Öğretmen, halkla iç içe olmalıdır
M. Cafer METE...

Öğretmen, halkla iç içe olmalıdır

Bu içerik 533 kez okundu.

Cafer METE / Emekli Halk Eğitimi Merkezi Müdürü

Bodrum Yaka köyünde öğretmenim. Akşamları köylüler ile birlikte kurmuş olduğumuz okuma odasında, köyün eğitim, öğretim, gelir ve giderleri ile köyümüzü nasıl kalkındırabiliriz, sosyal kültürel çalışmalar yanında üretimin artması yönünde neler yapabiliriz konularını, köy gençlerinin iyi bir vatandaş, sanat sahibi olması için neler yapmamız lazım ve bu gençleri hayata hazırlamak yönünden ne gibi çalışma yapabiliriz gibi konularda sohbet edip durum değerlendirmesi yapıyoruz.

Ben de köye yeni gelmiş olduğumdan köyü daha çok tanımak, ona göre hareket etmek için, köyün genel durumunu tespit etmeye çalışıyorum.

Yaşlı bir vatandaş; bütün köy halkının birbirine inanması, güvenmesi, mal ve can güvenliği konusunda birlik olmamız gerektiğini, tasada, gamda, neşede ve sevinçte birlik sağlanmasını bilhassa dedikodulara inanılmaması yolunda çok güzel tavsiyelerde bulunarak, bir konunun doğruluğuna kanaat getirmeden kimseyi suçlamamamızı belirtip bana doğru dönerek, “Öğretmen bey sözlerime ne dersin” diyerek sözü bana bıraktı.

Orada bulunan 15-20 kişiye, sohbet mahiyetinde bütün kötülüklerin, şerrin, mala, cana yapılan her türlü melanetin cehaletten geldiğini belirterek okuma-yazmanın, ilim ve irfanın ne kadar önemli olduğunu, şu anda bile birlikte oturup, köyümüze ait konuları bile birlikte müzakere edip köyümüzü daha ileri götürmek için yaptığımız tavsiyelerin bile bir eğitim olduğunu, köy kalkınmasının eğitimden geçtiğini, bilinçli bir ziraatın ne kadar faydalı, bilinçsiz bir ziraatın müstahsile gelir kaybettirdiğini misallerle anlattım.

Köyümüzün Muhtarı; “Hocam teşekkür ederim. Hakikaten biz çalışıyoruz amma bilmeyerek, Ata’dan kalma usullerle rençberlik yapıyoruz, bu da çalışmalarımızın karşılığı olmuyor” dedi ve orada olanlara dönerek, “Arkadaşlar, birlik, beraberlik, kardeşlik, arkadaşlık, akrabalık, dostluk içerisinde bütün köylü siyaset ayrılığı yapmadan çalışmalıyız. Herkesin kendine göre siyasi görüşleri vardır. Buna hiç kimsenin diyeceği yoktur. Amma köyümüz, yurdumuz için birlikte el ele verelim, bilmediğimizi öğrenelim, öğretelim, köyümüzü güzelleştirelim ve köyü örnek köy yapalım” deyip sözünü bitirdi.

Ben, o köyde Okul Müdürü ve bir ara 1960 ihtilalinde Muhtarlık da yaparak, 4 yıl görev yaptım. Okula devamsızlık diye bir konu ile hiç karşılaşmadığım gibi köyde kavga, gürültü, niza, hırsızlık, cana, mala zarar olmadığı gibi, bir gün bana İlçe Hakimi “Hoca sen bu köylüye ne yaptın, eskiden mahkemeye gelen giden çok olurdu, bu günlerde kesildi” dediğini hatırlarım.

Yaka köyünden ayrılalı 54 yıl oldu. Öğrencilerimden çoğu okudu, üniversiteyi, öğretmen okulunu, teknik okulları bitirenler var. Çoğu beni ararlar. Ama birisi var ki, ilkokuldan sonra orta, lise derken üniversiteyi bitirip ilimiz Dalaman Kağıt Fabrikasına Makine Mühendisi olarak atanmış, yıllarca çalışarak emekliliğini isteyerek ayrılmış. Öğrencimle geçen gün Muğla’da bir araya geldik. Büyümüş, ben onu küçük Ali İhsan Kıy olarak tanırım amma insan büyüse de yine göz aşinalığı tanıyor. Öğrencimi görür görmez, Ali İhsan dediğim zaman sevincini görmeliydiniz.

Öğrencim; “Bu mutluluğu, saadeti, hayatımın akışını, vatan ve milletime yaptığım hizmetlerin mutluluğunu size borçluyum. Sadece ben değil öğrencilerinizin hepsi size borçlu, sizin verdiğiniz emeği boşa çıkartmadığım gibi, sınıf arkadaşlarım da okudu, hatta birinci sınıfa alıp 4. sınıfa kadar getirdiğiniz arkadaşlarımın hemen hemen yarısı okudu. Köylülerimde son günlere kadar geçmesine rağmen kurduğunuz dirlik, düzen, nizam, intizam ve kaideler devam etti. Amma son yıllarda maalesef eski birlik beraberlik kalmadı.

Bakın Hocam, siz belki farkında olmayabilirsiniz, benim babam siz öğretmen olarak köye geldiğinizde 50 yaşında iken siz 30 yaşında idiniz. Köyün İmamı Halil Amca 75 yaşında olmasına rağmen sizi gördüklerinde, yol verdiklerinde, saygı gösterdiklerini küçük olamama rağmen görüyor ve kendi kendime ben de böyle olmak isterim diyordum. Ayrıca Babam söylemişti, Hoca kahveye geldiği zaman büyük, küçük herkes saygı gösteriyorlar demişti.

Hocam, köyümde yaptığınız eğitim, öğretim, sosyal ve kültürel, ekonomik çalışmaları sonradan hep takdir etmişimdir. Hele bir de köy gençlerini akşam üzerleri ve akşamları toplayıp onlarla yaptığınız çalışmalar, sportif faaliyetler. Okuma odası, birlik, beraberliği sağlama yönünden çabalarınızı unutmama imkan yoktur.

Yalnız dikkatimi çeken bir konu var; Siz bu saygıyı nasıl yarattınız hep merak etmişimdir. Öğrenci iken soramazdım çünkü sizi hem seviyor hem de korkuyorduk. Bu sevgi ve saygının sırrı nedir?”

Güldüm ve şunları söyledim:

“Oğlum, önce insan olup, insana saygıyı, sevgiyi şahsa verdiğin değeri karşındakine göstereceksin.. Sonra benim köylüm erkanı harptir hepsi az veya çok bilgi ve görgü sahibidir. Size gelir gelmez her yönü ile tartarlar. Konuşma, hitap, karşındaki şahsa önem verdiğini belirtecek, bilgin, görgün ile karşındaki şahsı kendine bağlayacaksın, aynı zamanda onda itimat ve güven hissi yaratıp alçak gönüllü, onun yaşamına karışmayıp fakat dolaylı yollardan onu muasır medeniyete ulaşma yollarını hareketlerinle göstereceksin.

Sen karşındaki insanı, insan olarak görür. Örf ve ananelerine değer verdiğine inandırabilir, sofrasına bağdaş kurabilirsin, kibirlenmeyip, böbürlenmeyip onu küçük görmezsen, kişiyi kazanırsın. Yoksa her bildiğini yitirir bir hiç olursun ...”

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X