Medrese
Celal DURGUN...

Medrese

Bu içerik 520 kez okundu.

‘sözün özü’ - Celal DURGUN / celaldurgun@hotmail.com

Atatürk, yanına bazı yabancı elçileri de alarak Konya’ya gider.

Amaç, ülkemizdeki elçiliklere, Türkiye’nin güzelliklerini göstermektir.

Gezerler, görürler.

Bu arada sarıklı bazı hocalar Atatürk’ün medreseleri de ziyaret etmesini isterler.

Atatürk, nezaketsizlik olmasın diye teklifi kabul eder.

Sarıklı hocalar, Atatürk’ü ve yanındakileri bir medreseye götürürler.

Medresenin kapısı, penceresi yoktur.

Atatürk sorar: “Hani kapı nerede?”

Kapı diye demir parmaklıklı bir yeri gösterirler ve eklerler; “Medrese’ye köpek girmesin diye parmaklık yaptırdık” derler.

Atatürk ve misafirleri demir parmaklıkların üzerinden atlayarak içeri girerler.

İçeride sarıklı bir tabur adam, başlarında müftü ve Konya’nın tekmil uleması onları karşılar.

Atatürk, hepsinin elini sıkar, nezaketle selamlar.

Müftü; “Efendim, bizim öğrencileri askere alıyorlar ve askerde bulunan öğrencinin iadesine izin vermiyorlar. Birkaç defa hükümete yazdık. Cevap vermediler. Emir buyurunuz (da bu hallere bir son verilsin) …” der.

Atatürk’ün böyle bir teklifi kabul etmesi mümkün mü? Ancak konunun yabancı elçiler önünde ele alınıp tartışılmasını uygun bulmaz. Müftünün ve oradaki diğer din adamlarının muhtemelen rencide olabileceklerini düşündüğünden, “Peki icabına bakarım” diyerek konuşmayı kısa keser. Fakat müftü efendi diretir. “Hayır, şimdi emir veriniz. Askerlik Dairesi Başkanı Paşamız buradadır; Valimiz buradadır” der. 

Atatürk yine nezaketini muhafaza ederek: “Nazara dikkate alırız” der.

Müftü efendi: “Efendim şimdi karar veriniz” demekte ısrar eder.

Müftünün bu küstah ve rahatsız edici tutumuna karşı Atatürk’ün tepkisini kendisinden dinleyelim.

“O zaman vaziyeti tetkik ettim. Müftü efendi, hocaların herkes üzerinde müessir (*) olduğunu ispat için bana hükmediyordu. Gayet yüksek sesle hocalara dedim ki, ‘bir sürü asker firarisi toplanmışsınız. Bütün medreselerde sizin gibi insanların yekûnunu toplasak Karahisar (şehrini) istirdat (**) ederdik. Memleketi kurtarmak mı, yoksa sizlerin burada oturmanıza karar kılmak mı? Hangisi daha önemli?”

Atatürk yukarıdaki olayı 1923 tarihli bir konuşmasında anlatmıştır. (İlhan Arsel’in ‘Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluları Din Adamları’ isimli kitabından özetleyerek aktardım.)

***               ***               ***

Bunları niye yazdım?

Günümüzün kimi müftü ve hoca efendileri; tıpkı Konya’daki müftü ve hocalar gibi konuşmaya başladılar.

Tekke ve medreselerin kapatılması ülkemize yapılan en büyük kötülükmüş!

Tekke ve medreseler açılmalıymış!

Tekke ve medreseler sivil toplum kuruluşlarıymış!

Tekke ve medreseler ilim, irfan okullarıymış!

Tekke ve medreseler dinimizi, imanımızı kuvvetlendiriyormuş!

Halk; tekke ve medreselerin açılmasını istiyormuş!

Arap alfabesine dönmeliymişiz!

Daha neler neler; ne inciler…

***               ***               ***

Tekke ve medreseler açılırsa ne olur?

Bir: Paramparça oluruz.

İki: Akıl, bilim, fen gider; üretmeyen, düşünmeyen, araştırmayan; neden, nasıl sorularını sormayan ezberci, “evet efendim”ci, kullar gelir.

Üç: Hoşgörü biter, tahammülsüzlük alır başını gider.

Dört: Laiklik sonlanır, şeriat hukuku ve şeriat ahlakına uygun kural ve kaideler geçerli kılınır.

Beş: Bilim bilmez, “hoca” bilir. Halk, din-iman söylemi ile kandırılır. Hak, hukuk, yasa, anayasa rafa kaldırılır. Akıl dışı, bilim dışı söylem ve eylemler taban bulur.

Altı: Kadın, sosyal yaşamdan kovulur.

Yedi: Din vicdandan çıkar, yaşama yön verir.

Sekiz: Abdülhamit, Vahdettin gibi özgürlük ve insanlık düşmanı ve de vatan haini padişahlar baş tacı edilir, vatan kurtaran Atatürk, “dinsiz”, “deccal” olmakla suçlanır.

Sözün özü; laik cumhuriyete, demokratik, hukuk devletine; özgür düşünceye, akla, bilime, çağdaşlığa veda edilir. Ortaçağ düzenine dönülür.

Ne dersin?

Uygarlığa veda edilsin mi? Orta çağ düzenine dönülsün mü?

 

(*) Etkisinde kalmış, etkilenmiş

(**) Geri alma. Bir yeri yeniden ele geçirme, kurtarma.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X