“Bir de arkadaşlarına sor bakalım”
Zeki SARIHAN...

“Bir de arkadaşlarına sor bakalım”

Bu içerik 446 kez okundu.

Zeki SARIHAN

Milli bayramlar yaklaşırken okulları bir telaş alır. Âdet yerini bulsun kabilinden bir tören yapılacak, törende konuşacak ve şiir okuyacaklar seçilecektir. Bunun için, daha çok tarih ve türkçe-edebiyat öğretmenleri görevlendirilir. Bazı okullarda metinleri denetleyen bir kurul da vardır.

1983’te 1402’lik olup üç yıl sonra mahkeme kararıyla eski okuluma döndüğümde okul Cumhuriyet Bayramı törenlerine hazırlanıyordu. Başmuavin Hasan Erünver, öğretmenler adına bayram konuşmasını benim yapmamı önerdi. Müdür ise tarih öğretmenini öneriyordu. Aralarında anlaşamadılar ve ikimizin de konuşmasını kararlaştırdılar…

Konuşmalarımızı yazıp denetim için verdik. Tarih öğretmeni yarım sayfalık bir metin hazırlamıştı ve bunda Türk devletlerinin baştan beri cumhuriyetle idare edildiğini ileri sürüyordu! Cumhuriyet iyi bir şey olduğuna göre atalarımız da elbette cumhuriyeti benimsemişlerdi… Bu görüşe itiraz ettim.

Okulun yeni müdürü ölçtü, tarttı. Sonunda benim konuşmamda karar kıldı.

Öğrencilerde heyecan uyandırmayan sıradan bir konuşma yapmayı kabul edemezdim. Bu tip tören konuşmalarını kimsenin dinlemediğini biliyordum.

Sorulu yanıtlı bir konuşma olsun istedim. Sınıflarımın birinde cumhuriyetle ilgili kafalarında ne gibi sorular olduğunu öğrenerek not ettim. Bunları sorulu yanıtlı bir biçime soktum. Sınıfın en çalışkan ve zeki öğrencilerinden Safiye ile prova yaptık.

Törende sıra benim konuşmama gelince, daha adım söylenir söylenmez öğrenci kitlesinden bir alkış tufanı koptu. Henüz 40 gündür ve bu kalabalık kitleden yalnız dört şubenin dersine giriyordum. Eski öğrencilerim ise mezun olmuştu. Başka kimseye kısmet olmayan bu tezahürat, sıkıyönetimin ve bakanlığın bana verdiği eziyetlere bir yanıt olmalıydı.

Safiye sordu, ben yanıtladım.

“Günaydın öğretmenim, size cumhuriyetle ilgili bazı sorular sorabilir miyim?”

“Sor bakalım Safiye.”

“Cumhuriyet ne demektir?”

“Cumhur halk demektir. Cumhuriyet de halkın doğrudan veya temsilcileri aracılığı ile kendi kendini yönetmesi demektir.”

“İlk cumhuriyet hangi ülkede kuruldu?”

“Cumhuriyet Yakın Çağ’ın bir havramıdır. İlk Cumhuriyet anayasası 1787’de ABD’de hazırlandı. Fransız ihtilalinin gerçekleştiği 1789’da yürürlüğe girdi. Cumhuriyetçiliği dünyaya Fransız İhtillali yaydı.”

“Teşekkür ederim öğretmenim, Osmanlı devletinde hangi yönetim biçimleri vardı?”

(Mutlakiyet, Birinci ve İkinci Meşrutiyet, Son Osmanlı Mebuslar Meclisinin açılışını anlattım.)

“Öğretmenim, cumhuriyetle daha önceki yönetim biçimleri arasında ne farklar var?”

“Padişahlar ve bunların başka ülkelerdeki benzerleri, yönetme yetkisini Tanrı’dan aldıklarını ileri sürerlerdi. Cumhuriyet’te yöneticiler yetkilerini ancak milletten alabilirler. Padişahlıkta insanlar padişahın kulu sayılırlardı. Yaşama güvenceleri bile yoktu. Cumhuriyet, insanları kulluktan özgür yurttaşlar düzeyine çıkarır. Temel hak ve özgürlükleri vardır ve bunlar ellerinden alınamaz.”

“Atatürk’ün işaret ettiği hedeflere ulaşıldı mı?”

“Alınan yol küçümsenemez. Ama hedefe ulaşıldığını söyleyebilmek için herkesin bilimsel düşünme alışkanlığını edinmesi, okuma yazma bilmeyenler oranının yüzde sıfıra inmesi, kadın-erkek eşitliğinin her alanda sağlanması, bizi dışarıya muhtaç etmeyecek milli bir ekonominin tam olarak kurulması gerekiyor.”

11 soru ve 11 yanıttan oluşan konuşma bitince bu kez Safiye’ye ben sordum:

“Hep sen soracak değilsin ya, bir soru da ben sana sorayım: Sen, cumhuriyetin getirdiği değerleri korumaya, bunları ve yurdu yükseltmek için mücadele etmeye hazır mısın?”

“Evet öğretmenim!”

“Peki, arkadaşların da hazır mı?”

“Hazır öğretmenim!”

“Onlara sor bakalım, hazırlar mı?”

Safiye tören alanına sesleniyor:

“Hazır mısınız arkadaşlar?”

Yüzlerce genç kız ve delikanlı bir ağızdan yanıt veriyor:

“Hazırız!”

“Sorun iyi duyulmamış olabilir. Bir daha sor bakalım.”

“Hazır mısınız arkadaşlar?”

Daha canlı, daha, daha yüksek bir koro halinde:

“Hazırız!...”

“Biz öğretmenleriniz de hazırız. Öyleyse yarınımızdan emin olabiliriz.” (Alkışlar, ıslık sesleri…)

Eve öğrencilerin kendi bahçelerinden getirdiği çiçek demetleriyle döndüm.

Ertesi gün okula ulaştığımda “Seni müdür çağırıyor!” dediler. Her halde 10 Kasım programı hakkında görev verecek diye düşündüm.

Önüme bir soruşturma kâğıdı uzatmaz mı! Konuşmayı niçin kâğıttan okumayıp da irticalen konuştuğumu soruyordu!

Şöyle yanıtladım: Ben öğrencilerin cumhuriyet hakkında sorduğu birkaç basit soruya kâğıda bakarak cevap vermeye utanırım. Zaten sınıflarda anlatmıyor muyuz? Ama bu konuşma olduğu gibi idareye verilen metinde yazılı, ilgili kurulun denetiminden geçti.

Sonradan öğrendik ki, semtteki İslamcılardan biri Padişahların Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve Cumhuriyet’in kulluktan yurttaşlığa geçiş olduğunu anlatmamı suç saymış, müdürü hakkımda işlem yapmaya çağırmış.

Yeni atanan yönetici kadrolar nedeniyle daha o tarihlerde okullarda cumhuriyeti anlatmak bile zorlaşmıştı…

Safiye ve arkadaşları şimdi ne düşünüyor acaba?

(20 Ekim 2016)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X