“Ey Türk İstikbalinin Evladı!”
Gülçin ERŞEN...

“Ey Türk İstikbalinin Evladı!”

Bu içerik 496 kez okundu.

Gülçin ERŞEN

Bahar aylarından bu yana Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Milas Şube Başkanı Ali Ayaz ile birkaç kez telefonla ve Milas’ta yüzyüze görüştük. Bana ilk görüştüğümüzde, derneğin yıllardır çok sayıda öğrenciye burs verdiğini, ancak onlardan geri dönüş sağlanamadığını; yani, burs almış öğrencilerin, mezun olduktan sonra genelde derneğe üye olmadıklarını, bağışta bulunmadıklarını, burs vermediklerini anlattı. Ben de o zaman, dinci örgütlenmelerin yaptığının bir benzerini, -ama farklı ve doğru bir amaç için- yapabileceğimizi belirerek; yetişkin ya da onlardan yaşça büyük, daha bilgili ve deneyimli dernek üyelerinin bu gençleri bilgilendirici, bilinçlendirici toplantılar düzenlemesi, onlara derslerinde, çeşitli sorunlarının çözümünde yönlendirici ve yardımcı olunması, eğitim ve iş bulma aşamalarının sonrasında da iletişimin canlı tutulmasının gerektiğini söylemiştim. Aslında, benim özellikle İzmir’de yaşadığım dönemde yöneticilerini defalarca televizyon programımda ağırladığım, etkinliklerini haber yaptığım Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) aklıma gelmişti biraz da... Bilmeyenlerin ve merak edenlerin, Ayşe Kulin’in “Kardelenler” kitabını okumasını öneririm. (Satış geliri derneğe giden kitabı 2004’te yazarıyla yaptığım röportaj sonrası, kendisine imzalatarak almıştım.) ÇYDD, özellikle kırsal kesimden ve dar gelirli ailelerden yüzlerce kız çocuğunun son derece iyi, güvenli ve sağlıklı koşullarda eğitim almalarını ve meslek edinmelerini sağlayarak; bu vatan ve millet sevgisiyle dolu genç kız ve kadınların, yurdun dört bir yanında hizmete aday “aydın ve ilerici” bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunmuştu. Derneğin o zamanki Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan sırf bu yüzden bile FETÖ denilen gerici, yobaz, Türkiye düşmanı oluşumun hedefi sayılabilirdi. Ayrıca, rahmetli Türkan Saylan’ın 19 Haziran 1999’da yayımlanmış Siyaset Meydanı programında örgütü (Fettullah Gülen Cemaati) deşifre eden açıklamalarının da, tıpkı aynı programa katılan Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu gibi hakkında, “Ağlak Vaiz”den ya da müridlerinden “infaz” kararı çıkmasında etkili olduğu yadsınamaz.

 

“Benim etim ne

budum ne?!”

Ayaz, beni bir iki gün önce de arayarak, bu yıl da öğrencilere burs sağlanabilmesi için, Güllük’ten derneğe bağış ya da burs vermek isteyen bulamaz mıyım diye sordu. Ben de biraz düşünüp, en iyisi bu konuda bir yazı yazıp gazetede ve sosyal medyada yayımlamak dedim. Burada cami derneğine, dinci bir cemaatin kermesine deseniz, bağış veren, bilet alan çok olur da, benim de üyesi bulunduğum ADD gibi bir derneğe istesek, yardım edenler bir ya da iki elin parmaklarını geçmez sanırım. Ne acı... Oysa FETÖ yıllarca birçok devletin bütçesini aşacak bağışları “himmet” adı altında çeşitli yollarla toplamış, topluyor; bu bağışların neler ve kimler için kullanıldığı da şimdilerde anlaşılıyor!

Sonra, kendimi düşündüm. Biz de Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunları Vakfını 1990’ların ortalarında kurduğumuzda, okulumuz öğrencilerine burs vermeye başlamıştık. Ben o dönemde yönetim kurulu üyesi olduğumdan, başvuran öğrencilerle görüşenler arasındaydım. Hiç unutmam; bir erkek öğrenci şöyle demişti: “Aslında dinci vakıflar burs vermek için peşimizden koşuyor, ama ben onlardan burs almak istemiyorum... Çünkü, onlara minnetim olsun istemiyorum. Bu nedenle, okulumuzun vakfına başvurdum...” “Peki bizden burs alamazsan?...” diye sormuştuk. “Bilmem? Çok çaresiz kalırsam, belki onlardan alabilirim” şeklinde yanıt vermişti.

O dönemde Makine Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nin Basın Danışmanı’ydım. Maaşım fena sayılmazdı, bekardım, yalnız yaşıyordum, henüz 27 yaşımdaydım. “Benim etim ne budum ne” diye düşünmeden, yeniden basın sektörüne dönüp işsiz kalıncaya dek, her ay iki öğrencimizin bursunu karşılayacak parayı vakfımıza bağışladım. Şimdi övünerek anlatıyorum.

 

Atatürk bunun için büyük

15 Temmuz sonrasında oğluma, odasının duvarında asılı duran Atatürk’ün Gençliğe Seslenişi’nin anlamını açıklayarak okudum, ülkemizde bugün yaşananlarla örtüştürerek açıkladım. Ortaokul yıllarımdan beri ezbere bildiğim Gençliğe Hitabe’de sözü edilenlerin bir gün gerçekleşmesinden korkuyordum; o zaman neler olur, ne yaparız diye düşünürdüm.

İşte Ulu Önder’in söyledikleri bir bir gerçekleşmişti; “Türk istikbalinin evlatları”, vatansever yurttaşlar, “Türk İstiklal ve Cumhuriyetine sahip çıkmışlardı”. İçteki ve dıştaki düşmanlar ve kişisel çıkarlarını onların siyasi emelleriyle birleştirmiş iktidar ve güç sahibi işbirlikçilerine karşı... Atatürk’ün Gençliğe Seslenişi’ni en çok şimdi anımsamakta, anımsatmakta, okumakta ve yazmakta yarar var. İyi ki ezberlemişim, iyi ki O’nun sözlerine inanmışım. Bence, Atatürk’ü sevmek, Kemalist olmak; vatanseverlik ve antiemperyalisliktir. O’na düşman olanlar ve onu sevmeyenler vatan hainleri, bölücüler ve emperyalistlerle aynı taraftaki Türkiye Cumhuriyeti düşmanlarıdır.

Ben oğlumun adını boşuna Deniz koymadım. Bir oğlum daha olsa, adını Demir koyarım. Deniz Gezmiş ve Ömer Halisdemir gibi olsunlar diye... Ama, sonları onlara benzemesin. Gayrı bu tür haksız ölümler, idamlar ve şehadetler olursa, vebali en çok devlet yöneticilerinin (hükümetin, siyasilerin, hukukçuların, emniyet güçlerinin, eğitimcilerin) omuzlarındadır biline...

(18 Ağustos 2016 / Güllük)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X