Bu ülkenin toprağında taşında ‘O’nun izi var
Gülçin ERŞEN...

Bu ülkenin toprağında taşında ‘O’nun izi var

Bu içerik 531 kez okundu.

Sinema dilinde “Sıcak açılış” diye bir terim vardır; ben de yazıma sıcak bir giriş yapıyorum.

Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti’nin 93’üncü kuruluş yıldönümünde adını Cumhuriyetimizden alan gazeteye uygulanan işlemlerin kasıtlı ve simgesel olduğunu düşündüğümü belirteyim. Ayrıca, biri ya da birilerinin (başkalarının güdümüyle bilinçsizce ya da bilerek) ülkemizi iç ve dış savaşlarla, karmaşa ve bunalıma sürükleyerek, yaratılan sahte kahramanlarla sözde yeni bir devlet kurup yeni bir anayasayı yürürlüğe koyma tasarılarını 2023’e yetiştirmek istediklerini kuvvetle tahmin ediyorum. Ama, bizim sahte kahramanlara, yeni bir Cumhuriyete, başka bir yönetim sistemine ihtiyacımız yok! Bizim gerçek kahramanlara, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Devrimcilik” ilkesindeki gibi; Türkiye’yi, devletimizi ve toplumumuzu çağın gereklerine göre geliştirip daha ileriye taşıyacak düzenlemelere, bunu başaracak kişi ve kurumlara gereksinimiz var.

Sarıkamış Lisesi’ndeki Tarih Öğretmenim Gürsoy Solmaz (Şimdi Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde Doçent), bana 26 Mart 1994 tarihinde, o sıralar görev yaptığı Van’dan (Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’ndeyken) kısa bir mektupla birlikte, yazıma konu olan fotoğrafı iletmiş. “... Sana, dağa vurmuş gölgenin ATA’mıza çok benzediği bu fotoğrafı gönderiyorum. Ardahan’da 1992’de çekilmiş bu fotoğrafın doğallığı kadar zengin, ilham dolu; sağlık, mutluluk dolu günler geçirmen dileklerimle...” diye yazmış. Ben benzer doğa görüntülerinin ülkemizin başka yerlerinde de oluştuğunu biliyorum. Örneğin, yıllar önce gözlerimle gördüğüm, Balıkesir Gömeç’teki Atatürk Kayalıkları gibi...

Kıskanılan lider

Kurtuluş Savaşı’ndaki ve sonrasındaki Önderimiz, Başkomutanımız, Başöğretmenimiz, ilk Cumhurbaşkanımız Atatürk, bu coğrafyada, dünyanın herhangi bir yerinde hiçbir devlet adamının yapamadığını yapmıştır. Sömürgeci ve dünyanın en güçlü devletleri konumundaki ve de onların güdümündeki devletlere, kışkırtılmış iç düşmanlara karşı destansı bir savaşı yönetmiş ve içinde bulunduğumuz tüm olumsuz koşullara karşı galip gelmemizi sağlamıştır. Sonrasında toplumsal, ekonomik, siyasal, hukuksal, sanatsal alanlarda ve eğitimde devrim niteliğinde değişiklikleri ve yenilikleri gerçekleştirmiştir. Ben ne dünyada ne de Türkiye’de bunların hepsini birden başarabilmiş bir lider ve devlet adamı bilmiyorum. Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanlarının bilinçaltında, O’na duydukları kıskançlık da bulunmaktadır kuşkusuz.

Oysa, bizlerin gönlünde O’na karşı büyük bir sevgi, minnet ve özlem var. Özellikle biz kadınların, dünyanın birçok ülkesindeki kadınların bizden sonra kazandığı demokratik ve hukuksal hak ve özgürlüklere bizleri kavuşturduğu için, O’na, dönemin ilerici, aydın kişilerine borcumuz büyük.

Atatürk, dış görünüşü, kişiliği, tavırları, yaşamı ile örnek alınması ve gösterilmesi gereken bir insan. Ne mutlu bizlere ki; Allah, O’nun gibi bir lideri ve devlet adamını bize nasip etti. O da sanki görevinin ve yaradılış amacının bilincindeymişçesine, ömür boyu vatanı, halkı için çabaladı, savaştı; kendisini, akrabalarını, yakınlarını kalkındırmak için değil... Ülkeyi bayındırlaştırmak, halkı aydınlatmak için uğraştı... Bu yüzden yıllar önce başkasından duymuş olsam da “Atatürk, Türklerin peygamberidir” sözünü benimseyerek kullanıyorum.

Atatürk’ün izi

O, Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı olmayı en çok hakedendi. Ama, O’nun yeryüzündeki en üstün konumu ve makamı, milyonların gönlündeki tahtıdır! Hani bazı kendini bilmezler, “İzindeyiz” sözüne “tatildeyiz” anlamı yükleyerek alay etmişlerdi ya, istemeseler de bu ülkede yaşadıkları sürece Atatürk’ün izinde yürümek zorundalar. Çünkü Atatürk, salt zihinlerde, yüreğimizde değil, bu ülkenin her karış toprağına şehit kanlarıyla kazınmış ve yazılmıştır. “Atatürk’ün izindeyiz” demek; yaşadığımız yer, yaptığımız iş ne olursa olsun, O’nun ilkelerini esas, Devrimlerini örnek alıp, daha iyisini, güzelini, yenisini yaparak ilerlemek, gelişmektir. O’nun ilkelerinden “Devrimcilik” de bunu gerektirir.

Geçmişe özlem (nostalji) “gericilik”le, çağdaş uygarlığın ötesine geçmek de “yozlaşma”yla karıştırılmamalıdır.

Bizim birini daha çok sevmemiz için, başkasını daha az sevmemiz ya da sevmekten vazgeçmemiz gerekmiyor. Gönlümüz yeterince geniş. Yani, “Mangal gibi yürek” sözü bence cesaretten çok gerçekten sevmeyi çağrıştırır. Çünkü, sevgi her ikisini de içerir. Tıpkı, vatan sevgisi, insan sevgisi, doğa sevgisi, evlat sevgisi, Atatürk sevgisi gibi... Sevginin arkasında durmak ve gereğini yapmak da cesaret ister. İşte bunu başaranlar gerçek kahramanlardır. Biz, Yaradan’ı da, Peygamberi de, Ali’yi de, Atatürk’ü de vatanımızı da severiz. Biri için diğerinden vazgeçmemiz gerekmez!

(9 Kasım 2016 / Güllük)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X