Yazıyorum, çiziyorum ve yırtıp atıyorum
Dursun GİRGİN...

Yazıyorum, çiziyorum ve yırtıp atıyorum

Bu içerik 460 kez okundu.

Dursun GİRGİN

Dostlarım merhaba.

Dünyada ifade özgürlüğü denen bir şey var ama gel gör ki benim ülkemde doğru söyleyeni dokuz köyden koşuyorlar. Nen de zaman zaman yazıp çizdiklerimi yırtıp çöp sepetine atıyorum. Neden, çünkü birinci şık şu: Bu millet kolay kolay uyanamaz. İşte bunun için bu yaştan sonra mahkeme kapılarında sürünmeye hiç mi hiç niyetim yok, zaten ben yazıp çizsem de birçok yasaklara takılan yazılarım ya hiç yayınlanmayacak ya da güncelliğini kaybettiği için hiçbir kıymeti harbiyesi kalmayacak. Zaten bu millet öyle bir hale getirildi ki acıyı tatlı, yalanı doğru olarak kabul etmeye şartlandırılmış sanki. İşte bunun için çöp sepetlerim, yırtılmış ya da üzeri karalanmış yazılarla dolu.

Sevgili dostlarım.

Dilencilik artık meslek haline geldi. Bu ülkede 3 Kasım 2016 Perşembe günü bir işim dolayısıyla Muğla’ya gitmiştim. Bir vatandaşımızı dilenirken gördüm ve çok üzüldüm; benim cennet vatanım ne hallere getirilmiş de benim haberim yok diye. İnanın üzüntümden kahroldum. Akşamı da eve gelince TRT-3 kanalını açtım, eh bu ay kasım ayı ya Türkiye’nin bütçesi görüşülüyor. Saatlerce dinledim şöyle aklı selim bir söz söyleyen var mı diye. Ama nerede PKK, YPG, PYD, İŞİD ve FETÖ meseleleri yetip artıyor bu ülkeye.

Dibekdere’de küçük çocukların okuduğu bir okul var. Gidin görün pislik içinde yüzüyor. Ne tam dürüst bir ısısı var ne temizlikçisi var. Dibekdere’de camimiz varken yeni bir cami yapıldı. Gel gör ki camimiz 3-4 aydır imamsız. Zaten gelen imamlara da maalesef imam diyebilmek için şahit gerek. Şöyle bilgili, tecrübeli, anlattığı anlaşılabilen, sözü sohbeti dinlenilebilen, sesi sedası güzel bir imamı ara da bul bulabilirsen. Onca imam hatip okullarımız ne işe yarıyor acaba ? diye de sormak istiyorum ilgililere.

Evet sevgili dostlarım, gazetelere bakıyorum, şöyle adam gibi yol gösterici bir gazetede yok. Dönüyorum televizyon kanallarına hepsi de uçgur peşkir peşinde. Mübarekler sanki çanak çömlek satış mağazası işte. Böylesine şaşkın ördek misali nereye uçacağını bilmeyen bir millete söz anlatmak da o kadar zor ki sormayın. İşte bu nedenle yazıyorum, çiziyorum ve yırtıp atıyorum. Peki böyle mi olması gerekirdi?

Bu yüce millete bazen o kadar çok karamsar oluyorum ki, “Hadi yahu ne hali varsa görsünler. Yeter artık” diyorum. Ama bir türlü de canım rahat etmiyor. Çünkü bu ülke benim ülkem, bu vatan benim vatanım. Onca yabancılara satılıp savrulan topraklarımıza çok üzülüyorum. Onca işsiz güçsüz genç yavrularımızın han, hamam, kahve köşelerinde boşu boşuna ömür tüketmelerine çok mu çok üzülüyorum. Milyarlarca bütçesi olan diyanetin 4-5 aydan beri Dibekdere gibi bir yere şöyle adam gibi adam bir imam gönderememesine doğrusu çok üzülüyorum.

Evet her ne kadar bazı vatandaşlarımız halâ derin uykudan uyanmasalar da ben uyanmayanlara şunu söylemek istiyorum; ülkemizin şu anki hali gerçekten de çok vahim. Bir yanda halâ ABD ve AB’nin gerçek çirkin yüzünü göremeyen zavallı siyasetçilerimiz, bir yandan da kış uykusuna yatmış fil misali halâ uyuyan bir millet…

Eh ne diyelim, kendi düşen ağlamazmış. Neden böyle bir yazı hazırladığıma gelince sevgili dostlarım, görünen köy kılavuz istemez misali, ben de yazıp çizip de yırtıp atmadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. Biliyorum bazı dostlarımı bu yazdıklarım tatmin etmiyor olabilir…

Özgürce her konularımızı yazabildiğimiz günlere bir an önce kavuşmak dileyim ile, hoşça kalın dostça kalın…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X