Eskişehir İzlenimleri / 1 - Eskişehir bir Turizm Kenti midir?
Hamdi TOÇCUOĞLU...

Eskişehir İzlenimleri / 1 - Eskişehir bir Turizm Kenti midir?

Bu içerik 379 kez okundu.

Hamdi TOPÇUOĞLU

Hafta sonunda Kent Konseyleri Platformu Yürütme Kurulu toplantısı için Eskişehir’deydim.

Odunpazarı, Türkiye Kent Konseyleri içinde en iyi örgütlenebilmiş olanlarından. Yerel yönetimle konsey arasındaki uyum, kentin hem fiziksel hem de sosyal dokusuna yansımış.

Belediye Başkanı Kazım Kurt, Eskişehir Kent Konseyi Başkanıyken milletvekili seçilmiş; milletvekilliğini tamamlamadan Odunpazarı Belediye Başkanı seçilmiş. Aslında bu tek cümle bile amacı halka hizmet olan siyasetçiler için önemli uyarılar içeriyor.

Halka hizmetin makamı yok bence de. Önemli olan aynı havayı teneffüs ettiğimiz insanlarla, aynı suyu içebilmek, aynı sofrayı paylaşabilmek; aynı tasayı ve sevinci paylaşabilmek.

   *             *             *

Sanayileşme ve kırsaldan bitmek bilmeyen hızlı göç ve iktidarın inşaata dayalı ekonomi anlayışı bu kentleri kimliksizleştirmiş, birbirinin kopyası beton yığınlarına dönüştürmüştür.

Son yıllarda birçok yerde zorunluluktan da doğan kentsel dönüşümlerde izlenen tarihsel ve doğal dokuları önemsemeyen yaklaşımlar bu kentlerin belleklerini sonsuza dek silmektedir.

Eskişehir bu açılardan çok şanslı bir kent.

1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren birkaç gez görüp gezdiğim Eskişehir’i bu kez, geçmişiyle bütünleşmiş bir kent olarak görmenin hazzını yaşadım.

Odunpazarı, Eskişehir’in geleneksel dokularının yoğun olduğu bir yer. Gezerken her sokağın, her binanın, her avlunun; hatta her cumbanın, size ‘ben Anadolu’yum, özgünüm’ diye seslendiğini hissediyorsunuz.

Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Büyükerşen ve ekibi bu tarihsel dokulara adeta yeniden can vermiş.

Odunpazarı sokakları pırıl pırıl. Minicik dükkânlar, arastalar, bedestenler, Kültür merkezleri cıvıl cıvıl. Müzeler, sergi salonları huşu içinde konuklarını ağırlıyor.

Cadde üstünde onlarca tur otobüsü görüyorum. Birçok turist Ankara’dan İstanbul’dan trenle geliyormuş.

Konakladığımız Abacı Otel, belediyenin restore ettiği işletmeciye kiraladığı geleneksel mimarinin muhteşem örneklerinden biri. Böyle bir otelde konaklamak bir ayrıcalık. Avlular, odalar buram buram tarih kokuyor.

Görevlilerden otelde doluluk oranının % 80’in altına düşmediğini öğreniyor; Bodrum’daki işletmelerimizin hal-i pürmelalini düşünüp üzülüyorum.

Bilmem kaç kez söyledim. İşe yaramadığını bile bile söylemekten çekinmeyeceğim. Bodrum tarihsel kökleriyle buluşmadan bu fırtınayı atlatamaz. Bu yıl terörden etkilendik, doğru. Ancak kimse terör bitince, otellerin dolup taşacağını, mavi yolculuğun, yıl üç mevsim, dolu dolu yapılacağını sanmamalıdır.

Bodrum’un turizminin, dünyaya Karya konseptiyle çıkma zamanı çoktan gelmiştir. Bodrum turizmi, adım adım, Karaova’yla, Milas’la, Yatağan’la, Kavaklıdere ve Muğla’yla bütünleşen bir yapılanmayı gerçekleştirmek zorundadır. Aksi takdirde Bodrum’un “Sağırlar körler birbirini ağırlar” turizmine mahkûm olacağını herkes bilmelidir.

Dönüşte bir grup yerli yabancı Bodrumluyla karşılaştım.

Kastamonu’dan geliyorlarmış. Kastamonu’yu öve öve bitiremediler.

Şu bir gerçektir ki Anadolu’da yeni çekim merkezleri arttıkça kıyı kentlerimizin bundan etkilenmemesi olanaksızdır.

Gelin bu gerçekleri görelim pansuman tedbirlerle Bodrum turizmine kurtuluş reçeteleri yazmaktan vazgeçelim.

Hiç değilse Eskişehir örneğinde olduğu gibi bozkırda yirmi, yirmi beş yılda yaratılan kentlerden ders alalım.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X