Hasan Ali Yücel ve Beşikdüzü Aydınlığı
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Hasan Ali Yücel ve Beşikdüzü Aydınlığı

Bu içerik 594 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ - kekocabasgmail.com

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED), Köy Enstitüleri kültürel mirasını günümüze taşımak adına önemli çalışmalar yapıyor. YKKED, Beşikdüzü Köy Enstitüsü kurucu müdürü Hürrem Arman’ın 1969 yılında birinci cilt, 1989 yılında ikinci cilt olarak yayımladığı “Piramidin Tabanı” adlı kitabı tek kitap olarak yayıma hazırladı ve onurla baskıya verdi. “Piramidin Tabanı”, akıl ve bilimi temel referans alan Cumhuriyetin kuruluş sürecinin ve heyecanının öyküsü, piramidin tabanındaki insanların yaşamlarını değiştirme-dönüştürme arayışının tanıklığıdır. “Piramidin Tabanı”, günümüzde Cumhuriyet aydınlanmasına, Köy Enstitüleri kültürel mirasına ilgi duyan, piramidin tabanının mutlu ve özgür yaşaması gibi bir derdi olan eğitimciler, siyasetçiler, öğretmen adayları, aydınlar ve araştırmacılar için önemli bir kaynak… Dernek, kitabın önsözünde, “Sayın Hürrem Arman’ı saygıyla anarak ve yeniden laik, demokratik, bilimsel eğitim diyerek bu kitabı eğitim-kültür dünyamıza armağan ediyoruz” ifadeleriyle Hürrem Arman’ı selamlıyordu.

YKKED, şimdi de “Tanıklıklarla Köy Enstitüsünden İlköğretmen Okuluna BEŞİKDÜZÜ AYDINLIĞI” adlı bir kitap hazırlığında. 2017’nin ilk aylarında kitabı eğitim ve kültür dünyamıza sunacağız. Bu kitap Beşikdüzü imecesinde, Köy Enstitüsü, İlköğretmen Okulu öğrencisi ve öğretmenlerinin aktardıkları tanıklıklardan, belgelerden oluşuyor. Beşikdüzülü arkadaşlarımız, dostlarımız gönderdikleri yazılar, belgeler ve fotoğraflarla imeceye katılıyorlar.

Beşikdüzü, 1940’lı yıllarda Trabzon’a 59 kilometre uzaklıkta, Vakfıkebir kazasına bağlı küçük bir nahiyeydi. Beşikdüzü Eğitmen Kursu 1939 yılında 79 öğrenci ile açılır. Beşikdüzü Köy Enstitüsü 1940 yılında öğrenci almaya başlar. 1946 yılında enstitünün öğrenci sayısı 750 olmuştur. 1950 yılında enstitülerdeki karma eğitimin kaldırılması sonucu Beşikdüzü Köy Enstitüsü erkek öğrencileri Arifiye, Cılavuz, Ladik, Pulur, Çifteler Köy Enstitülerine dağıtılır ve Beşikdüzü Kız Köy Enstitüsü olur. Daha sonraki yıllarda da 1954-1974 arası Beşikdüzü İlköğretmen Okulu, 1974-2014 Haziran ayına kadar önce Beşikdüzü Öğretmen Lisesi ve daha sonra da Beşikdüzü Anadolu Öğretmen Lisesi adıyla eğitim tarihinde yerini alır. Beşikdüzü Köy Enstitüsü müdürlüklerinde sırayla “Hürrem Arman, Osman Ülkümen ve Fehim Akıncı” görev alırlar.

Hasan Ali Yücel’in Beşikdüzü’ne ziyaretini, Ağustos 1944’te yapılan bir toplu buluşmada müdür Osman Ülkümen, “Çocuklar, 11 Ağustos 1944 Cuma günü bugüne kadar yuvamızı hiç görmeyen ve belki de kendisini hiç görmediğimiz Maarif Vekilimiz’i göreceğiz. Ona candan bağlılığımızı, yolundan yürüdüğümüzü göstermek ve bildirmekle bahtiyar kalacağız” ifadeleriyle bakanın gelişini öğrencilerle paylaşır. O günü anlatan haber “Müjdeyi alan gruplar içtima mahallini terk etti. Koşuşlar, gülüşler, yürüyüşler, haykırışlar başkalaştı. İş sahalarında keser sesleri, mala şakırtıları, rende ve pulanya hışırtıları, balyoz gürültüleri, tarlada kazma sedaları tamamen değişti. Enstitümüzde başka bir alem, başka bir yaşayış başladı” şeklindeydi. Enstitü Yücel’i coşkuyla ağırlamaya hazırlanıyordu.

Köy Enstitüleri kuruluşuna Tonguç ile birlikte iş ve emekle imzasını atan Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Beşikdüzü Köy Enstitüsü’ne ilk kez 11 Ağustos 1944 Cuma akşamı saat 24’te gelir. Öğrencileri etrafına toplar ve “Bana gelin sizi yakından göreyim çocuklar. Vakit ne zaman biliyor musunuz? Saat kaç? Gece yarısı değil mi? Bugün ayı kaçı? Onbiri… Ağustosun onbiri bitti, onikiye geçtik. Uyuyanların haberi var mı? Uyuyanlar hangi günde? Onbirde değil mi? Halbuki bizim gibi uyumayanlar bu saatte onikinci günü idrak etmiş oluyoruz. İşte milletlerin tarihinde uyuyanların hali bu, uyumayanların ki de budur… Cumhuriyetle onbiri aşmış onikiyi idrak etmiş duruma geldik. Lambaları söndürsek saate bakamayız, vakti anlayamayız. Ne zaman anlarız? Güneş doğunca, ışık parlayınca. Bir milletin uyanması da bilgi sahibi oluşuna bağlıdır. Güneşin çıkması demek, bir milletin gözünü açması, herşeyi öğrenmesi demektir… Bir arkadaşınız misafir dedi. Ben misafir değilim. Ev sahibiyim. Yarın tarlada, işyerlerinizde ve dershanelerinizde sizleri göreceğim. Sıhhatli ve neşeli olduğunuzu gördüm. Gidişleriniz beni çok memnun etti. Çok teşekkür ederim. Sağolun, varolun. Sizi fazla tutmayayım, geceniz hayırlı olsun. Gidin yatın yavrularım” ifadeleriyle öğrencilere hitap eder. Yücel, enstitüden ayrılırken enstitü şeref defterine 12 Ağustos 1944 tarihinde “Beşikdüzü Köy Enstitüsünü, bu güzel tabiatlı vatan parçası üstünde oturan kardeşlerimin, çocuklarımızın ışık ve hayat kaynağı olmasını bütün yüreğimle dilerim. Gördüklerim bu dileğin güveni olacak değerdedir” notunu düşer.

Beşikdüzü; yoksul Karadenizli halk çocukları için Yücel’in yazdığı gibi “ışık ve hayat” kaynağıdır. Beşikdüzü Köy Enstitüsü ilk dönem öğrencilerinden Cesarettin Ateş, Yücel’in ziyareti sonrası yazdığı “Davamız Önder’ine” adlı şiirinin bir kıtasında “Bekledik, yola baktık gözler sarardı, soldu / Ufuklarda beliren çizgiler kayıp oldu, / Bugün Beşikdüzü’ye neşe, sevinçler doldu, / Eski hasretli günler döküldüler denize” dizeleriyle Yücel’i selamlıyordu.

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED), geçen aylarda Trabzon’da Hasan-Ali Yücel İlkokulundan adının çıkarılmasını emeğe saygısızlık olarak tanımlayarak kararı bir basın açıklamasıyla kınamıştı. Daha sonra da ülke çapında gösterilen tepkilerle karar iptal edilmişti. Beşikdüzü’nde gece yarısı öğrencilerle sevgiyle konuşan bakan Yücel (1897-1961), felsefe eğitimi almış, eğitimci, düşünür, yazar ve bestekar, aydınlanma hareketimizin yüz akı devlet adamıdır. Dünya eğitim, bilim, kültür örgütü UNESCO, Yücel’in emeğine duyduğu saygı nedeniyle 100. doğum yıldönümünde 1997 yılını “Dünya Hasan-Ali Yücel Yılı” ilan etmişti. Yücel, “Beşikdüzü Köy Enstitüsü Işığı”nı, Sis dağının eteklerinde Tonguç ve çalışma arkadaşlarıyla beraber yakan bakanın adıydı. “Sis Dağı” horonunu enstitüler kültürel mirasına, Beşikdüzülü öğrenciler katmışlardır. Tüm enstitülerde sabahları ve etkinliklerde oynanan bu horonda, Tonguç için “Okulun pınarından su içtim avuç, avuç / Enstitüler babası, yaşasın Hakkı Tonguç”, Yücel için ise “Gemim geliyor gemim aceledir acele / Bir mektup yazacağım Hasan Ali Yücel’e” dizeleri Karadenizli yoksul halk çocuklarının yaşamlarını değiştiren, onları kanatlandıran bakanlarına, genel müdürlerine duyduğu saygının dışavurumudur.

Yücel ve Tonguç kısaca, “Cumhuriyettir, okuldur, eğitim hakkıdır, sanattır, kültürdür, kitaptır, özerk üniversitedir, operadır, tiyatrodur, halk danslarıdır, müziktir, karma eğitimin, laik, demokratik, bilimsel eğitimin adıdır... Yücel ve Tonguç Beşikdüzü Aydınlığıdır”

“Beşikdüzü Aydınlığı”nı yaratanlara selam olsun…

(Kaynak: İsmail Hakkı Tonguç Belgeliği Vakfı)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X