Toplumsal barış ve huzuru bozmak için mi?
Gülçin ERŞEN...

Toplumsal barış ve huzuru bozmak için mi?

Bu içerik 761 kez okundu.

Gülçin ERŞEN

Son bir ay içinde ulusal televizyon kanallarından biri, Rıfat Ilgaz’ın ölümsüz eserinden 1970’lerin ortalarında uyarlanmaya başlanan Hababam Sınıfı serisi filmleri yayımladı. Çocukken sinemada ve televizyonda siyah beyaz seyrettiğim filmleri, yıllar sonra oğlumla büyük bir beğeniyle seyrettik. “Hababam Sınıfı Tatilde” filminde, Özel Çamlıca Lisesi’nin kapatılışı, hüzünlü sahnelerle anlatılırken, hem filmdeki karakterler hem de filmi seyredenler katarsiz (duygusal etkilenme) sonucu, buna karşı tepki gösterirken, yüzlerce yıllık geleneği olan Kuleli Askeri Lisesi’nin, Harp Okulu’nun sessiz sedasız kapatılışı aklıma geldi. Babası ve ağabeyi emekli subay olan, pekçok asker tanıdığı, yakını, arkadaşı bulunan biri olarak üzüntünün ötesinde, içimde sessiz isyanlar koptu...

Aynı günlerde haber bültenlerinde Milli Savunma Bakanlığı müsteşarına ve bakanlığa bağlı açılacak askeri okulların müdürlerine “general” rütbesi verileceğini dinledik... Tıp fakültesine, bırakınız pratisyen bir hekimi, akademik kariyeri olsun olmasın, tıpla ilgili olmayan bir okuldan mezun birini dekan olarak atayabilir misiniz? Bir sağlık okuluna ya da fakülteye müdür, yönetici olarak atadığınız birine salt bu nedenle, doktor, profesör ünvanını verebilir misiniz?

Başkaları uyumuş ve aldatılmış olabilir (Son günlerde FETÖ’cü diye suçlanmaktan kurtulmanın en iyi yolu ya Recep Tayyip Erdoğan’a ve AKP’ye dalkavukluğun yanısıra bu oldu zaten); bizler yıllardır gerici, faşist ve dinci kadrolaşmaların önce ulusal eğitimde başladığını, öğrenci, gazeteci, veli olarak gözlemledik. Tüm kamu kurumlarından sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne de (TSK) bulaştırılan yozlaşma böyle mi düzeltilir?! Son gelişmeleri, liyakatsiz kişilerin, önemli mevkilere atanmasının ötesinde; kişisel komplekslerini ve öc duygularını doyurmak için, çeşitli mevki, makam ve rütbelere özlem duyan ilgisiz, niteliksiz bazı kişileri buralara atamak olarak algılıyorum.

Eskiden lise ya da başka fakülte mezunlarının (özellikle de toplumsal bilimler alanında değilse) gazetecilik yapmasını, TRT ve Anadolu Ajansı gibi kurumlara –genelde torpille- alınmasını eleştirirdik. Basın Yayın Yüksekokulu ve İletişim Fakültesi mezunlarının öncelikle tercih edilmesi gerektiğini savunurduk. Bizler bile yıllardır bu konudaki savaşımımızda fazla yol katedememenin kırgınlığını, öfkesini halâ duyuyoruz.

 

Ayaklar baş olmasın

Gerçekten bilgili, deneyimli, eğitimli, uzman kişilerin, kendi alanlarından olmayan, niteliksiz, liyakatsiz, daha az bilgili, eğitimli ve deneyimli kişilerce eğitilmesi ve yönetilmesi, çok büyük haksızlık, öfke, karmaşa, yozlaşma tetikleyicisi ve göstergesidir.

Ben ömrüm boyunca, yeterince zeki, bilgili, çalışkan, yetenekli, iyi niyetli olmayan öğretmenleri, patronları, akademisyenleri, yöneticileri, siyasetçileri benimseyemedim, hatta sevemedim. Onlarla aynı ortamlarda bulunmaya ve çalışmaya zorunlu durumlarda bile ancak bir süre dayanabildim. İnsanlar böyle bir şeye katlanmak zorunda bırakılmamalı. Bu bireyleri mutsuz, huzursuz, şevksiz, öfkeli hale getirir. Ancak, toplumsal yaşamda farklı din, ırk, cinsiyet, siyasi görüş sahiplerine tahammül etmek, hoşgörüyle bakmak, önyargısız yaklaşmak teşvik edilmeli. Bu da topluma huzur, uyum, hakça paylaşım, barış getirir.

Bu ülkede yıllarca, demokrasi, insan hakları, düşünce ve inanç özgürlüğü, hoşgörü, insan sevgisi adına, “dindar” kisvesi altındaki yobazlara, “solcu, sosyalist” görünümündeki bölücü-Kürtçü teröristlere göz yumuldu. Bu kesimlerce türetilen “Ulusalcı”, “Beyaz Türk” yaftalarıyla adeta suçlanan bizler, kendi haklarımızı ve vatanımızı yitirme tehdit ve tehlikesiyle karşı karşıya kaldık.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı döneminde haksız yere tutuklanan, yargılanan, hüküm giyen, işini, sosyal haklarını, saygınlığını, sağlığını, yakınlarını, yaşamlarını yitirenler var. Bu kişilere, hakları, işleri, ünvanları iade edilse bile bazı şeylerin yerine konulması, bazı yanlışlardan dönülmesi olanaksız!

 

KHK’ler ehven-i şerdir

Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK), Siyasal ve hukuksal açılardan olumsuz, istenmeyen düzenlemelerdir. Olağanüstü ve olağandışı durumlarda, antidemokratik işleyişin göstergesi sayılan, ehven-i şer (‘kötünün iyisi’) çareler arasındadır.

Ne yazık ki; benim, yurt içindeki ve yurt dışındaki bazı halk kesimlerinin gözünde, AKP iktidarı 15 Temmuz sonrasında çıkarılan KHK’ler ve bazı uygulamalar ile, endişe uyandırıyor. Sanki FETÖ’cü darbecilerin yarım bıraktığını tamamlamaya çalışıyor gibi algılanan hükümetin, devlete ve topluma daha büyük zarar verdiği tartışılır oldu.

Son aylarda, sürekli “Kurunun yanında yaş yanmasın”, “liyakate göre atama” vurgusu yapılırken, “At izinin it izine karıştığı”, “cadı avı” yapıldığı söylenir oldu. Örneğin; Ege Bölgesi’nin en büyük ilçelerinden birine, adı kötüye çıkmış “Ensar Vakfı”nda etkin çalışan, taciz suçlamasından ceza almış ve dolayısıyla sicilinin kötü olduğu öne sürülen bir öğretmenin “Milli Eğitim Müdürü” olarak atanmasının mantığı nedir? Amaç, hem velileri, hem de eğitimcileri endişelendirmek, huzursuz etmek ve öfkelendirmek midir? Öte yandan, bazı iftira nitelikli ihbarlar ve önemsiz ipuçları nedeniyle, masumiyeti belirgin kişiler görevden alınıp tutuklanabiliyor...

Bu durumda benim gözümde kesinlik kazanan; böyle giderse, siyasi iktidarın, dönemi kötü bir karneyle tamamlayacağıdır.

(16 Eylül 2016 / Güllük)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X