Datça’da “Laik Demokratik Bilimsel Eğitim” paneli
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Datça’da “Laik Demokratik Bilimsel Eğitim” paneli

Bu içerik 641 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ kekocabasgmail.com

“Hep bir ağızdan türkü söyleyip / hep beraber sulardan çekmek ağı, / demiri oya gibi işleyip hep beraber, / hep beraber sürebilmek toprağı, / ballı incirleri hep beraber yiyebilmek, / yârin yanağından gayrı her şeyde / her yerde / hep beraber!”    Nazım HİKMET

 

24 Ağustos 2016  Çarşamba günü Datça’daydık. Datça Belediyesi, Haziran Hareketi ve Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nin (YKKED) düzenlediği “Laik, Demokratik, Bilimsel Eğitim” başlıklı panel vardı. Panelde konuşmacı olarak YKKED Genel Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş, CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner ve ÖDP Genel Başkanı Alper Taş davetliydi. Yönlendirici ise YKKED-Anadolu Yakası Şube Başkanı Zübeyit Çelik’ti. Saat 20.30’da Datça amfi tiyatroya vardığımızda yaklaşık iki bin kişi  heyecanla panelin başlamasını bekliyordu. Pek çok sayıda Adabelenli arkadaşım, Köy Enstitülü öğretmenlerimiz, CHP’li, Haziran Hareketinden, Eğitim-Sen’li, Eğitim-İş’li  arkadaşlarımız, Hacı Bektaş Veli derneğinin üyeleri ve paneli izlemeye gelen aydınlık yüzler vardı amfi tiyatroda… Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar’ın açılış konuşması sonrası paneli yöneten Zübeyit Çelik, sırayla Kemal Kocabaş, İlhan Cihaner ve Alper Taş’a söz verdi ve panel sonrası katılımcıların soruları yanıtlandı.

Bu panelin anlamı neydi?

Bir yaz günü ve akşam saatlerinde amfi tiyatroda bu kadar yoğun bir katılımın ve ilginin olması çok önemli ve değerliydi. 15 Temmuz gerici askeri darbe girişimi;   kamunun emniyet, asker, yargı, eğitim ve pekçok alanında örgütlenen siyasal İslamcı bir tarikatın neler yapabileceği anlamında öğretici bir deneyimdi. Yaşadığımız bu travma sonrası “laik, demokratik bilimsel eğitim”in önemi daha çok ortaya çıkmıştı. Katılımın yoğun olması bu anlamda sevindiriciydi. Bu panelde, her üç konuşmacı da eğitimdeki dinselleştirmenin yarattığı sakıncaları örneklerle anlatarak ve özellikle eğitim gibi bir alanın cemaatlara, tarikatlara bırakılmaması gerçeğini ortaya koydu. Panel konuşmacıları, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası laik demokratik Cumhuriyetin korunmasının, geliştirilmesinin ordu gibi hiçbir kuruma ihale edilmemesi, halkın bu çağdaş yaşam biçimini içselleştirerek kendisinin sahiplenmesi gerektiğinin altı çizildi. “Cumhuriyetçilerin, sosyal demokratların ve sosyalistlerin” laik, demokratik Cumhuriyet ekseninde yan yana gelip konuşabilmeleri, dayanışmaları anlamında önemliydi. Ülkenin içinde bulunduğu ağır koşullarda solun tüm kesimlerinin gündemlerinin başına laik-demokratik eğitimi almaları ve birlikte davranmaları umut vericiydi. 

Panelde özellikle 2002-2016 yılları arasında eğitimdeki nitelik kaybı uluslararası yarışmalar ve YGS sınav sonuçlarıyla ortaya konuldu. Eğitimdeki “yandaş kadrolaşma, dinselleştirme ve piyasalaştırmanın” eğitimin nitelik kaybının çok önemli nedenleri olduğu gerçeği dile getirildi. Kamu okullarının zayıflatıldığı, tüm okulları imam hatip liselerine dönüştürme adına yoğun çabaların olduğu, imam hatip ortaokul ve lise sayılarında ve öğrenci sayılarında artışın altı çizildi.

Laiklik ve aydınlanma felsefesi de dile getirilerek laik olmayan bir toplumun asla demokratik bir topluma dönüşemeyeceği gerçeği dile getirildi. Darbe süreci ve sonrası darbe girişiminde bulunanların basına yansıyan açıklamaları, ifadeleri dile getirildi. Kurmaylık eğitimi almış subayların, generallerin ilkokul mezunu bir vaazın arkasından sorgulamadan gidebilmelerinin arkasındaki motivasyon konuşularak aydınlanma, yani “kişinin aklını kullanma” yetisini siyasal İslamcı anlayışla nasıl kaybederek bir robota dönüştüğü örneklerle ortaya konuldu. Her üç panelist de kamuda tarikat-cemaat örgütlenmelerine asla izin verilmemesi gerektiğinin altını çizdiler.

Köy Enstitülerinin, “laik, demokratik, bilimsel eğitimin özgün kurumları” olduğu gerçeği ifade edilerek enstitülerin günümüz karşılığını yaratmanın önemi belirtildi. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Köy Enstitülerinin yetiştirdiği “düşünen, sorgulayan, aklını kullanan, sanatla, doğayla, çevreyle, insanla barışık, çağdaş, özgür, demokrat” kimlikli bireyler, yurttaşlar yetiştirme deneyiminin ne denli önemli olduğu gerçeği ortaya konuldu. Köy Enstitüleri mekanlarındaki Anadolu Öğretmen Liselerinin kapatılmasından duyulan rahatsızlıklar dile getirilerek ülkenin nitelikli öğretmen yetiştirmede çok gerilerde kaldığı ve arayışlarda mutlaka Köy Enstitüleri deneyiminden yararlanılmasının önemi ifade edildi.

Son yıllarda Milli Eğitim Vakfı adıyla bakanlığa paralel bir kuruluş oluşturulduğunu, bunun yaratacağı olumsuzlukların altı çizildi ve bu vakfın iptali dile getirildi. Ülkenin yaşanan darbe girişimiyle büyük bir travma atlattığı, siyasal iktidarın tüm bu yaşananlardan sonra özeleştiri yapması, ülkeyi yönetme politikalarını ve söylemini  gözden geçirmesi gerektiği ifade edildi. Basına yansıyan ordudaki, yargıdaki, emniyetteki, eğitimdeki, MİT’teki FETÖCÜ yapılanmaların oranları verilerek devletin nasıl çökertildiği sayılarla ifade edildi. Tüm bu olumsuzluklar üzerinden ilericilerin, aydınlanmanın kazanımları ve demokrasiyle Cumhuriyeti yeniden taçlandırarak ülkenin aydınlık geleceğine yönelik büyük yürüyüşü başlatmalarının önemi ifade edildi.

YKKED Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş, ülkenin aydınlık geleceği ile eğitim arasındaki ilişkiyi kurarak bir eğitim reformu zorunluluğunun altını önemle çizdi ve tüm vatandaşların siyaset kurumundan bunu talep etmelerini önererek yaşananlardan sonra kamuda liyakata dayalı istihdamın önemini  belirtti.

Alper Taş, konuşmasının sonunda Nazım’dan bir şiir okuyarak, “bundan sonra laikliği hep beraber mücadeleyle yaşam biçimine dönüştüreceğiz, mücadeleden emekli olmak yok, siyasal iktidar politikaları ülkedeki huzuru ve barışı yok etti” diyerek sözlerini tamamladı.

İlhan Cihaner ise, “Yaşanan bu travmayı bir umuda çevirme şansının olduğunu, umudun hep var olduğunu ve ülkenin mutlaka demokratik hukuk devletine evrileceğini” ifade ederek sözlerini tamamladı.

Datça’dan umutla döndük. Ama bu yazıyı yazarken İstanbul’da bir askeri hastaneye “Abdulhamit” adının verildiğine, Cumhurbaşkanlığı sarayındaki camide zikir ayinlerinin yapıldığına, sağlık bakanlığında yeni tarikat örgütlenmelerinin hızlandığına ilişkin gazete haberleri önümdeydi… Düşüne kaldım… Ne dersiniz?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X