Ülke gündemini anlamaya çalışmak
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Ülke gündemini anlamaya çalışmak

Bu içerik 689 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ - kekocabasgmail.com

Bugünlerde ülkede hava çok sıcak. Termometreler 40 dereceyi aşan rakamlar gösteriyor. Üniversitelerde bütünleme sınavları var. Öğrenciler bu sıcaklarda kendilerini var etmeye çabalıyorlar, hocalar da kağıt okuyor, sınavdan sınava koşuyor. 19 kamu üniversitesinde ve bizim üniversitede rektörlük seçimleri var. Adaylar, broşürlerini  dağıtarak, konuşarak kendilerini anlatıyorlar. Öğretim üyeleri demokratik olmayan seçim sistemi nedeniyle bu sürece çok ilgili değiller. Ülkenin siyasal gündemi ise daha sıcak; gergin ve agresif… Dışarıdan ülkeyi izleyenler ülkenin ruh halini anlamakta güçlük çektiklerini ifade ederken, garip, kaotik bir iklim ülkeyi adeta teslim aldı, bir anafora doğru sürüklüyor. Tüm bu koşullarda  biz de yaşananları anlamaya çaba gösteriyoruz.

Son bir ayda neler yaşadığımıza, hangi tartışmaların ülke gündemine girdiğine bakalım. İstanbul’da oruç tutmuyorlar diye basılan mekanlar, Gezi Parkı ile yeniden başlayan tartışmalar, İzmir-Menderes’te yakalanan katil zanlısı ile övgü dolu sözlerle selfi çektirme merakındaki emniyet yetkilileri, namaz kılmayanlara hayvan diyen ilahiyatçı bir akademisyen (!) ve buna karşı itirazı olmayan, tepki vermeyen üniversiteler-ilahiyat fakülteleri... Biraz daha sayarsak; hamile bir kadın öğretmene neden oruç tutmuyor diye mobing uygulayan okul idaresi, Ankara metrosunu haremlik-selamlık şeklinde vagonlara ayırmaya yönelik çabalar, okullarını savunma durumuna gelen, yandaş örgütlenmelere itiraz eden liseliler, üniversitelerde öğretim üyelerine yönelik soruşturmalar ve işten atma gayretleri, Milli Eğitim Bakanlığına paralel olarak kurulan, ne yapacağı açık ve net olmayan Maarif Vakfı, Osmanlının çağdışı kalmış sıbyan mekteplerini yeniden kurma gayretleri, Bolu Milli Eğitim müdürünün 10. Yıl Marşını yasaklaması ve tepki verenlere gazlı müdahale. Milli Eğitim bakanlığında tüm ders kitaplarının dinsel ayetlere ve kurallara göre hazırlanmasına yönelik basında çıkan haberler…

Sonuçta Cumhuriyetin tüm izlerini silme gayreti, yeni Osmanlıcılık düşleri, Yeni Çağ’ın argümanları ve araçlarıyla Orta Çağ’a dönüşüm arzusu ortaya çıkıyor. Bilime, toplumsal gelişim diyalektiğine, pedagojiye tümüyle aykırı kurumsallaştırılan din eğitimi ile  ülkenin tümüyle ayrıştırılması yaşanıyor. Türkiye hızla; birbirleriyle konuşamayan, empati yapamayan, nüfusunun yarısının ötekileştiği anti-demokratik bir topluma doğru evriliyor, bu nedenle de demokratik hukuk devleti rotasından da hızla İslami otokratik bir sisteme doğru yol alıyor. Bu süreçler rasyonel mi? Tabii ki hayır… Tüm bu süreçlere itirazımız olduğu çok açık. Zira ülkede yurttaşlık temelli beraberliğin zedelenmesinin yaratacağı travmaları komşularımız Suriye’de, Irak’ta acıyla izlemekteyiz. Cumhuriyet ve laikliğin tüm yurttaşları birleştiren ortak değer olması gerçeğinin önemi, bir kez daha önümüze geliyor.

23 Haziran 2016 tarihli Birgün gazetesinde Prof. Dr. İbrahim Kabaoğlu Hoca yazısında “… Eğer anayasa iktidar aracına dönüştürülürse, toplumsal barış yerine savaş aracı haline gelmeye başlar. Dinin siyasete alet edilmesi durumunda ilahi söylem ve eylemler, savaş aracı olarak kullanılır. Böyle olunca, ilahiyatçılar tarafından barış ayı  olarak nitelense de, ramazan ayı, yönetenlerce bir savaş aracı haline getirilir. Anayasa, toplum mühendisliği hizmetinde araçsallaştırılarak, bugünkü ve gelecek kuşakların birlikte yaşam metni olmaktan çıkarılarak, kişisel iktidarı pekiştirme hizmetine konulunca, savaş aygıtına dönüştürülür. Organize iftar yemekleri, seçim meydanlarından daha politik ve toplumu ayrıştırıcı konuşmaları sahneleme vesilesi olur” diyerek son günlerde yaşananları anayasa ve toplum mühendisliği penceresinden yorumluyor.

Yine aynı gün Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde Prof. Dr. Emre Kongar ülke gündemindeki tartışmalara yönelik “Unutmayalım: Birey hem Müslüman hem de demokrat olabilir...  Ama din/mezhep kimliğiyle, nefret söylemi kullanılarak yapılan politikadan “Demokrasi” çıkmaz!” diyerek önemli bir uyarı yapıyor.

İçinde yaşadığımız bu süreçte iktidar ve muhalefet liderlerinin söylemlerini sertleştirdiğini de görüyoruz. Cumhurbaşkanı tümüyle iktidar partisi söylemini üstlenmiş, tek sesli fiili başkanlık sisteminin gerektirdiği tüm adımları hızla atma telaşında. Ülkenin içinde bulunduğu bu ağır koşullarda kafasındaki yönetim modelini oturtma çabasında. Yargının tümüyle siyasal iktidara bağlı kılınmasına yönelik yasa hazırlıkları bu arayışın önemli bir kanıtı. Ana muhalefet lideri de son iki ay içinde söylemini sertleştirerek, iktidarın ülkeye yönelik projesinin vahametini anlayarak,  iktidar tarafından ülkeye dayatılan otokratik yönetim modeline engel olma çabalarıyla topluma uyarılar yapıyor. Siyasal iktidarın laik, demokratik, Cumhuriyet projesinden ülkeyi çok hızlı bir şekilde uzaklaştırmak amaçlı  son adımları atmakta olduğunu görüyoruz. Sertleşmelerin altında, her iki tarafın bu hamleleri görerek üslup değişikliğine gittiği yorumları hızla yaygınlaşıyor.

Yaşanan bu tartışma, ülkede “demokratik hukuk devleti” üretir mi? Tabii ki hayır… Ülkenin mezhepsel, etniksel ayrımlara değil, yurttaş temelli beraberliğe gereksinimi var. Bu tartışmalar ve üslubun ülkeyi çok büyük sıkıntılara, ağır tartışmalara ve kaosa götüreceği  açık. O nedenle sağduyu çağrısıyla, demokratik hukuk devleti bağlamında toplumun bütünleşmesi  gayretleri içinde olmanın temel güncel bir görev olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Ne dersiniz?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X