Üniversitelerde Rektörlük Seçimi
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Üniversitelerde Rektörlük Seçimi

Bu içerik 915 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ kekocabasgmail.com

“Üniversiteler gerçeklerin tartışılarak arandığı kurumlardır… Tartışma olmayan yerler üniversite değildir…”

                   Cahit ARF

Üniversite kavramı nedir ve  nasıl tanımlanmalı… Prof. Dr. Yılmaz Esmer bizim de katıldığımız evrensel tanımı “Sınır tanımadan öğrenmenin araç değil amaç kabul edildiği; bu amacın hiçbir ideolojiye, dogmaya, siyasi hedefe ikincil kılınmadığı ve bunların hiçbirinin, öğrenmenin ve araştırmanın ufkunu daraltmasına izin verilmediği; bilginin toplumda o an geçerli ideolojilere göre yararlı-yararsız diye sınıflandırılmadığı; siyasi otoritenin de, piyasa güçlerinin de egemen olamadığı bir sığınaktır” ifadeleriyle yapıyor. Bu tanım günümüz üniversitelerini anlayabilmemiz ve bu tanımın neresindeyiz anlamında çok önemli.

Şimdi güncel bir soruna gelelim. Boğaziçi, ODTÜ, İstanbul Teknik, Yıldız Teknik, Ankara,  Dokuz Eylül, Ege, Çukurova, Atatürk, Dicle, Erciyes, Fırat, Gazi, Gaziantep, İnönü, Karadeniz Teknik, Ondokuz Mayıs ve Trakya Üniversitelerinin aralarında bulunduğu 18 üniversitede 12-14 Temmuz 2016 tarihleri arasında rektörlük seçimleri yapılacak. Üniversiteler 6 aday belirleyecek, YÖK ise bu 6 adayı 3’e indirecek ve Cumhurbaşkanlığına bildirecek. Cumhurbaşkanı da bu 3 adaydan birini ilgili üniversiteye rektör olarak atayacak. Yöntem bu…

Bizim üniversitede de 12 Temmuz 2016 tarihinde rektörlük seçimi var. Rektör adayı olduğunu açıklayan 10 aday var. Adaylar yoğun bir şekilde fakülteleri dolaşarak öğretim üyeleri ile tek tek veya bölüm bazında toplantılar yaparak, görüşlerini ve  projelerini açıklıyorlar, sorulan soruları yanıtlıyorlar. Seçmen bir akademisyen olarak sürecin tüm anti-demokratik doğasına rağmen aday olma medeni cesaretini gösteren tüm adayları bu nedenle kutladıktan sonra, “Nasıl bir üniversite düşlüyorsunuz?, demokratik-özerk üniversiteden ne anlıyorsunuz?, rektör olduğunuzda üniversitenin özgünlüğünü ve özerkliğini tüm erklere karşı koruyacak mısınız?, sizden önceki rektörden farklı neler öngörüyorsunuz?, üniversitede ilk üçe giremezseniz ama rektör olarak atanırsanız görevi kabul eder misiniz?, akademik özgürlükten ne anlıyorsunuz?” anlamında sorular soruyoruz bu buluşmalarda. Bu sürecin en olumlu yanı dört yılda bir seçimler nedeniyle üniversite ailesinin yoğun bir şekilde “üniversite” kavramını tartışır  olması ve adayların düşüncelerini, projelerini yazılı hale getirmeleridir.

Bu seçimlerin tümüyle anti-demokratik olduğu çok açık. Üniversitelerde rektörün seçimle belirlenir hale geldiği dönemden beri tüm akademisyenler, öğretim elemanları dernekleri seçim yönteminin demokratik olmamasına hep itiraz etti. Siyaset kurumu ise üniversiteden yükselen bu itirazları hiç ciddiye almadı ve çözüm üretmedi. Yaklaşık 25-30 yıldır bu garabet durum aynen devam ediyor. Her iktidara gelen siyasal parti  kendi YÖK’ünü ve kendi üniversitesini oluşturma adına bu seçim yöntemini ve bir 12 Eylül armağanı olan YÖK yasasını kaldırmaya yeltenmedi. Sorunlar da eklenerek,  artarak devam etti.

Üniversiteler, artık kendi rektörlerini seçmelidir ve seçim üniversitede bitmelidir.  Mevcut durum seçim değildir. Demokratik katılım kültürü adına bir aldatmacadır.  Sadece aday olanlar arasında ilk altıyı belirleme seçimidir. Üniversite iradesi asla değildir. Üniversitede ilk altı belirlendikten sonra tüm adaylar Ankara kulisi içinde olacaklar. Siyasal, dinsel aidiyetler üzerinden gelişen bu kulislerde üniversite kavramının içi boşalmakta, değersizleşmekte ve sonuçta siyasal iktidara bağlı bir üniversite (!) yapısı ortaya çıkmaktadır. 2016 koşullarında yaşadığımız süreç budur.  Bu sürecin, içine kapalı, tepki vermeyen, toplumsal vicdan sorumluluğu olmayan bir üniversite yarattığını yaşayarak görmekteyiz.

Daha önce de tüm platformlarda dillendirdiğim bir örnek var. Haziran 2015’te ülkedeki 299 Anadolu Öğretmen Lisesi   Milli Eğitim Bakanlığınca kapatıldı. Anadolu Öğretmen Liseleri eğitim fakültelerinin en önemli öğrenci kaynağıydı. Bu kapatma olayına ülkedeki hiçbir eğitim fakültesi ve üniversite itiraz etmedi. “Yanlış yapıyorsunuz, eğitim fakültesine gelen öğrenci niteliğini bu karar düşürür ve bu nedenle nitelikli öğretmen yetiştirmede geri kalırız” diyemediler.

Bu örnekte olduğu gibi siyasal erke bağlı bir üniversite olunca üniversite konuşamaz, demokratik tepki veremez ve toplumsal vicdan olamaz. Aynı şekilde herhangi bir dinsel cemaat ve yapılanma veya herhangi bir sektöre mahkum olan üniversite evrensel üniversite kavramından uzaklaşır.

Son yıllarda siyasal iktidar; okulöncesi, ilköğretim ve orta öğretim kurumlarında eğitimin evrensel, laik, demokratik, bilimsel karakterini yok ederek yoğun dinselleştirme  gayretleri içindedir. Pedagojik olmayan ve ülkeyi aydınlığa götürmeyecek bu eğitim politikaları nedeniyle, eğitim niteliğini tümüyle  kaybetmektedir. Üniversiteler, eğitim yapan, bilgi üreten ve toplumuna, evrensel dünyaya karşı sorumluluk duyan bilim kurumlarıdır, evrensel kentlerdir. Üniversiteler, akıl ve bilimin kurumlarıdır. Bu kurumları her tür erkten bağımsız kılabildiğimiz oranda üniversiteler gerçek üniversite olacaklardır.

Demokratik ve özerk bir üniversite özlemiyle …

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X