öğretme bakımından nasıl öncü olursun? Bu yaptığın alçak hareketlerden hiç vicdan azabı duymadın mı? İnsan akıl ve idrakten eksik bir çocuğu bu derece baştan çıkarırken Allah’tan korkmaz mı? Bu yaptığın iş, yarının öğretmeni olacak kişiye yakışır mı? Çocuğumu baştan çıkarmakla beni bir evlattan ettin. Bundan sonra sana uyarak aşağılaşan ve ruhsuzlaştırdığın çocuğu evlatlıktan reddettim. Beni bir evlattan ettiğin Cenabıhakk’ın gazabına uğramanı Allah’tan dilerim. Senin de ilk oğlunu başkaları böyle yapsın. Ektiğini biç. Allah yanında sen bir katilsin!’’ B.Ç Öğretmen-Havza, 4.6.1964

İkinci mektup: SENİ KARDEŞ BİLDİM

 ‘’Aziz kardeşim Zeki,

Ben ahlak kurallarından sıyrılmış, aile terbiyesinden tezikmiş bir çocuğun bahtsız bir babasıyım. Size, bilmeyerek hakaretler yağdırdığım kanısındayım. Beni hoş gör ve affet. Özür dilerim.

Muhterem kardeşim, bana fena duygulu kişiler böyle sizinle çocuğun yakınlığını söylediler. Bu bir hatadır. Tahmindir. Sen hiç üzülme. Kötü söz, geçmez akçe sahibinindir. Sizi bilmeyerek kırdığım için çok büyük üzüntü içindeyim. Tahmin ederim ki nefsinize uymaz beni hoş görürsünüz. Mektubunuz ve gerçeğin karşısında vicdani sızılar içindeyim. Siz de baba olsanız ve böyle dolandırıcılığa tevessül eden bir evladınız olsa bilmem ne yapardınız?

M. benim şeref, haysiyet ve itibarımdan harcamalar yaptı. Çocuğun sağdan soldan dolandırıcılık yoluyla para alması beni sendeletti. Cidden nefsimden böyle bir fırlatma çıkması ile çok üzgünüm. Hayatta insanın şeref ve haysiyetine uymayan menfur hareketleri bu çocuk neden yaptı? Bu sapıtma ve saplanma neden ileri geliyor bir türlü öğrenemedim.

Yalnız M.’u siz değil de Samsunlu çocuklar mı bu fena yola sürüklüyor? Herhalde bu yola Samsunlu sokak çocuklarının saf buldukları çocuğumu zehirleyerek bu yola sürüklediklerini sezinliyorum.

Ben içi kan ağlayan bahtsız bir babayım. M’un yaptıklarını bu kâğıt üzerinde sıralamaya utanç duyuyorum. Ben yakında hususi sizi ziyarete geleceğim. Bilmeyerek size yağdırdığım hakaretin sıkıntısı, üzüntüsü içindeyim. Kanım içime akıyor. Ben son sınıf öğrencisi olmuş, bu yurdun evlatlarına ışık tutacak genç bir aydını bilmeyerek kırdığımdan utanç duyuyorum. Bana yazdığın mektup beni bir çocuk gibi ağlattı.

Bundan sonra kabul edersen seni bir kardeş, bir arkadaş, gerçek bir dost olarak kabul ettim. Akpınar’dan çıktıktan sonra da sizi her zaman izleyecek ve izinizi kaybetmeyeceğim. Bu olay bir atasözünü hatırlattı. ‘Küsmeyen barışamaz.’

Bundan sonra dostluk bağlarını kalplerimizin içinde ebediyen yaşatacağız. Sizi hürmetle selamlar gözlerinizden öperim (imza)

İşlerim ve imtihanlar bitsin hususi sizi görmeye geleceğim. Bu mektubu alır almaz içimi açıcı bir mektubunuzu gözlüyorum.’’ B.Ç Merkez Okulu Öğretmeni, Havza, 9.6.1964

İŞİN ASLI NE İMİŞ?

Mektupta sözü geçen M. bana yakın yürüyor, peşimden ayrılmıyordu. Ben ise onu serkeşçe hareketlerinden vazgeçirmeye çalışıyor, okumaya özendiriyordum. Babasına mektubumda da bunu anlattım.

M. İle yolumuz 1969’da Gazi Eğitim Enstitüsünde bir daha kesişti. Müzik bölümünü kazanmıştı. Akpınar’da peşimi bırakmamasının nedeni beni izlemekle görevlendirilmesi imiş! (1 Haziran 2016)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X