DOĞA DOSTU ATATÜRK VE “ÇEVRECİ’NİN DANİSKASI” ERDOĞAN
Celal DURGUN...

DOĞA DOSTU ATATÜRK VE “ÇEVRECİ’NİN DANİSKASI” ERDOĞAN

Bu içerik 85 kez okundu.

‘sözün özü’ Celal DURGUN / celaldurgun@hotmail.com

 

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “çevrecinin daniskasıyım” demiş.

Demiş ama Gökova’daki özel koruma bölgesi içinde yer alan Otluk Koyu’nun, koruma altından çıkarılmasına onay verenleri görmemiş!

300 odalı “Konuk Evi” inşaatının başlatılmasına izin verenleri durdurmamış!

“Çevrecinin daniskası” olan kişi; Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin itirazını dikkate almaz mı?

Alması gerekir.

Doğaseverlerin, çevre kuruluşlarının, doğa dostlarının sesine kulak vermez mi?

Vermesi gerekir.

Mesleki kuruluşların kaygılarını dinlemez mi?

Dinlemesi gerekir.

Elli binin üzerinde ağacın kesilmesini seyreder mi?

İsyan etmesi gerekir.

Denizin, doğanın moloz artıklarıyla kirlenmesine katlanır mı?

Durdurması gerekir.

Orman ile denizin, yeşil ile mavinin buluştuğu “cenneti”, cehenneme çevirtir mi?

Durdurması gerekir.

Doğanın yarattığı “cennetin” yok olmasına göz yumar mı?

Gözünü açması gerekir.

Okluk Koyuna yapılan “Konuk Evi”, görgüsüzlüğün, doğa katliamının simgesi olacaktır.

Doğa, kendisine yapılan haksızlığın bedelini misliye geri alacaktır.

“Yaş kesen, baş keser” sözü gerçek olacaktır.

Tarih, o yapıyı o “cennete” yapanları affetmeyecektir.

                        ***                              *** 

Bu yazıda, Atatürk’ün, doğa sevgisini, yeşil tutkusunu okuyacaksınız.

Yaklaşık yüz yıl öncesinin devlet adamları ile günümüz devlet adamlarının çevre duyarlılığını karşılaştıracaksınız.

Atatürk’ü, bir kez daha özlemle, sevgiyle, saygıyla anacaksınız.

***                              ***

Ali Fuat Cebesoy, Atatürk’ün doğaseverliğini şöyle anlatıyor:

“Harp Akademisi’nin üçüncü sınıfına geçtiğimiz zaman Mustafa Kemal, Selanik’e sılaya gitmeden önce bizde misafir kaldı. O günlerin birinde Satılmış Çavuş’u da alarak Alemdağı’na uzandık.

Arkadaşım samimi bir doğa aşığı idi.Ormanlık yerlerden çok hoşlanırdı.

Öğleye doğru pınar başında mola verdik… Uzaklarda bir kasır vardı ve manzarası harikulade güzeldi… Adeta Mustafa Kemal’i büyüledi… Oradan ayrılırken;

Mustafa Kemal: ‘Fuat’ dedi ‘insan yaşlandıktan sonra şehirlerin gürültülü hayatından uzaklaşmalı, böyle sakin ve ağaçlık bir yere çekilmelidir. Bak, şu karşıdaki köşk insanın ruhuna nasıl bir ferahlık veriyor.’

***                              ***

Afet İnan, Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün Çankaya’da yapılmasını, bu bölgenin ağaçlık olmasından kaynaklandığını anlatır.

Latife Hanım, Atatürk’ün kendisine “Ben buraya (Çankaya) bu çevredeki gür yapraklı birkaç güzel ağaç yüzünden taşındım” dediğini belirtmiştir.

***                              ***

Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu “Atatürk’ün Yanı Başında” isimli anı kitabında şunları yazıyor: 

“Çankaya Köşkü’ne girerken büyükçe bir ağacın bir dalı iyice büyümüş ve yol üzerine uzanmıştı. Dolayısıyla bu dal yoldan geçen otomobillerin geçişlerine bayağı engel oluyordu.

Bu sebeple de bu dalın kesilmesi gerekiyordu.

Bahçıvanların bir gün bu dalı kesmeye karar verdiklerini öğrendim.

Bunu sakın Atatürk’ten habersiz yapmamalarını, aksi takdirde Atatürk’ün ağır hışmına uğrayabileceklerini kendilerine tembihleyip, ferdası (ertesi) sabahı ilk iş olarak bu hususu kendilerine (Atatürk) izah ederek anlattım.

Sözüm biter bitmez birdenbire sinirlenerek, “Yahu bunlar benim ağaç sevgimi hala öğrenemediler mi? İyi ki haberin olmuş da önlemişsin, eğer kesselerdi benden iyi bir zılgıt yerlerdi. Söyle onlara Nuri, o dal katiyen kesilmeyecek, o noktaya isabet eden yeri alçaltsınlar, geçişi böyle temin etsinler. Tamam mı?”

“Yine bir gün çiftliğe, Akköprü denilen yere gidiyorduk.

Yanımızda Afet İnan da vardı.

O bölgeye Atatürk’ün talimatıyla özellikle hep yemiş açları dikildiği için buraya “yemişlik” adı verilmişti.

Ben şoförün yanındayım.

Arkamdan şoföre ’yavaşla’ dedi, yavaşladık; ağır ağır giderken onun arkadan dikkatle etrafı tetkike başladığını gördük.Bir müddet baktıktan sonra şoföre, ‘Geri dön’ dedi, döndük.

Yine yavaş yavaş aynı yoldan giderken o yine dikkatlice etrafı süzüyordu.

Bir müddet sonra tekrar, ‘Geri dön, yola devam’ dedi.

Hepimiz ne oluyor diye şaşırmıştık ki, bize doğru döndü ve sertçe ‘Burada bir iğde ağacı vardı, ne oldu?Ne yaptılar bu ağaca?’ diye sordu.Hepimiz bu sefer iyice şaşırdık.

Benim bu hususta dikkatimi çok iyi bildiğinden özellikle tekrar bana sordu.’Nuri ne oldu bu iğde ağacına?’

Çok şaşkındım, ama hemen toparlanarak cevabımı veriverdim.

‘Paşam, ben bu yemişlikler dikilirken yoktum, o sebepten bilemiyorum, bilen varsa sorup öğrenip size malumat veririm’ deyince ‘Vah, vah gitmiş bizim iğde ağacı, gerisi boş laf’ diye cevapladı ve şoföre, ‘Süürr’ emri verdi.

***                              ***

Atatürk, Latife Hanım’la evlendikten sonra, Çankaya Köşkü’nün yeniden düzenlenmesini ister.

İzmir’den bir mimar, düzenleme işini üstlenir.Hazırladığı projeyi Atatürk’e sunar.Atatürk, bahçede yerinde anlatmasını ister.Birlikte köşkün bahçesine çıkarlar.İrikıyım bir kayın ya da karakavak ağacının önüne geldiklerinde; Mimar, “Bu ağacı da keseceğiz Gazi Hazretleri, çünkü yolu engelliyor” der. Atatürk birden durur; kızdığı gerilen yüzünden belli olur.

“Vay beyim vay, ömründe böyle bir ağaç yetiştirmişliğin var mı ki fütursuzca ‘Keselim’ diyorsun?” diye köpürür.

Mimar, İzmir’e geri gönderilir.

***                              ***

Yıl 1937, Atatürk Mersin’dedir.

Yanında Celal Bayar, Şükrü Kaya, Sabiha Gökçen ve devlet erkânından görevliler vardır.

Bir portakal bahçesine giderler. Sabiha Gökçen, soyduğu portakalı Atatürk’e ikram eder.

Atatürk, portakalı almaz, bahçedeki portakal ağaçlarına bakarak “bana bir çakı verin, ben kendi elimle bir ağaçtan portakal keseceğim, kendi elimle soyacağım ve yiyeceğim, bunu da ilk defa yapacağım” der. Kendisine uzatılan çakıyı alır, dalından kopardığı portakalı afiyetle yer.

Atatürk, tam bir doğa dostudur.

Bir konuşmasında “Ağaç, çiçek ve yeşillik medeniyet demektir… Yeşil görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur.Burasını öyle ağaçlandırınız ki, kör insan bile yeşillikler arasında olduğunu fark etsin” demiştir.

Sinan Meydan, Atatürk’ün ağaç sevgisini, “yüce” bir sevgi olarak niteliyor ve Atatürk’ün, İnönü’ye söylediği bir sözünü hatırlatıyor.

“Çabuk bana bir din bulun. Ağaç dini… Bir din ki, ibadeti ağaç dikmek olsun!”

***                              ***

Atatürk, hasta yatağındayken bile ağaca ve yeşile duyduğu sevgiden söz eder.

Sabiha Gökçen, Atatürk’ün o günlerde söylediklerini şöyle anlatıyor:

“ İçimdeki duyguları anlatabilmekte güçlük çekiyorum. Bu yeşil tutkusunu, bu ağaç sevgisini...

İnsanlar öldükleri zaman böyle ormanlıklar içine gömülmeliler. Hiç olmasa orada ağaçların serinliği ve koruyuculuğu altında rahat ederler.”

Atatürk, “Ormansız ve ağaçsız toprak vatan değildir. Eğer vatan denilen şey kupkuru dallardan, taşlardan, ekilmemiş alanlardan, çıplak ovalardan, kentlerden, köylerden oluşmuş olsaydı, onun zindandan hiçbir farkı olmazdı” demiş ve yurttaşlarını, ağaç dikmeye, yeşili sevmeye, tarlalarını işlemeye, ovalarına sahip çıkmaya, dağlarını ormana dönüştürmeye davet etmiştir.

***                              ***

Atatürk’ün sağlık nedeniyle Yalova’daki köşkte kaldığı yıllarda buraya görevli ya da konuk olarak gelip gidenler artmıştı.Üstelik köşkün bütün gereksinimleri İstanbul’dan karşılanıyordu.

Denizyolu ile Atatürk’ün çiftliği ve termal tesislerine giden karayolu arasında bir bağlantı istasyonu görevi görsün diye bir binanın yapımına girişildi.

Vapur bekleyenler ya da vapurdan inenler burada dinlenebileceklerdi.

Ayrıca Atatürk’ün deniz kıyısına indiğinde soluklanacağı bir yer olarak düşünülmüştü.

Bu bina iki katlı ahşap bir köşk olarak tasarlandı.

Yetkililer, Atatürk’ün doğa sevgisini bildikleri için asırlık bir ağacın altına yaptırdılar.

Ne var ki, ağacın o kadar yakınına sokulmuşlardı ki, bina yükselince koca koca dallar arasında kalıverdi. Asırlık ağaç yeni sürgünler verip yapraklanınca köşkü tehdit eder oldu.

Bu durum karşısında akla gelen ilk şey ağacı kesmek oldu.

Ancak Atatürk’e danışmadan bu işe cesaret edemediler.

Atatürk, “Bir köşk için bir ağacı feda edemem.” dedi.

İstanbul’dan, Tramvay şirketinden mühendis ve teknisyenler getirtti.Bina “caraskal” (ağır şeyleri kaldırıp taşıyan vinç) ile askıya alındı.Altına raylar döşendi.Ağır ağır kaydırılarak ağaçtan uzaklaştırıldı.

Bütün bu işler olurken Atatürk olan biteni dikkatle izledi ve oradan ayrılmadı.

 

KAYNAK: AKL-KEMAL / SİNAN MEYDAN

BÜTÜN DÜNYA / TEMMUZ 2013

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X