Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği 2016 Aydınlanma Onur Ödülü Gürer Aykal’a veriliyor
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği 2016 Aydınlanma Onur Ödülü Gürer Aykal’a veriliyor

Bu içerik 806 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ - kekocabasgmail.com

On beş yıldır Köy Enstitüleri kazanımlarını, farkındalığını, felsefesini günümüze taşımak çabası içinde olan Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED), 2003 yılından bu yana her 17 Nisan’da Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümünde, ülkemizin aydınlanma, çağdaşlaşma imecesine yapıtlarıyla, yaşamıyla, duruşuyla, emeğiyle katkı sağlamış aydın, yazar ve sanatçılara “Aydınlanma Onur Ödülü” veriyor. YKKED, bu ödülü sırasıyla ülkemizin yüz akı aydın ve sanatçılarından; Vedat Günyol, Engin Tonguç, İlhan Selçuk, Server Tanilli,  Halit Çelenk, Türkan Saylan, Cengiz Bektaş, Genco Erkal, Yaşar Kemal, Hıfzı Topuz, Doğan Hızlan, Ataol Behramoğlu ve Yılmaz Büyükerşen’e verdi.

YKKED-Genel Merkezi 2016 Aydınlanma Onur Ödülünü ülkemizin yüz akı orkestra şefi,  Cumhuriyet çocuğu Sayın Gürer Aykal’a vermeye karar verdi.

Gürer Aykal; 22 Mayıs 1942 tarihinde Cumhuriyetin ışık ve aydınlanma saçan eğitim  kurumlarından Çifteler Köy Enstitüsü müzik öğretmeni Tevfik Aykal’ın oğlu olarak Mahmudiye’de hayata merhaba dedi. Gazeteci-yazar Hıncal Uluç, Gürer Aykal’ın bu döneme özgü yaşam öyküsünü 26 Aralık 2012 tarihli yazısında “Cumhuriyetin önde köylerinden Çifteler… Niye? Orda bir Köy Enstitüsü var çünkü… Cumhuriyetin temel eğitim kurumlarından… Gürer’in babası da orada müzik hocası. Sonra Diyarbakır’a tayin oluyorlar… Orada ilkokula başlıyor. 1952 yılında Ankara’dan iki müfettiş geliyor Diyarbakır’a… Bunlar Halil Bedii Yönetken ve Şeref Çayırlıoğlu… Görevleri Anadolu’yu dolaşmak ve yetenekli çocukları keşfetmek ve onları Ankara’da kurulan konservatuvara yatılı öğrenci olarak almak… 1952’de Cumhuriyete bakar mısınız, neler yapıyor?” ifadeleriyle anlatır.

Aykal’ın önce ailede babasıyla başlayan müzik dersleri 1953 yılında Ankara Devlet Konservatuvarında devam eder. Babasının müzik öğretmeni olması ve evlerinde müzik aletlerinin hepsini görmesini kendisi için büyük bir şans olarak gören Aykal yaşadığı süreçleri “ … Müzik benim karakterim oldu ve ben müzikle bütünleştim. Örneğin Beethoven benim karakterimi oluşturdu. Onu anlayabilmek ve kavrayabilmek için o kadar çok çalıştım ki, hâlâ da çalışmaya devam ediyorum” der ve müziğin  anayasasının Beethoven olduğunu söyleyerek, “eğer bir orkestra Beethoven’i çalamıyorsa o orkestra gerçek bir orkestra değildir” ifadelerini kullanır. Müziği güzel sanatların en önemli dalı olarak tanımlayan ve müziğin doğumdan ölüme kadar yaşamımızda var olduğunu ifade eden Aykal “Bir ressamın müzikten yoksun olması demek onun başarılarında büyük düşüşler olması demektir. Hele bir yazarın müzik bilmeden romanlar yazmasında büyük eksiklikler oluşur” ifadeleriyle müziğin diğer sanat dalları ile olan ilişkisini ortaya koyar.

Gürer Aykal, konservatuarda Necdet Remzi Atak’ın öğrencisi olarak keman bölümünü bitirir ve sonra kompozisyon bölümüne geçerek Adnan Saygun’un sınıfından mezun olur. Ardından devlet bursu kazanıp İngiltere’ye giderek orkestra şefliği okur ve sonra  İtalya’ya giden Aykal, şeflik nişanı alır. 1975 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın sürekli şefliğine atanan Aykal, müzik alanındaki uluslararası başarıları ve hizmetleri nedeniyle 1981 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanına layık görülür. Aykal halen, 1999’da kurduğu ve 2008 Eylülüne dek sürekli şefliği ile genel müzik yönetmenliğini sürdürdüğü Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın onursal şefi olarak görevine devam ediyor.

Gürer Aykal, öz yaşam öyküsünü anlattığı bir söyleşide müzikal geçmişini babasının  Köy Enstitüsünde müzik öğretmeni olmasıyla anlatır. Köy Enstitüsüne yetişemediğini ama babasının kendilerini Köy Enstitüsü terbiyesinde yetiştirdiğini ifade eder. Her şeyin eğitimle başladığını, ilk kez babasından öğrendiğini ifade eden Aykal müzik müfettişlerinin kendisini bulduklarında “Ben zaten yetenekliydim, babamdan kalıtsal olarak o yeteneği almıştım. Eğer yetenekliyseniz ve çok çalışarak o yeteneğinizi pekiştirirseniz, sonuçta orkestra şefliğine kadar ilerleyebilirsiniz” şeklinde anlatır.   Küçükken, bir ağaç bulduğunda hemen bir enstrüman yapıp çaldığını anlatan Aykal,  Ankara Devlet Konservatuvarı’nda yatılı eğitimin kolay olmadığını, o yıllarda 11 yaşında bir çocuk olarak çok zorlandığını anlatır. Mustafa Kemal’in önemini de “Çoğu konservatuvarın kuruluşu, biliyorsunuz, Atatürk’e dayanır. Çünkü Atatürk, güzel sanatlarla yürümeyen bir ilerlemenin çağdaş olamayacağını her zaman söylemiştir. Onun için bizim de görevimiz, Atatürk’ün istediği doğrultuda, bu güzel müziği, bu çok sesli müziği olabildiğince Türkiye’de yaşatır hale getirmektir. Ben, hayatımı bu amaca vakfettim zaten. Anadolu konserlerimiz, yetiştirdiğim öğrencilerim, Türk eserlerini dünyanın hemen her ülkesinde seslendirme çabalarım hep bunun sonucudur. Türk müziğinde Karadeniz müziği de, Güneydoğu müziği de, Ege müziği de kaynaşmıştır” şeklinde anlatır.

Anadolu’da verdiği konserlerinde ilgiyle karşılandığını anlatan Gürer Aykal, soğuk bir havada Nemrut Dağı’nda verdikleri konseri “Bir seferinde Nemrut’ta konser verdik, Vivaldi’nin Mevsimler’ini çaldık. Şehirden gelenler kısa kollu elbiselerle gelmişler ve onlar üşürken, oranın yerlileri battaniyelerinin  altında bizi dinlediler. Fakat konser sonunda, bazı gazeteciler, hoş olmayan bir şekilde, o battaniyelerin altında bizi dinleyenlere “ne anladın” gibi ayıp ve saçma bir soru yönelttiler. Ama ne cevap aldılar biliyor musunuz: “Bu sesler ulvi sesler, huzur duydum.” İşte Vivaldi’nin Anadolu’daki en güzel yorumu budur. Bir kez de zannediyorum Urfa’da, bir nine konserimize gelmiş. Yanında da torunu var. Aynı soruyu o nineme de sordular ve ondan da şu yanıtı aldılar: “Vallahi ben anlamadım ama torunlarım öğrensin diye geldim.” İşte güzel insanımın yanıtı budur…” şeklinde anlatır.

Gürer Aykal demokrasi ve çok sesli müzik arasındaki ilişkiyi ”Demokrasiyi nasıl kavrayacaksınız? Çok sesliliği bilmeden olur mu? Biz hâlâ demokrasinin ilerisi, gerisiyle uğraşıyoruz. Hâlbuki bunun kökeni eğitimdir, müziktir. Eğer sen müzikle bu eğitimi halkına verebiliyorsan, halkının bu müziği dinlemesini ve çok sesliliği tanımasını sağlıyorsan o zaten çok sesli politikaya da açık bir beyine sahip olacaktır” şeklinde tanımlar. Cumhuriyet Müzik Devriminin asları Türk Beşleri için Gürer Aykal “Türk bestecilerin eserlerini çalarken, sahneye koltuklarım kabararak çıkıyorum. Türk Beşleri bizim öncülerimizdir ama onlardan sonra o kadar çok bestecimiz oldu ki… Türk Beşleri’nden Adnan Saygun benim öğretmenimdir, aynı şekilde Ulvi Cemal Erkin de öğretmenimdi. Necil Kazım Akses’i yakinen tanıyorum. Cemal Reşit Rey ise çok çok yakınımdır” yorumunu yapar. Gürer Aykal, günümüzdeki müzik eğitimine bakış ile ilgili  olarak “Müzik ruhun gıdasıdır, diyoruz ama müzik eğitimine sıra gelince, burun kıvırıyoruz… Müzik sanatların, hatta güzel sanatların en güzelidir. Çocuk eğer müziği biliyorsa matematiği de iyi oluyor, fen bilimleri de iyi oluyor. Müzik, eğitimde çok önemli, ama bizde seçmeli ders. Olur mu böyle? Müzikle çocuklara çok sesliliği öğretmeden olur mu? O çabuk öğrenir zaten, onun doğasında var çok seslilik. Sonra diyorlar ki müzik öğretmeni zor yetişiyor, elbette zor yetişir ama sen yatırımını yapacaksın, para ayıracaksın ki müzik öğretmeni yetiştirebilesin. Bizde coğrafya öğretmeni giriyor müzik derslerine… Benim elimde olsa, inanın, ilk iki yıl müzik ve matematikten başka ders vermem çocuklara” ifadelerini kullanır.

Gürer Aykal, yaşamınızda onur duyduğunuz bir anı nedir sorusuna “Anlatacağım hikâye, kavgamın ilklerindendir. Norveç’te Saygun senfoni yönetmek istedim ancak onlar Çaykovski istediler. Ben de Saygun senfoni yapmak istediğimi ve tanımadıkları için karşı çıktıklarını söyledim ama ısrarla istemediler. Ben de Çaykovski yapmayacağımı söyledim çünkü ben Çaykovski yapacağım da ne olacak, sadece para kazanacağım. Bunun üzerine Norveç’e gitmedim. Fakat çok ilginç, dört ay sonra bir yazı geldi ve Saygun senfoniyi kabul ettiklerini söylediler. Ama bizim programlarımız iki yıl önceden yapılıyor biliyorsunuz. Dolayısıyla ertesi yıl gidebildim ancak ve çalışmaya başladık. İyi de bir orkestraydı ve yarım saatte müziğin içine girdiler. İkinci günün sonunda artık eser bayağı çıkmıştı. O sırada ikinci flütteki sanatçı yanıma geldi, elinde de bir kitap var. Üzerinde pamuk resimleri olan bir kitap… Dedi ki, “Maestro siz bilmezsiniz, siz Saygun yönetmek istediniz ve kabul edilmediniz. Ben komisyondaydım. Ben de onlara, ‘edebiyatı böyle güzel olan ülkenin müziği de güzeldir’ diyerek bu kitabı aldım.” Kitap, Yaşar Kemal’in kitabıydı… Komisyon kitabı okuduktan sonra kararını değiştirmiş anlayacağınız” şeklinde yanıtlar.

YKKED olarak 17 Nisan 2016 tarihinde Saat 15’te  Balçova  Belediyesi ile birlikte Ekonomi Üniversitesi konferans salonunda, ömrünü müziğe adamış olan Çifteler Köy Enstitüsü Müzik Öğretmeni Tevfik Aykal’ın Cumhuriyet çocuğu oğlu Sayın Gürer Aykal’a YKKED-2016 Aydınlanma Onur Ödülünü vermekten onur duyacağız. 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X