“Çek elini, o çay sana gelmedi!”
Zeki SARIHAN...

“Çek elini, o çay sana gelmedi!”

Bu içerik 380 kez okundu.

Zeki SARIHAN

1967’de Gazi Eğitim Enstitüsü’ne geldiğim yıl bana bir tebligat yaptılar.

Milli Eğiti Bakanlığı müfettişlerinden biri, Talim Terbiye Kurulu binasının bir odasında ifademi alacaktı.

İfade konusu, Fatsa’da öğretmenlik yaptığım dönemde köycülük çalışmalarıyla ilgiliydi. O yaz köylülerimiz köyden il merkezine kadar iki günlük bir yol yürüyüşü, ardından da Fatsa’da bir yoksulluk yürüyüşü yapmıştık. Yazı İşlerinden sorumlu olduğum İleri Köy gazetesiyle tefeciliğe karşı mücadele ediyorduk. Gazi Eğitim sınavlarını kazanıp Fatsa’ya döndüğümde Siirt’e sürüldüğümü öğrendim. Siirt’e kadar yolluk alıp Gazi Eğitim’e öyle mi gitseydim acaba?

Değmezdi. İlişiğimi kesip Gazi Eğitim’in yolunu tuttum.  Anlaşılan Fatsa’da almaya fırsat bulamadıkları ifademi Ankara’da alacaklardı. Yüce devletimiz, çıkarlarını koruduğu hâkim sınıflara karşı kaşını bile eğsen dersini verir, böyle şeyleri hiç affetmezdi! Benim gibi afacan genç devrimcileri başıboş bırakacaklar, onlar da köylüleri hak almaya kışkırtacaklar, köy muhtarlarının imzasıyla tefeciliğe, Amerikan emperyalizmine karşı bildiri falan yayımlayacaklar! Öyle yağma mı vardı!

Müfettişin bana hangi soruları yönelttiğini bile unuttum, fakat bu sorgulamada 39 yıldır unutmadığım bir sahne var:

Tebligatta belirtilen gün ve saatte Gazi Eğitim’e yakın Talim Terbiye Kurulu binasındaki odaya girdim. Bir masada kelli ferli bir adam oturuyordu. Beni de karşısına oturttu. Sorgulama kâğıdını önüme koydu. Ben bunlara cevaplarımı yazarken çaycı elinde bir bardak çayla girdi ve masanın tam ortasına, yani müfettişle benim arama bıraktı.

Çayın bana geldiğini zannettim. O zamana kadar böyle bir sorgulama geçirmediğim için bir sorgulayıcı müfettişin sorguladığı kişiye nasıl davrandığı konusunda bilgim yoktu. Ne de olsa birkaç ay öncesine kadar ben de kutsal öğretmenlik mesleğinin bir mensubu idim ve bu okulu bitirip gene öğretmen olacaktım. Müfettişin çaycıdan benim için bir bardak çay istemesini de hiç yadırgamadım. Elimi çaya uzatıyordum ki, karşımda oturan asık suratlı müfettiş, sert bir tonda:

“Çek elini, o çay sana gelmedi!” demez mi?

Nasıl mahcup oldum anlatamam.

Eşekten düşmüşe döndüm! Bilmeyerek hakkım olmayan bir şeye el uzatmıştım…

Elimi çektim, soruları okumaya başladım. Müfettiş de bardağı kendi önüne çekerek içmeye başladı…

Afiyet şeker olmuştur umarım.

“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” derler.

Bir bardak çayın hatırı (!) bazen kahveden de uzun sürüyor. Seneye tam 50 yıl olacak…

(7 Eylül 2016)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X