Neden bir baltaya sap olamadım?
Zeki SARIHAN...

Neden bir baltaya sap olamadım?

Bu içerik 421 kez okundu.

 

Zeki SARIHAN

Ayıp olmasın diye başlığa kibarcasını yazdım. Bunun kibarca olmayanı “Bir b.k olamamak”tır.

Öğretmen okulunda sınıf arkadaşlarımdan ikisi geçenlerde karşılaşmışlar. Böyle buluşmalarda mutlaka eski arkadaşlardan haber sorulur. Konu benden açılınca biri:

-Ondan da bir b.k olamadı! demiş.

Bu konuşma bana aktarılınca… Öteki arkadaşa:

-Ne olmamı bekliyormuş? diye sordum.

-Ondan ünlü bir köşe yazarı olması beklenirdi, demiş sınıf arkadaşım.

Fakat niçin diye düşünmesi gerekmez miydi? Yahu köşe yazarı olmak kolay mı? Gazetelerin köşeleri aslanın ağzında! Buralarda yazı yazmak sınıf duvar gazetesinde, okul bülteninde, meslek dergilerinde yazı yazmaya benzemez ki.

Önce bunun için yetenek lazım. Benim yeteneklerim ise sınırlı. Hadi yeteneğin var diyelim, sermayenin elinde olmayan, görüşlerine az çok yakın bir gazete bulmak lazım. Böyle birkaç gazete yok değil, fakat onların köşeleri de çoktan tutulmuş. Hepsi kriz içinde. Değil yeni yazarlara köşe açmak, yayına az maliyetle devam edebilmek için sayfa sayısını azaltmak gibi köşe yazarlarının bir kısmını da yol veriyorlar. Bu kadar işsiz gazeteci varken benim gibi yazı heveslilerine nerede yer açılacak?

Sonra ben ne Robert Kolej, ne Galatasaray mezunuyum. Eskiden bu okullardan mezun olanlar için işler hazırdı. Hariciyeci ise Hariciye’de, dâhiliyeci ise Dâhiliye’de, elinden yazı geliyorsa bir gazete köşesinde yeri hazırdı. Paşa babaları ellerinden tutup işlerine yerleştirirlerdi. Gerçi okuyanlar sonradan çoğaldı. Benim gibi köylü çocukları da öğretmen, sağlık memuru, polislik gibi mesleklere girdiler ama onlar bunu bile bir nimet bildiler. Gözleri daha yukarılarda olamadı. Aynı köy okulundan mezun olanlarımızdan sağcı olanlar milletvekili, müteahhit olabildiler de benim gibi olanlara doğru dürüst öğretmenlik bile yaptırmadılar!

Asil bir aileden gelip de iyi bir eğitim almış ve kalemi güçlü vicdan sahibi nice insanın da doğrudan doğruya emekçi halkın davasını savunuyorsa meslekte tutulması çok zordur.  Şimdi onların bir kısmı için meslektaşları hapishane önlerinde nöbet tutuyor…

Örneğin benimle aynı okul sıralarını paylaşmış olan ve benim için “Bir b.k olamadı” diyen arkadaşım, bir köylü çocuğu idi. Bir kısmımız atanacağımız köyleri nasıl uyandıracağımızın hayaliyle yanıp tutuşurken o “Allah bana bir daha köy yüzü göstermesin!” diyordu. Bir daha köy yüzü görmemek için bütün gücünü ders çalışmaya verdi. Daha o zaman (1964) ben bunu birkaç arkadaşla çıkardığımız bir dergide yazdım da, dergi okul idaresi tarafından toplatıldıydı. Benden bir b.k olamayacağı daha o aman anlaşılmıştı. O ise, notlarının yüksekliği nedeniyle Yüksek Öğretmen Okuluna seçildi. Üniversiteyi kazandı. Profesör oldu. Böyle bir yükselme çabasından halkçı bir insan çıkmayacağı açıktı. Nitekim sağcı olduğunu duyuyoruz.

Dolayısıyla benim hiçbir kitabımı okuduğunu sanmıyorum. Bir gazetede yazsaydım yazılarımın bir tekini bile okumuş olmayacağı açık.

 

BENİM ZAMANIM

GELMEDİ…

Birkaç yıldır bana niçin bir gazetede yazmadığımı veya artık televizyon programlarına çıkmadığımı soranlar oluyor. Onlara “Benim günüm henüz gelmedi” diyorum. Benim günüm, yani emekçi halkın günü.

Kitaplarımı basacak yayıncı bile bulamıyorum. Yaşadığımız dönemde politika ve fikir hayatı, İttihatçı ve İtilafçı zihniyet arasında sıkışmış durumda.

Vedat Türkali’nin son günlerde çok paylaşılan “Bekle bizi İstanbul” şiirindeki hayallerine benzer hayallerim var.

Türkiye bizi beklesin!

O zaman hürriyet, Nazım’ın dediği gibi memlekette işçi tulumuyla dolaşacak.

Şimdilik sosyal medyada istediğimiz gibi yazabildiğimize şükür… 1953’te ölen taşçı ustası babamın zamanında bu imkân da yoktu…

(1 Eylül 2016)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X