Milas doğumlu, Uluslararası Ödüllü, Resim-Gravür-Exlibris Sanatçısı Ayşe ANIL:
Celal DURGUN...

Milas doğumlu, Uluslararası Ödüllü, Resim-Gravür-Exlibris Sanatçısı Ayşe ANIL:

Bu içerik 1185 kez okundu.

“Ben Karya’yım, kendimi anlatıyorum”

Söyleşi- Celal DURGUN

O, bir ressam. O, bir Gravür ustası. O, bir Exlibris sanatçısı.

Eserleri yurt içinde de yurt dışında büyük bir ilgi görüyor.

Yurt içinde ve yurt dışında sergiler açmıştır.

Yurt dışı yarışmalara ismen davet edilen kişidir.

Ünü sınırlarımızı aşmıştır.

Ayşe Anıl, Milas aşığıdır.

Yok, öyle karasevda cinsinden değil.

Laf olsun cinsinden hiç değil.

Emeğiyle, sanatıyla, eserleriyle hizmet veriyor.

Milas’ı dünyaya taşıyor.

Sadece dağına, ovasına, balına, yağına da değil; insanına, tarihine, geçmişine de vurgundur.

Resim yaptı, Milas’ı çizdi.

Gravür yaptı Milas’ı anlattı.

Exlibrislere, Milas’ta yaşanmış mitolojiyi kazıdı.

“Efe” oldu, Avrupa’yı dolaştı. “Baltalı Kapı” oldu Asya’yı dolandı.

“Heketomnos” oldu dünyayı gezdi.

Şimdilerde Meksika’ya hazırlanıyor.

Çalışıyor, üretiyor; gecesini gündüzüne katıp yerelden evrensele “selam” çakıyor.

Yorulmak nedir bilmiyor, yüksünmüyor, şikâyet etmiyor, başarıdan başarıya koşuyor.

Türkiye’nin gönüllü turizm elçiliğini yapıyor.

Ayşe Anıl, Cumhuriyet kadınıdır. Ülkesini, doğduğu yer olan Milas’ı yürekten seven bir aydınımızdır.

Eserleri; Türkiye, Kazakistan, Sırbistan, Belçika, Çin, Tayvan, Finlandiya, İtalya, İspanya, Portekiz, Japonya, Ukrayna, Bulgaristan, Arjantin, Rusya ve Belarus’da çeşitli koleksiyonlarda bulunmaktadır.

Dünyanın tanıdığı Ayşe Anıl’ı, Milaslılar ne kadar tanıyor?

Bu topraklarda doğmuş, bu topraklara hizmet etmekten mutluluk duyan Ayşe Anıl’la hoş bir söyleşi gerçekleştirdim. Keyifle okuyacağınıza inanıyorum.

İyi okumalar…

 

Celal DURGUN (C. D.): Nerede doğdunuz, nerelerde okudunuz?

Ayşe ANIL (A. A): 1955 yılında Milas’ın Tuzabat köyünde doğdum. Doğduğum köy şimdi Milas’ın bir mahallesi olmuş. İlkokulun ilk iki yılını Tuzabat’ta, son üç yılını da Milas Menteşe ilkokulunda okudum.  Ortaokulu Milas’ta bitirdikten sonra İzmir’e gittik. İzmir’de Kız Lisesi’nde okudum. Lise’den sonra evlendim. 26 sene İzmir’de kaldım; 20 senedir de İstanbul’da yaşıyorum. İki oğlum var.

Faal bir insan olduğumu söyleyebilirim. Okumayı, araştırmayı seven biriyim. Liseli yıllarımda sağ-sol çatışmaları gibi anarşik olaylar vardı. Buca İngilizce bölümünü kazandığım halde ailem beni okula göndermedi. “Seni yolda bulmadık “dediler, 74’lü yıllardı, sonra mektupla eğitim çıktı o sene, oraya başvurdum. Fen bölümüne kayıt yaptırdım. Ancak “buradan bir şey olmaz, vazgeç” dediler; Buca Fen’i de bıraktım. Annem öğretmen olmamı istedi, onu da ben istemedim. Ben sanatla, arkeolojiyle, kitaplarla iç içe olmayı tercih ediyordum.  İzmir’de Amerikan Kültür’e devam ettim. Fotoğrafçılık kursuna gittim. Konfeksiyon kursuna katıldım. Dikiş yaptım, dantel işledim. Çocukluğumdan beri resim yapmayı çok seviyordum. Benim için resim, nefes almak gibiydi.

Milas Ortaokulu’ndayken, resim öğretmenimin resimlerimi beğendiğini hatırlıyorum.

Seneler sonra, iş icabı 1998 yılında Kiev’e gittik. Orada İngilizceden Rusçaya dil dersi alıyordum. Boş zamanlarımı resim yaparak dolduruyordum. Dil Hocamın dikkatini çekmiş; resimlerimi beğenmiş, “ressam olup olmadığımı” sordu; “değilim” dedim. Resim yapmamı önerdi.

 

C. D.: Lise’de okurken müzik mi, resim mi okudunuz?

A. A.: Lise birdeyim, resim öğretmenim yaptığım resimlerimi beğenmedi; Öğretmenimin kırıcı sözleri üzerine ikinci yıl müziği seçtim. İki sene resim yapmadım. Liseyi bitirdikten sonra yeniden resim yapmaya başladım. Duralit aldım, boyalar aldım; bu arada boyayı nasıl incelteceğim, nasıl işleyeceğim bilmiyorum. İngilizce mektuplaştığım İsviçreli arkadaşımın gönderdiği kartları, İzmir Güzelyalı’daki evimin balkonunda resmediyordum.

 

C. D.: Öğretmeniniz ima yolu ile mi yoksa alenen beğenmediğini belirtmişti.

A. A: Beğenmediğini söylemekle yetinmemiş, olumsuz sözlerle moralimi de bozmuştu.  Demek ki “resim yapamıyorum” diyerek beni resimden soğutmuştu.

 

C. D.: Bugün ne diyorsunuz? O resim öğretmeninizle karşılaştınız mı?

A. A.: Hayır, karşılaşmadım. Milas Ortaokulu’nda okuduğum günlerde çini mürekkeple arkadaşlarımın portrelerini severek yapardım. Ö dönemdeki resim öğretmenim çizimlerimi beğendiğini söylemişti.

 

C. D.: Ben de öğretmen emeklisi olduğumdan biliyorum; o yıllarda resim, müzik gibi derslere başka branşlardaki öğretmenler giriyordu.

A. A.: Olabilir, bilmiyorum. Bir de o yıllarda kültür, sanat, resim, müzik gibi güzel sanat dallarına iyi gözle bakılmıyordu. Ne olacaksın, “çalgıcı” mı olacaksın, “ressam” mı olacaksın gibi küçültücü bakışlar egemendi. Para kazanma ön plandaydı. Oysa her şey para mı? Eğitim ezbercilikten çıkarılmalı; kişinin yeteneklerini tanıtıp öğretmeli. 

 

C. D.: Siz kendi kendinizi keşfetmişsiniz; doğru mu düşünüyorum?

A. A.: Ben ortaokul dönemimde beri, resim yapmayı seviyordum. Bu arada karikatür çizimleri de yapıyordum. Şiir de yazdım. Ama gerçekten resim yapmayı hep sevdim. Ne lisedeki öğretmenimin olumsuz sözleri, ne de “ressam olsan ne olacak” diye düşünenlerin negatif düşünceleri beni yolumdan döndürmedi. İnsan sevdiği işi yapmalı.

 

C. D.: Ressam olunur mu, doğulur mu, başka bir deyişle, mektepli olmak şart mı?

A. A.: Yeteneğiniz olacak, sonra yeteneğinizin farkında olacaksınız ve de mutlaka eğitimini alacaksınız.

Bence yetenek, çalışma ve eğitim birbirinden ayrılmaz üçlüdür. Üçü birlikte olunca ve aşkla çalıştıkça başarı kendiliğinden geliyor.

 

C. D.: İlk resminizi hatırlıyor musunuz?

A. A.: İsviçreli arkadaşımın gönderdiği karttaki manzaraydı. Dağlardan çıkıp gelen çağlayanı resmetmiştim. Bu resim çalışmam da enteresandır. Tuval yok; yağlı boya, fırça ile sunta üzerine yapmıştım.

 

C. D.: Şiirlerinizde neyi anlatıyordunuz?

A. A.: İlkokul dördüncü sınıftayken, Ören’e gitmiştik; Ören denizinin maviliğine hayran olmuştum. Şiirimde denizin maviliğini anlatmıştım. Şiir yarışmalarına katıldığımı hatırlıyorum. Hemen her konuda şiir yazdım. Bu arada karikatür çizimleri de yapıyordum. Edebiyatla da ilgileniyordum. Ayrıca günlük tutuyordum.

 

C. D.: Neleri not ediyordunuz?

A. A.: Sevinçlerimi, kırgınlıklarımı, umutlarımı, o gün neler yaşadıysam onları yazıyordum.

 

C. D: Desen çizimleriniz de olmuş.

A. A.: Resmin temeli karakalem desen, kompozisyon ve renktir. Resme, 40’lı yaşlarımda Halk Eğitim Merkezi’nde başladım. Buradaki hocam çalışmalarımı beğeniyordu, bu durum beni cesaretlendirdi. Resim üzerinde ciddi çalışmaya karar verdim ve sanatçı ressam Yüksel Özen Atölyesine devam ettim.

Burada yaratıcılık, desen, suluboya ve akrilik üzerine çalıştım. Atölyede canlı modelle de çalışmalarımız oluyordu. Canlı model çizimlerimizde bize her poz için 15 dakika süre veriliyordu; ben 15 dakikada üç poz çiziyordum. Bu durum Yüksel Özen hocamın dikkatini çekmiş ki; “Ayşe makine gibi çalışıyorsun, ünlü olmak istiyor musun” diye sordu. Bu beğeni sözleri beni daha çok çalışmaya sevk etti. Ünlü olmak gibi bir düşüncem yoktu, ancak yaptığım işin en iyisini yapmak gibi bir hevesim vardı.

 

C. D.: Kardeşleriniz arasında sanatla uğraşanlar var mı?

A. A.: Yok, ancak küçük erkek kardeşimin el işlerine yakın olduğunu biliyorum. Annem halı dokur, ipek böceği işlemeleri yapardı. Ben de halı dokumuştum. Dedem saban yapardı, körüklü çizme ustasıydı.

 

C. D.: Gravür’e başlamanınız nasıl oldu?

A. A.: 2006 yılında, İstanbul Bahariye Sanat Galerisi’ndeki Resim Sergisine, tuval üzerine yaptığım bir çalışmam ile katılmıştım. Bu sergideki resmimi Gravür sanatçısı Ayşen Erte görmüş ve çok beğenmiş. Benimle tanışmak istemiş. Tanıştık. Gravür sanatına yatkın olduğumu belirtti; atölyesine davet etti. Gravür çalışmayı ben de istiyordum. 2008 yılında Ayşen Erte Atölyesinde çalışmaya başladım. Ayşen Hocam her zaman beni keşfettiğini söyler. Gerçekten de öyle oldu. Onun Atölyesinde olmaktan ve beraber çalışmaktan dolayı mutluyum. Ayşen Erte Gravür Atölyesi, Türkiye’de ve dünyada bir ekoldür. Halen Ayşen Erte Gravür Atölyesinde çalışmaya devam ediyorum. Ayşen Hanım benim sadece hocam değil, arkadaşım, kardeşim, dostumdur.

 

C. D.: Exlibris nedir, bu tarz çalışmaya nasıl başladınız?

A. A.: Exlibris; kitabın kartviziti, mühür’ü, kime ait olduğunu gösteren, 15x15 santimetre boyutunu aşmayan grafiksel, gravür tekniği ile yapılan küçük sanatsal yapıtlardır. Exlibris çalışmalarına Ayşen Erte hocamın teşviki ile başladım. Size de bir Exlibris yapmıştım. Bu çalışmam 2016 Haziran ayında Bulgaristan’ın Varna şehrinde Uluslararası Exlibris kataloguna girdi ve sergilendi.

 

C. D.: Varna’ya gittiniz mi?

A. A.: Gidemedim. Rusya’daki etkinlikle çatıştı.

 

C. D.: Rusya’ya neden gittiniz?

A. A.: Rusya’nın Vologda şehrinde yapılan Exlibris yarışması ve Kongresine 5 adet çalışmamı göndermiştim. Bunlar sergilendi. Ayrıca “Efe” ve “Tuzabat Evi” isimli eserlerim Uluslararası Kataloga girdi.

 

C. D.: Nerelerde sergi açtınız, kaç kataloga girdiniz?

A. A.: Ulusal ve uluslararası birçok karma ve grup sergilere katıldım. Türkiye’de 8 kişisel sergi açtım. 100’ün üzerinde ulusal ve uluslar arası sergilere katıldım. Yapıtlarım şu an 15 Dünya Katalogu’nda yer aldı. Ayrıca Portekizli Koleksiyoner ve yazar Artur Mota Miranda’nın “Dünyadaki Çağdaş Exlibris Kadın Sanatçılar 2014” adlı kitabında ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nin çıkardığı “Muğla’da 100 Yılda 100 Kadın” isimli kitapta yeraldım. Almanya’dan karma bir sergi için özel davet aldım. 3 adet resim gönderdim. Bu resimler yılbaşında açılacak olan sergide bir yıl boyunca Almanya’nın değişik bölgelerinde sergilenecek. Ayrıca Dünya Kataloguna girecek.

 

C. D.: Bir Gravür ve Exlibris çalışmasını ne kadar sürede tamamlarsınız?

A. A.: Resim tekniklerinden farklı olarak Gravür’de, hem sanat hem zanaat var. Uzun ve meşakkatli çalışma istiyor. Bir hafta da sürebilir, bir ay da. Bu, sanatçının çalışma temposuna bağlıdır.

 

C. D : Exlibris bizde mi yaygın, yurtdışında mı daha yaygın?

A. A.: Gravür ve Exlibris çalışmaları 15. Yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Bizde de, geçmişte Gravür çalışmaları yapılmış ama Exlibris’in 15 ya da 20 senelik bir mazisi vardır. Exlibris sanatçısı olarak, bu sanat dalının yaygınlaşması, tanınması, bilinmesi ve yeni sanatçıların yetişmesi için çalışıyorum ve sonucunu da alıyorum. Örneğin 2016’da 5 arkadaşım çalışmalarımı görerek Ayşen Erte Gravür Atölyesi’nde çalışmaya başladı.

 

C. D.: Yağlıboya çalışmalarınız devam ediyor mu?

A. A.: Gravür ve Exlibris çalışmalarım, yurt içinde ve yurt dışında yoğun bir şekilde devam ettiği için şimdilik yağlıboya çalışması yapamıyorum.

 

C. D.: Geçmişle gelecek arasında bağ kurmak istediğinizi belirtiyorsunuz, bunu açar mısınız?

A. A.: Geçmiş derken; doğduğum toprağın bir tarihi var, üzerinde çeşitli uygarlıklar kurulmuş, iki kez başkent olmuş yerden bahsediyorum. Atalarımız var; nereden geldiğimizi, nereye gideceğimizi tayin edebilmek için geçmişimizi iyi bilmemiz gerekiyor. Hani derler ya “geçmişi olmayanın geleceği de olmaz.” Geçmişi öğrenmek, anlamak gerekiyor; bu da yetmez, yaşadığımız zamanı da doğru sentezlemek ve geleceğe aktarmak gerekiyor. Yani biz kimiz, nereden geliyoruz, atalarımız ne yapmışlar; bunları bilmezsek nasıl yol alacağız? Bizden sonraki kuşaklara nasıl bir miras bırakacağız? İlerleme nasıl mümkün olacak? Bu nedenle önce yereli iyi belleyeceğiz, sonra evrensele ulaşacağız. Ben geçmişle geleceği sentezleyip yeni işler üretip gelecek kuşaklara bırakmak istiyorum. Gelenekçi değilim. Yerel olmayı tutuculuk olarak algılamıyorum. Geçmişte kalmayı, geçmişi tekrar etmeyi de yeğlemiyorum. Çağın tekniklerini, yeni buluşları, yeni anlayışları geçmişle zenginleştirip evrensele doğru yol almayı seviyorum. 

 

C. D.: Karya uygarlığını araştırmanızın nedeni de bu mu?

A. A.: Ben Karya’yım, kendimi anlatıyorum.

 

C. D.: Milas konulu resimlerinizi İstanbul’da sergilediniz mi?

A. A.: Belli aralıklarla sergiledim. Sergilemeye devam ediyorum.

 

C. D.: Resim yapmaya başlarken örnek aldığınız kişiler var mıydı?

A. A.: Benim, “şunun” gibi olayım, “bunun” gibi resim yapayım diye bir kaygım olmadı. Ama tabii ki hayran olduğum ressamlar vardı. Ben, “ben” olmaya gayret ettim. Bunu samimi olarak söylüyorum. Özgün çalışıyorum.

 

C. D.: Yurt dışı sergilerde Milas’ı anlatıyor musunuz?

A .A.: Çalışmalarımın çoğunda Milas’ı anlattım. Dünyanın öbür ucuna kadar gittim, ama benim doğduğum topraklardaki tarihi zenginliği oralarda göremedim. Doğası cömert, insanı hoşgörülü dört dörtlük bir şehir göremezsiniz. Bu topraklarda oluşan kültürden etkilenmemek mümkün değil. Milas’ta doğdum, büyüdüm, yedim, içtim, sanatçı duyarlılığına erdim; işin özü bugüne gelmişsem, sanatçı olmuşsam, yurt içinde ve yurt dışında sergiler açmışsam, davetlere çağırılıyorsam, bunda Milas’ın doğasının, tarihinin, insanının etkisi vardır. Ben, Milas’ın dağına, ovasına, suyuna, denizine vurgunum. Milas tanıtılmayı hak eden bir kenttir. Milas, mutlaka hak ettiği yere gelecektir.

 

C. D.: Yapıtlarınızda Karya uygarlığına özel bir önem veriyorsunuz.

A. A.: Evet, Karya dönemi benim ana konum. Çeşitli konularda ve temalarda tabii ki çalışıyorum. Mitoloji beni çok ilgilendiriyor. Bugünlerde Endymion’la Selene’nin gravürünü çalışıyorum. Biliyorsunuz, Bafa gölünde Ay Tanrıçası Selene ile Çoban Endymion’un aşkı yüzyıllardır anlatılır. Bu topraklarda yaşanmış büyük aşkın gravürünü yapma hazırlığı içindeyim.

 

C. D.: Sanıyorum, önce araştırıyorsunuz, okuyorsunuz, tarihi bilgilere ulaşıyorsunuz.

A. A.: Evet, planlı ve programlı çalışmayı seviyorum. Oturup ilham beklemiyorum. Önce okuyorum, neler olmuş, neler yaşanmış öğreniyorum, sonra çalışmaya başlıyorum. Yeni projem için Milas’ta resimler çektim, konu ile ilgili kitaplara ulaştım, kişilerle bire bir görüştüm. Anlatılanların, yazılanların, görselliklerin ruhunu yakalamam gerek; aksi halde başarılı olamam. Önce ben beğenmeliyim, içime sinmeli; anlatımım, ifadelerim gerçeği anlatmalı ya da en azından gerçeğe yakın olmalı. Geçmişi bilmeden yol almam mümkün değil.

Ben böyle bir çalışmanın doğru olduğuna inanıyorum, yani kendimi anlatıyorum. Eserlerimde yereli işlerken, evrensele ulaşmayı hedefliyorum.

 

C. D.: Bunu açar mısınız?

A. A.: Yani Karya benim. Ben, yaşadığım topraklar üzerinde kurulmuş uygarlıkların devamıyım. Kendimizi anlatmaya çaba gösteriyorum. Bu toprağın insanlığa ulvi değerler kazandırdığına inanıyorum. Dünya tarihinde ilk kadın Amiral Karyalı Artemisia 1’dir. Övünülecek topraklarda yaşıyoruz. Örneğim Uzunyuva’dakiler, Hekatomnos sülalesi gibi dünyanın gelip göreceği tarihi zenginliğimiz var. Biliyor musunuz Hekatomnos’un gravürünü yapan ilkler arasında olabilirim. Dünyanın yedi harikası kabul edilmiş Kral Mauselous’un Gravürünü de yaptım.

 

C. D.: Yurt dışı sergilere katılıyorsunuz; Milas oralarda biliniyor mu?

A. A.: Yeterice bilindiği kanısında değilim. Ben gittiğim her yerde resimlerimle tanıtıyorum.     

 

C. D.: Kendi atölyenizi kuracak mısınız?

A. A.: Benim evimde kendi atölyem var zaten. Sanıyorum dışarıya yönelik atölye kurmamı soruyorsunuz.  Düşünüyorum, ancak o zaman da ben çalışmalarımdan geri kalır mıyım diye endişeleniyorum.

 

C. D.: Çalışmalarınızı sürdürecek öğrenciler yetiştirmek ister misiniz?

A. A.: Tabii ki isterim. 

 

C. D.: İleride kurmayı düşündüğünüz atölyeyi nerede kuracaksınız?

A. A.: Milas’ı düşünüyorum. Bu evimi de bu amaçla yapmıştım. İzmir’de olabilir mi onu da düşünüyorum.  Bodrum da olabilir. Zamanı geldiğinde şekillenir. Kesin bir kararım yok. Zamanı geldiğinde o da olacak.

 

C. D.: Doğduğu toprağa borçlu olduğunu söyleyen bir sanatçısınız. Sizin gibi düşünen Milas doğumlu sanatçılarla el ele verseniz, Milas’ın tanıtımına birlikte omuz verseniz diyorum.

 

A. A.: Çok heyecan verici, harika bir şey olur. Böyle tekliflere hayır demem. Ancak “evet” deyip elini taşın altına koymayan kişilerle karşılaşınca moralim bozuluyor. Bazı sanatçı arkadaşlarımla bu konuyu görüştüm. İleride güzel projelerle Milas’ın tanıtımına katkıda bulunacağız.  

 

C. D.: Hekatomnos çalışmanız dereceye girmiş miydi?

A. A.: Evet, Japonya Tokyo’da Tama-Art Üniversitesi’ne göndermiştim ve seçildi. O eserim üniversitenin koleksiyonunda yeraldı ve sergilendi.

 

C. D.: Milas’ın yerel ve genel yöneticileri sizinle çalışmak isteseler ne dersiniz?

A. A.: Hayır demem.

 

C. D.: Türkiye’de sanatçı olmak da zor mu?

A. A.: Kolay olduğunu söyleyemem. Ancak yılmadan çalışıyorsanız, sanatınıza sahip çıkıyorsanız, halk sizi bir yerlere getiriyor. Sanat hayatı öğretir, insanlığı öğretir. Sanatçı ışığı alnında hisseden ilk kişidir. Sanatçı yaşamı güzelleştirir, sanat yaşama tat verir. Ekonomik, kültürel gelişmesini tamamlamış ülkelerde sanata ve sanatçıya daha çok saygı duyuluyor.

 

C. D.: Eklemek istediğiniz sözleriniz var mı?

A. A.: Size ve ÖNDER gazetesine; benim bu günlere gelmemde büyük emeği olan Hocam Gravür Sanatçısı Ayşen Erte’ye, Atölye arkadaşlarıma, aileme ve beni destekleyen sanat dostlarıma çok çok teşekkür ediyorum. Sanat yapmak isteyen gençlerimize de seslenmek istiyorum: Aşkla, sevgiyle ve çok çalışmakla hedefinize ulaşabilirsiniz. İşin özü; çalışmak, çalışmak ve çalışmaktır.

 

C. D.: Ben de teşekkür ediyorum. Çalışkanlığınız, üreticiliğiniz, yaratıcılığınızla hem Türkiye’nin hem de Milas’ın gözbebeğisiniz. Başarılarınızın devam etmesini diliyorum.   

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X