Gün gelir, ‘O HALK’a işin düşer
Gülçin ERŞEN...

Gün gelir, ‘O HALK’a işin düşer

Bu içerik 788 kez okundu.

Gülçin ERŞEN

“Ananı da al git!”, “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dediğin; yıllarca ne idiğü belirsiz davalarla hapislerde tutulmasına, sağlıklarının, onurlarının, meslek ve aile yaşamlarının zarar görmesine göz yumduğun, “savcı”lıklarını yaptığın; “Tencere tava hep aynı hava” diye eylemlerini alaya aldığın; gaz fişeklerini, tazyikli ilaçlı suları, polis dayağını ve kurşununu reva gördüğün o halka da gün gelir işin düşer...

15 Temmuz Cuma Milas’tan yorgun argın eve döndükten sonra, gece geç saatlerde televizyon kanalarını arasında gezinirken, olayı ilk duyduğum anda, saatler sonrasında ve ertesi gün duygu ve düşüncelerim değişti durdu. Bu satırları da eski bir ajandaya karalayarak kaleme aldım önce ve sonra bilgisayar başında klavyenin tuşlarına basarak tamamladım.

Böyle değilse de, bir “kalkışma” olacağını, sağduyu sahibi bir aydın yurttaş olarak aylardır öngörüyordum. Çünkü, siyasi iktidarın iç ve dış politikadaki yanlış uygulamaları, buna çoktan zemin hazırlamıştı. Öte yandan; emekli albay kızı ve kızkardeşi olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) “darbe” yapmak istemediğini, Türkiye’nin siyasal, toplumsal, diplomatik meselelerini kendi iç dinamikleriyle çözmesini savunduğunu biliyordum...

İlk önce iyimserlikle, bu olay halk kitlelerinin ve onların desteğinin ne büyük bir güç olduğunun siyasi iktidarca kabullenildiğini gösterirken, “Gezi Direnişi / Haziran Hareketi” sonrasında halkın da bunun iyice ayırdına varmasına neden oldu diye düşündüm. Ertesi gün yanıldığımı anladım.

 

Yerli IŞID’çılar...

Güllük’te gece yarısından sonra bir saat içerisinde üst üste 3-4 kez ezan okundu ve ardından halk sokağa çağrıldı. Bir süre sonra tekbir sesleriyle bir topluluğun eylem yaptığı duyuldu. Camiden de koro halinde salavat getirildi falan... N’oluyoruz? Ülke “kafir düşman” işgaline uğradı da, onlara karşı müslüman halk “cihad”a mı kalkışıyor?

Eğer darbe girişiminde bulunanlar ordu içindeki “paralel yapı mensupları” ise, daha üç beş yıl öncesine kadar AKP iktidarı ile kolkola yürümüyorlar mıydı? Son günlerde “Fettullah Gülen Terör Örgütü” denilen yapılanmanın, Emniyet Teşkilatı ve TSK içindeki uzantıları son 20-30 yıldır siyasal iktidarlarca desteklenip, korunup kayrılmamış mıydı? Daha Necmettin Erbakan’ın sağ olduğu, Recep Tayyip Erdoğan’ın onun rahlei tedrisatından geçtiği (ondan ders aldığı) dönemlerde, Fettullah Gülen, onlarca ve yandaşlarınca “kutsal ve ermiş bir din adamı” sayılmıyor muydu? 17 Aralık Operasyonu’ndan sonra ne olduysa oldu. Bunları da unutmadık, kimse de unutmasın!

Şimdi sokağa dökülen halk, Recep Tayyip Erdoğan’ın cep telefonlarına gönderdiği iletide “Türk Mileti’nin değerli evlatları”, “Şerefli Türk Milleti” diye anılıyor. Oysa, direniş eylemlerinde sokağa çıkanlar, camiye sığınanlar, oradaki yaralılara yardım edenler “Çapulcu”ydu. Hepsi nasıl da karalanıp, suçlanıp, iftiralara uğramışlardı. O zamanki protesto eylemleri nasıl siyasi iktidarın uygulamalarına karşıysa, bu eylem de - anlaşıldığı ve anlatıldığı kadarıyla – siyasi iktidarın kendisinedir.

Bizler Erdoğan’ın ilk kez “Türk Milleti” tamlamasını kullanmasını takdir etsek de, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel kurulunda konuşan siyasi liderler “Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak” vurgusu yaparak bizlerin yüreğine su serpmeye çalışsalar da, HDP’li milletvekilinin konuşmasında halâ ısrarla “Türkiye Halkları” demesi, neye ve kime hizmettir? (Türk Halkı demekten kaçınanlar varken, “Türkiye Halkı” sözü de birilerinin içine sinmiyor, rahatsızlık veriyor anlaşılan! Birilerinin bunlara dilbilgisi, toplumbilim, tarih dersi vermesi şart. Tıpkı müslüman geçinen yobazlara, insanlıktan uzak insan müsvettelerine de birilerinin gerçek dini ve insanlığı öğretmesinin gerektiği gibi.)

 

Ne idüğü belirsiz darbe

İşin kötü tarafı, yine “At izi it izine karışmış” gibi. Tersi yönde söylentilerde bulunsa da, Paralel Yapı’nın darbe girişimi denilen bu kalkışmayı siyasi iktidar yine kendine yontmayı başarmıştır.

Olayın ertesi günü, daha öncesinde yaptığım programa sadık kalarak Bodrum’daki Askeri Kamp’a gittim. Her rütbeden ve sınıftan askerin, aileleriyle, çoluk çocuğuyla tatil yapmakta olduğu yerde de kafalar karışıktı, herkes şaşkınlık içerisindeydi. Bir yandan televizyonlardan ya da sosyal medyadan olan bitenleri anlamaya uğraşırken, diğer yandan telefonla bilgi almaya ve vermeye çalışanlar vardı. Kulak misafiri olduğum konuşmalardan bazıları:

Bir subayın telefondaki “Ne?! Onlar da mı paralelciymiş. Paralelciler dışında kimse yok mu?.. “;

Orta yaşlı bir kadının “Ah yavrum! Onlar daha tüyü bitmemiş askercikler... Ne bilsinler, hiçbir şeyden haberleri yokmuş ki! Elleri kırılsın yapanların!”;

Başka birkaç kişinin “Kuleli Askeri Lisesi’ndeki çocuklar tatbikat sanmışlar. Komutanları uyandırıp ellerine silahı tutuşturmuş, git bekle demiş. Onlar ne olduğunu bile bilmiyorlar” sözleri...

Birkaç gencin “Çok komik, bir de Whatsap üzerinden emir komuta zinciri oluşturmuşlar. Ne salak, beceriksiz şeyler bunlar ya!” şeklindeki konuşmaları....

Yüzlerce ölü, binlerce gözaltı ve görevden alınma... Siyasi iktidar bu olayı bahane ederek, hem TSK hem de yüksek yargı organlarında istediği operasyonu da gerçekleştiriyor gibi görünüyor.

 

Adil yargı ve çifte

standarta son!

Benim endişem yargılamanın adil olması, kurunun yanında yaşın yanmaması içindir.

Abdullah Öcalan ya da vahşice cinayet işleyen suçlular için “idam” cezası geldi mi ki; darbe girişiminde bulunanlar için, bazıları “idam” çığlıkları atıyorlar. Daha önce askere, polise, yurttaşlara suikast düzenleyenler, linç edildi mi ki, ne yaptığının bilincinde olmayan gencecik “mehmetçikler” linç edilmeye kalkılıyor ve bunu yapanlar övülüyor?

Ben izlemedim; ama izleyenler anlattığında çok üzüldüm; Kaddafi’nin öldürülüşünü vahşice buldum ve “Bir devlet adamı için en kötü ölüm biçimidir” diye düşündüm. Neyse ki biz sağduyulu, uygar, barışçı bir milletiz diye avundum.

Yine de halkımızın çoğunluğunun barışa, demokrasiye, değerlerimize, ülkemize ve kendisine sahip çıktığı kanısındayım. Son iki gündür, halk kitlelerinin sokağa, tankın üzerine falan çıkmasını, (bazı gözü dönmüş yobazları dışarıda bırakarak yazıyorum) Erdoğan’ın iletisinde belirttiği gibi; “Demokrasiye ve huzura sahip çıkmak” için olduğuna inanıyorum.

Ülkemiz, halkımız, devletimiz için hayırlısı ne ise o olsun; Allah bizleri korusun. Amin.

(17 Temmuz 2016 / Güllük)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X