Yap-İşlet-Lüplet?!..
Metin SALMAN...

Yap-İşlet-Lüplet?!..

Bu içerik 1247 kez okundu.

Metin SALMAN

Cebinde parası olan her girişimci, cebindeki o paraya para kazandıracak yolları arar. Parası cebinde durdukça onun için zarardır. Parasını ya bankaya yatırarak külfetsiz % bilmem ne kadar faiz geliri elde edecek ya da banka faizinden daha fazla kazanacağı ve fakat külfetli bir işe yatırım yapacaktır.

Yatırımcı yatırım yapmadan önce hangi konuda yatırım yapacağını araştırır. Yapılabilirlik raporlarını inceler. Eğer o konu kendisi için kârlı olacaksa ancak o zaman yatırım kararı verir. Ancak devlettir ki, herhangi bir konuda yatırım kararı verirken o işten elde edilecek kârın yanında o işin sosyal faydalarını da göz önüne alır.

1980’li yılların sonuna kadar büyük altyapı yatırımlarını (baraj, köprü, otoyol, havalimanı v.b.) devlet kendi bütçe imkânları ile sonuçlandırıyordu. Yapılacak bir yatırım için devlet önce plân-proje hazırlar, hesap kitap yapar ve sonuçta projesini o işi yapabileceklerin bilgisine sunar, o işi yapmaya talip olanların durumlarını inceler, işi yapabileceklerine karar verdikleri arasında eksiltmeye çıkarır ve en uygun teklifi verene işi ihale ederdi. Sonuçta o iş bitiminde o iş ne ise vatandaşın hizmetine sunulurdu. Tabii ki bu durumda yatırımın bütün masrafları vatandaşın ödediği vergilerden karşılanırdı.

Ancak, Özal döneminden bu tarafa yeni bir usül keşfettiler. Bu tür yatırımları devletten 5 kuruş harcamadan yapabilmek!

YAP-İŞLET-DEVRET denilen bir formülle devletten hiç para almadan bu tür yatırımları yapacaklardı.

Dünyanın hemen hiçbir ülkesinde yatırım yapanlara müşteri garantisi verilmez. Ne yazık ki, bu YAP-İŞLET-DEVRET modelinde, yatırımcılara bu garanti verildi.

Ne oldu?

Meselâ yatırımcı bir doğalgaz çevrim santralı kurdu ve elektrik üretti. O’na, ürettiği elektriğin kilovatının bilmem kaç kuruştan satın alınacağı garantisi verildi. O sırada ülkenin elektrik enerjisine ihtiyacı yoksa, devlet kendine ait daha ucuza üretim yapan elektrik santrallerini devre dışı bırakarak, daha pahalı üretilen o santrallerin ürettiği elektriği satın aldı.

Meselâ: köprü ve otoyol yapılırken kendilerine o köprü veya yoldan bilmem kaç bin adet araç geçeceği garantisi verildi. Eğer belirtilen miktardan az geçiş olursa, eksik kalan adet karşılığı ödemenin Devlet Hazinesi tarafından yapılacağının garantisi verildi. Meselâ günde 40 bin araç geçiş garantisi verildiği halde, 20 bin araç geçmişse geçmeyen 20 bin aracın geçiş ücreti de Devlet Hazinesi tarafından ödenecekti. Bu garanti verildi.

Yatırımcının bu yatırımı yapacak finansman gücü yeterli olmadığından, bunun için bir yerlerden kredi bulmaları gerekiyordu. Dış kaynaktan bu krediyi sağlayamayınca iç kaynaklara yöneldiler ve yurt içi banka konsorsiyumlarından bu yatırımı yapacak krediyi buldular. Bu krediye de Devlet Hazinesi garanti verdi.

Yani dediler ki: “Ey bankalar! Bu krediye alanlar, aldıkları krediyi ödeyemez hale düşerlerse, siz merak etmeyin, o borcu Hazine olarak ben ödeyeceğim!” Böylece yatırımlar sonuçlandı ve hizmete girdi.

Bu altyapı yatırımları devlet tarafından yapılıp hizmete alınınca, bu hizmetlerden faydalananlardan genellikle bir ücret alınıyor. Devletin yaptıklarının ücreti makûl seviyelerde olmasına rağmen, bu YAP-İŞLET-DEVRET modeli ile yapılanlar için belirlenen kullanım ücretleri, kullanıcıları zorlayacak düzeyde olduğu için istenilen sonuç alınamıyor. Ayrıca bir ülkede kendi parasını kullanmak, o ülkenin hakimiyet sembolüdür. Bu geçiş ücretlerinin dolar üzerinden fiyatlandırılması düşündürücüdür! Kendi parasına güvenmeyen bir devlet?!..

Meselâ Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden bir TIR’ın geçiş ücreti 40 TL iken aynı TIR’ın Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçiş ücreti 164 TL (Dolar yükseldiği için fiyat her an değişebilir.) olduğundan Y.S.Selim Köprüsü’nden geçmeye zorlanan TIR’lar Fatih Köprüsü’nden geçmeye devam ediyorlar. Hal böyle olunca onları Y.S.Selim Köprüsü’ne yönlendirmek için idarî yaptırımlar devreye sokuluyor. O da bir şey değiştirmiyor. Çünkü uygulanan ceza 92 TL. Araç bu cezayı ödese bile yine de 164 TL tutmuyor.

Diğer taraftan İzmit Körfezi üzerinde yaptırılan Osman Gazi Köprüsü de beklenen ve istenilen sonucu vermiş değil. Geçiş ücreti pahalı bulunduğundan araç sahipleri köprüyü kullanmayıp feribotla geçişi ve körfezi dolanmayı tercih ediyorlar.

Bu durumda Yavuz Sultan Selim ve Osman Gazi köprüleri için taahhüt edilen araç sayısının yarısı bile o köprülerden geçmiyor. Böyle olunca, geçmeyen araçların geçiş ücretleri Devlet hazinesi tarafından ödenecek. Bunun tutarı az değil, milyonlarca lira.

Neydi? Bu yatırımlar Devlet Hazinesinden 5 kuruş ödenmeden yapılacaktı?!

Deli Dumrul’un kuru dere üzerine köprü yaptırıp geçenden 5 akçe, geçmeyenden döve döve 10 akçe alması gibi geçmeyen araçlar için ödenecek geçiş ücretlerini, o köprülerden hiç geçmemiş, belki de hayatı boyunca hiç geçmeyecek araç sahipleri ödeyecek.

Ne ballı yatırım!

Kullandığı kredi Devlet Hazinesi garantisi altında.

Geçecek araçlar için sayı garantisi ve geçmesi kabul edilen sayının altındaki geçmeyen araçların geçiş ücretlerinin ödenmesi Hazine garantisinde.

Kesinlikle ZARAR YOK.

Söyledikleri elhak doğru!.. Bu yatırımlar için Devletin Hazinesinden 5 kuruş çıkmıyor! MİLYONLARCA LİRA ÇIKIYOR!..

Buna DERENİN TAŞI İLE DERENİN KUŞUNU VURMAK DENİR!..

YAP-İŞLET-çifte kaymaklı kadayıfı mideye, paraları cebe-LÜPLET geriye ne kalırsa, 25 yıl sonra İSKELETİNİ DEVRET!..

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Raşit Cengiz     2016-10-25 Harika bir yazı. Bayıldım.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X