15 Temmuz “Askeri Darbesi” ve düşündürdükleri
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

15 Temmuz “Askeri Darbesi” ve düşündürdükleri

Bu içerik 1284 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ kekocabasgmail.com

Türkiye, 15 Temmuz akşamı naklen kanlı, korkunç bir darbe filmi izledi. Şimdi de yaşanan bu ağır travma sonrası ülke kendine gelmeye ve siyasal iktidar da bu darbeyi yapan cemaate karşı radikal önlemler almaya çabalıyor.

1960 ihtilalinde 4 yaşındaydım o döneme ilişkin bizzat tanıklığım yok. 12 Mart darbesinde Ortaklar İlköğretmen Okulunda lise iki öğrencisiydim. Süreci gazeteler ve radyo haberleri ile izlemiştim. Darbenin ülkedeki toplumsal gelişmenin önünü kesmek amacıyla sola karşı yapıldığını ve yüzlerce aydının, sanatçının tutuklandığını, demokratik kitle örgütlerinin kapatıldığını ve insanların acı çektiğini biliyorum. 12 Eylül 1980 darbesinde ise, Anadolu’da bir üniversitede asistandım. 12 Eylül öncesi yaşanan yoğun terör bahane edilerek darbe yapılmıştı ve hedef yine Türkiye soluydu. Darbeden bir yıl sonra üniversitelerde tasfiyeler başladı, çalıştığım üniversiteden 30 arkadaşımla beraber uzaklaştırıldım. İki yıl boyunca arkadaşlarımla büyük sıkıntılar yaşamış ve daha sonraki dönemlerde yargı ile üniversiteye dönmüştük. 12 Eylül darbesi ile büyük acılar yaşamış, sıkıntı çekmiş demokrat bir akademisyen olarak yaşamım boyunca hep darbelere karşı oldum. Darbe, “silahlı hukuksuzluktur” ve her daim insana, demokrasiye karşı bir eylemin adıdır.

15 Temmuz akşamı saat 22.00 sularında TV izlerken darbeden haberdar oldum. Saat 24.00 sularında da toplumsal hiçbir desteği olmayan bu darbe girişiminin hüsranla sonuçlanacağını öngördüm. Belli bir saatten sonra darbeciler her tür sağduyuyu kaybederek, adeta cinnet geçirerek TBMM’ni bombalamaya, kendi insanlarına, halkına kurşun sıkmaya başladılar… Bu görüntüler sonunda darbeciler için son başlamıştı ve halk da sokaklardaydı… Bu süreçleri TV ekranlarında izlerken demokratik kültürde geldiğimiz nokta adına üzüldüm, acı duydum. Darbeler 20. yüzyılda kalan, “halksız yönetime el koyma” yöntemidir ve demokrasiyi tümüyle kaldırmayı hedefler. Türkiye eline silah geçirenlerin darbe yaptığı bir Orta Doğu veya Afrika’da bir kabile ülkesi değildi ve görüntü böyle olmamalıydı…

Yaklaşık 250 kişinin yaşamına mal olan bu darbe sonrası ülkenin tüm kesimlerinin özellikle siyasal iktidarın bir  “özeleştiri” yapması gerekiyor. Ülkeyi 2002 yılından beri yöneten siyasal iktidar “emir subayı, yaver, vb.” olarak yanı başlarında bulunan ve tüm kamu kadrolarına getirdikleri bu cemaat yapılanmasının oluşumundan sorumludur. TSK içindeki 363 generalin üçte birinin cemaate bağlı olması çarpıcı değil mi?

Siyasal iktidar, Balyoz, Ergenekon davalarındaki kumpası ve cemaat yapılanmasını 17-25 Aralık olaylarına kadar göremedi veya görmek istemedi. Bu konudaki toplumun bazı kesimlerinin yaptığı uyarıları hiç dikkate almadı, rasyonel davranamadı. Aynı mahalleden, aynı iklimden geldiği yol arkadaşına kamunun tüm olanaklarını cömertçe sundu. 20 Temmuz 2016 tarihli Milliyet gazetesinde Mehmet Tezkan’ın yazısının başlığı “İktidarın Özür Borcu Var” şeklindeydi ve Sayın Tezkan’ın bu talebi haklıydı…

Son günlerde silahlı kuvvetlerden, yargıdan, kamunun tüm birimlerinden, üniversitelerden tasfiyeler, gözaltılar, tutuklamalar başladı. Bugün de MGK toplandı ve tüm ülkede üç ay süre ile OHAL kararı alındı. Dilerim OHAL, geçmişte ağır ve acı  hatıraları olan sıkıyönetime dönüşmez. Peki bundan sonra ne olacak? Yaşadığımız bu acı süreç siyasal iktidarın 14 yıldan beri uyguladığı siyaset dili, söylemi ve ülke politikalarının sürdürülemez olduğu gerçeğidir. Siyasal iktidar, ülkede ayrıştırıcı, ötekileştirici dil yerine “barış, demokrasi ve hukuk” merkezli bir dil geliştirirse ülke kazanacak, kaostan sıyrılacaktır. Ayrıca tüm atamalarda liyakat ve hukukun öne çıkması ülkede olağanüstü bir rahatlama üretecektir. Unutulmamalıdır ki barış ve demokrasi ikliminin egemen olduğu, özgürlüklerin yaşandığı bir toplum açık toplumdur ve oralarda darbe olmaz. Son günlerde TBMM’de üretilen darbe karşıtı beraberlik, iktidar-muhalefet ilişkilerindeki yumuşama mutlaka geliştirilerek sürdürülmelidir. Siyasal iktidar, cemaat cuntasının yaptığı darbeyi iyi irdelemelidir. Eğitim sisteminin yoğun bir şekilde dinselleştirildiği politikalardan vazgeçmelidir. Bu tür eğitim alan insanların, biat kültürüyle ilkokul mezunu bir vaazın, “abla ve ağabeylerin” arkasından sorgulamadan nasıl darbeye katıldıklarını, Genel Kurmay başkanının emir subayının ifadelerine de bakarak incelemelidir.

Siyasal iktidar bunları yapmazsa, olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum. Ülkenin olağanüstü bir karanlığa, despotizme ve kaosa doğru yol alacağını görmemek mümkün değil. Ülkede bugün yoğun bir şekilde sağduyuya, ortak akla ve daha çok demokrasiye gereksinmemiz var. Halkımızın meydanlara çıkarak darbeye karşı tepkisi olağanüstü güzel bir duyarlılık. Ama adına “Demokrasi Nöbeti” denilen bu buluşmalarda herhangi bir “demokrasi, özgürlük” talebi içeren sloganların bulunmaması büyük bir çelişki. Milli irade, sadece uhrevi sloganlarla korunamaz… Bazı bölgelerde demokrasi nöbetleri, cihatçıların köktenci sloganlarıyla, agresif, vandal davranışlarıyla sokaklar-meydanlar geceleri patlamaya hazır bombalara dönüşmektedir. Bu nedenle demokrasi nöbetlerine tüm yurttaşların katılımı gerçekleşememektedir. Bu günlerde bazı bölgelerde Alevi yurttaşlarımıza ve Suriyeli sığınmacılara yönelik saldırıların “demokratik Türkiye” arayışına bir katkı yapmayacağı, darbe karşıtı dayanışmayı sekteye uğratacağı açıktır. Meydanların provokasyon alanlarına dönüşmemesine dikkat edilmelidir.

“Whatsapp darbesi” (!) adı verilen ve bir haftadan beri yaşadığımız karanlık süreç, “Daha çok demokrasi, demokratik-hukuk devleti, özerk üniversite, laik-demokratik bilimsel eğitim, kimsenin ötekileştirilmediği, ayrıştırılmadığı, barışın egemen olduğu demokratik bir Türkiye” talebini öne çıkarıyor. Ben bu topraklardan umutluyum, zira umutsuz yaşanmaz... Bu topraklardan Şeyh Bedrettin, Pir Sultan, Mustafa Kemal, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Köy Enstitülüler ve İnce Mehmetler geçti... Bu topraklar hep umut üretti. Nazım Usta’nın dediği gibi , “Yeter ki kararmasın sol memenin altındaki cevahir.” Ne dersiniz?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X