Altından camiler, gümüşten minareler yapsanız ne fayda, heyhat!
Dursun GİRGİN...

Altından camiler, gümüşten minareler yapsanız ne fayda, heyhat!

Bu içerik 403 kez okundu.

Dursun GİRGİN

Dostlarım merhaba.

Geçen gün bir televizyon kanalında 70 kilogram som altından yapılmış bir camii maketi gördüm ve bu maketin yanısıra milyarlık altın takıları, süs eşyalarını; bu fakir, işi gücü olmayan, akşam evindeki 3-5 nüfusa 1 kilogram hamsi balığı dahi alıp götüremeyen milyonların gözünün içine mertek sokar gibi televizyon kanallarında yayınlanmasını da pek bir “manalı” bulduğumu belirtiyor ve diyorum ki el cevap olarak: Altından camiler yapsanız, gümüşten de minareler yapsanız ne fayda. Geliniz önce bu ülkeye iş-aş yerleri açın ki bu milletin önce karnı doysun. Sonra da gidip yaradanına şükür edebilsin. Oysa gel gör ki benim cennet vatanımda tam tersi yapılıyor.

Değerli dostlarım, bundan 3-5 sene önce Küçük Dibekdere’de camimiz olduğu halde 500-600 bin lira harcanılarak bir camii yapıldı. O camiinin açılış töreninde Muğla Müftüsü bir cümle sarf etmiş, “ Dibekdereliler caminize sahip çıkın” demişti. Ben de bir hatırlatmada bulunmak amacıyla demiştim ki: “Sayın hocam bizler yıllardır zaten var olan camimizi koruduk. Önemli olan şu ki, önce insanlarımız imanlarını korumasını bilsinler.”

Netekim de bugün bomboş imamsız camimizi bizler Dibekdereliler olarak koruyoruz. Ama bu güzel insanların imanlarını koruyabilmeleri için şöyle adam gibi adam bir imama halâ kavuşamadık. Bu gidişata göre şöyle makamı bilen, usulü bilen, sesi güzel bir imamı yıllardır hep hayal eder dururum.

İşte, Türkiye’deki din ve diyanet anlayışı da herşeyimiz gibi: O da sakat.

Çok değerli dostlarım, ilk ezanı niye Bilal’e okuttu sevgili Peygamberimiz? Çünkü Hz. Bilal’in sesi çok güzelmiş. Bakınız islamın birçok emirlerine, “ İslamı sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz. Onu kolaylaştırınız, asla zorlaştırmayınız” diye bizleri uyaran bu emirleri acaba sayın yetkililer duymuyor mu? Lütfen ey iktidar! Öncelikle AKP’ye seslenmek istiyorum. Lütfen her faaliyetinizi güzelce gözden geçiriniz, ondan sonra da icraata koyunuz.

Şimdi sormak istiyorum; bu milletin iş sahibi, aş sahibi olabilmesi için 14-15 seneden beri bu ülkeye kaç fabrika yaptınız? Milyonlarca insanımız köy kahvelerinde, şehir kahvelerinde sabahtan akşama kadar ömrünün en güzel günlerini okey masalarında geçiriyorlar. Bu mu sizin istikrar dediğiniz şey? Çok yazık ediyorsunuz bu ülkeye. Lafla peynir gemisi yürümez, önce gelin bu milletin karnını doyurun.

Doğru söyleyenlere hep kızıyorsunuz. Eh ne diyelim, siz bizlere kızsanız da bağırıp çağırsanız da bizler doğru bildiklerimizi hep söylemeye devam edeceğiz.

Şimdi sizlere kendi sanatımla ilgili bir şey söylemek istiyorum. Geçen gün birçok sesi düzgün bilgileri de fevkalade olan birkaç imam dostumla görüştüm. Bana “Dursun abi biz senin zurnanı çok severek dinliyoruz” dediklerinde ben de onlara şunu söyledim: “Bakın hocam ben de güzel sesle okunan Kur’an’ı, ezanı ve dahi ilahileri çok severim. Hatta öyle duygulandığım anlar olur ki, çoğu zaman gözyaşlarımı tutamam …”

Bana hak verdiler.

Yani dostlar, demem o ki; öncelikle bu insanların karnını doyuracağız. Sonra da şükür etmeleri için dinimizi, diyanetimizi de doğru öğreteceğiz. Yoksa yazımın da başlığındaki ifadelerim gibi eğer bir ülkede aç yoksul insanların sayısı ne kadar az olursa, o ülkede huzur da barış da o kadar mükemmel olur.

Bilmem anlatabildim mi?

Peki çare nedir?

Bunu da gelecek yazımda aktarmak istiyorum.

Hoşça kalın dostça kalın …

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X