Mezuniyet konuşması
Zeki SARIHAN...

Mezuniyet konuşması

Bu içerik 627 kez okundu.

Zeki SARIHAN

Türkiye’nin bütün okullarında ders yılını bitiren ziller çaldı. Törenler yapıldı, karneler dağıtıldı.

Öğretmen okullarında da altıncı sınıfların mezun oldukları gün, velilerin de çağrıldığı görkemli bir tören yapılırdı. Bu törenlerde mezunlar adına bir öğrenciden başka beşinci sınıflardan bir öğrenci de uğurlama konuşması yapardı.

30 Haziran 1963 günü yapılacak mezuniyet töreninde, Akpınar İlköğretmen Okulunda beşinci sınıflar adına uğurlama konuşması yapma görevini bana verdiler.

Konuşmamı hazırladım. Önce müdüre okudum. Beğendi, bir kez de edebiyat öğretmenleriyle birlikte dinledi.

Konuşmamı dikkatle temize çektim, yazı makinesinde çoğalttım.  Kırlara çıkarak onu ezberlemeye çalıştım. 26 Haziran günü bir nüshasını bırakmak üzere müdürün odasına gittim. Yanında Eğitim Şefi Şevket Cansu da vardı. Sonradan bir sorun çıkarmaması için…

-Efendim, şuraya bir ibare ekledim, dedim. Mezunlara hitap eden kısımda daha önceki cümle şöyleydi: ‘’Siz aydınlığın meşalesi, çamurlu köy yollarına düşeceksiniz’’

Eklediğim kısımla cümle şöyle olmuştu:

“Siz 17 Nisanların Işığında, ellerinizde aydınlığın meşalesi, çamurlu köy yollarına düşeceksiniz!”

Müdür metni benden aldı, kalemini çıkardı, bu cümleyi çizecekti ki birden köpürdü.

-Niye değiştiriyon! Sizinle mi uğraşacağız? Niye değiştirirsiniz!’’ diye bağırdı. Sonra da…

-Sen okumayacaksın! diyerek yazıyı parça parça edip çöp sepetine attı!

Yazıyı hazırlamak ve ezberlemek için gösterdiğim bütün çabalar boşa gitmişti.

Konuşmayı benim yapacağımı bilen öğretmenlerin ve arkadaşların yanında mahcup olmak da vardı.

İyice emin olmak için:

-Ben konuşmayacak mıyım? diye sordum. Bundan emin olmak isteyişimin bir nedeni de kürsüye çıkmayacaksam ütü falan yaptırmak gibi gereksiz masraflara girmemekti…

Müdür, sert ve kararlı bir sesle:

-Hayır! Okumayacaksın! dedi.

Soğukkanlılığımı kaybetmeyerek ve bu sonuca aldırmaz görünerek odasından çıktım.  Fakat fena halde onurum kırılmıştı. Bunun yanında Köy Enstitülerinin adından bile ürkülmesi beni üzüyordu.

Bütün insanlığa küskündüm. Artık kimse ile konuşmayacaktım. Artık okulda ne bir görev alacak, ne bir sosyal çalışmaya katılacaktım. Ölecektim! Onlar da öldüğüme sevineceklerdi. “Bana bu yaptıklarından elbet de pişman olacaklar”dı. “Kendi kendilerinden utanacaklar’’dı. ‘’Müdürümüz çalışkan’’dı “ama anlayışsız ve bilgisiz”di. “Kendini harcıyor’”du.

30 Haziran 1963 günü okulumuzda mezuniyet günü için büyük bir kalabalık toplandı.  Konuşmayı sınıfımızdan başka bir arkadaşa yaptırdılar.

İdarecilerimiz ve öğretmenlerimiz, bazı konularda ‘’İleri gitmemi’’ engelliyor olsalar da benden vazgeçemiyorlardı. 1964 yılında bu kez mezunlar adına konuşma yapmak için gene beni görevlendirdiler. İdealist bir öğretmen olarak mezun olmaktan ve gideceğimiz köylerde mucizeler yaratma hayalimden duyduğum heyecan konuşmamın her cümlesine yansıyordu:

Altı yıl önce daracık dünyalı köy çocukları olarak bu okula gelmiş ve hümanizmin derin kirizmasından geçmiştik. Şimdi görevimiz geride kalanları kurtarmaktı. Anadolu perişan durumdaydı. Anadolu insanı bozkırın yağmura susamışlığı gibi ışık ve bilim sağanağını beklemekteydi. Halkın alınteri ile kurulmuş bu okullarda yetişen biz halk önderleri, ulusun önüne geçecek, onu kurtaracaktık. Böyle bir ateşle Anadolu’ya dağılıyorduk. Bizimle birlikte Türkiye’nin bütün okullarında ziller çalacaktı. Ardımıza bakmadan gidiyorduk. Bu yolun yolcusuna dönüş yoktu. Nura doğru can atan bir insan seli yaratmadıkça, her bucağını mutlu insanların yaşadığı yer yapmadıkça görevimiz bitmeyecekti. Gerekirse kendimizi Zap Suyu’na vermekten kaçınmayacaktık. Her birimizin mezarı bir köyde kalacaktı. Türk zaferlerinin en büyüğü, gerilikle yapılan bu savaşta kazanılacaktı. Bozkırı şenlendirecek ve Anadolu’da dünya cenneti kuracaktık…

Dinleyicilerden bazıları ağlıyordu…

Konuşmamın tam metni, Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonunun aylık yayın organı Birlik Dergisinin Ağustos 1964 tarihli sayısında “Mesleğe İlk adım” başlığı ile yayımlandı.

Bilmem şimdiki mezunlar da böyle bir ruhla yetişiyor ve bu ruhu konuşmalarına yansıtıyorlar mı? (19 Haziran 2016)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X