CASTRO ile çekilemeyen fotoğraf
Zeki SARIHAN...

CASTRO ile çekilemeyen fotoğraf

Bu içerik 409 kez okundu.

Zeki SARIHAN

Emperyalistler arası kavganın açtığı savaşlarla halklara acı çektirmiş, devrimlerle de halkların yüzünü güldürmüş 20. Yüzyılın efsane önderlerinden Fidel Castro’nun bedeni doğa yasalarına teslim oldu. Ancak onun cesaret, kahramanlık ve dirayeti emperyalistlerden ve işbirlikçilerden kurtulmaya niyetli dünya halklarına yol göstermeye devam edecek.

Aslında kahraman olan Che ve Castro ile birlikte Küba halkıdır. Tarihte önderlerin önemli bir yeri vardır ama unutmamak gerekir ki her halk kendi liderini yaratır. Bu nedenle gerçek kahraman kitlelerdir.

Fidel Castro ile çekilmiş bir fotoğrafım olsaydı bundan herhalde gurur duyardım.

Gerçekte bu tip görsellerle övünmekten çok, bağımsızlık ve halkçılık ilkelerine sahip çıkmak daha gurur vericidir. İşte anlayacağınız gibi dünyanın yedi iklim dört bucağında biz milyonlarca devrimci Fidel ile aynı düşünce karesi içindeyiz…

Onu beş altı metre yakından gördüm. Havana’daki beş bin kişilik Dünya halklarının Küba ile dayanışma toplantısında, başkanlık divanı içinde bildiğimiz boz elbisesi ile oturuyordu. Bu toplantıda bir çocuk, konuşması sırasında duygulanarak ağlamaya başlayınca Castro onun başını okşayarak sakinleştirmeye çalıştı. Çocuk, dünyanın öbür ucundan kendilerine kırtasiye yardımı getirilmesi karşısında duygulanmış! Bu yardımı Türkiye’den giden bizler götürmüştük. Kübalı öğrencilere Kırtasiye Yardımı Komitesi kurmuş ve topladığımız kalem, defter, cetvel, silgi, pergel gibi eğitim malzemesini 16 koliye yerleştirerek, her birimizin uçak bagajı olarak taşımış ve Havana Havaalanında yetkililere teslim etmiştim. Bunlar elbette sembolik bir değer taşıyordu. Fakat Amerikan ambargosu altındaki Küba’nın buna bile ihtiyacı vardı!

Kasım 1994 tarihinde yaptığımız bu ziyaret nedeniyle Küba’da beş gün kaldık. Herkese günde yalnızca 80 gram ekmek düşen, işsizliğin ve açlığın pençesindeki Küba halkına ve devletine bir kokteyl dışında masraf yaptırmadık. Havana’yı gezdik. Ben birkaç okula giderek eğitimlerini gözlemeye çalıştım.

Bir gün Devlet Konukevinde konferansa katılan herkes için bir kabul düzenlendi. Geniş salona bitişik bir odada Fidel Castro’nun gruplar halinde konukları kabul ettiği ve onlarla fotoğraf çektirdiği duyuldu. Acaba ben de içeri girip onunla bir fotoğraf çektirmeli miydim? Yukarıda açıkladığım gerekçeyle tereddüt ettim. Türkiye’ye döndüğümde bu fotoğrafı eşe dosta gösterip bununla övünmek pek ucuz bir davranış olacaktı. Ama gene de böyle tarihi bir anı belgelemek gerektiği yolundaki duygum baskın geldi ve kuyruklardan birine girdim.

Geç kalmıştım! Bir süre sonra görüşmelerin tamamlandığı ve Castro’nun dinlenmeye çekildiği duyuldu. Bu nedenle beni onunla gösteren fotoğrafa sahip olma şansını kaybettim.

Ne var ki asıl şanssız olan ben değilim. Burnunun dibindeki Küba’yı boğmak, buradaki devrimi yıkmak isteyen Amerikan emperyalistleridir asıl şanssız olan.  O Amerikan tekellerinin en modern silahlarla donanmış ölüm makineleri, Vietnam, Çin, Kamboçya ve Kuzey Kore halkını da dize getiremedi.

Bir zamanlar devrim diye yeri göğü inleten, zor veya çıkar karşılığında sömürü düzeninin  bir parçası haline gelen bazı devrimcilerimiz de çok şanssız! Koskoca bir Sovyetler Birliği kapitalizme yenildi ve dağıldı, Rusya Putin gibi oligarkların yönetimine teslim oldu da Karadeniz bölgemiz kadar bir alana sahip olan Küba hem emperyalizme, hem kapitalizme karşı direndi. Kan kustu, kızılcık şerbeti içtim dedi. Aç yattı fakat kuyruğunu dik tuttu. Sahibinin kapısında yal yeme karşılığında boğazında tasma yarasıyla gezen köpek gibi değil, dağlarda gezen özgür bir kurt gibi yaşadı.

Böylece Küba, dünya halklarına çok değerli bir direnme ruhu armağan etti. İçinde bulunmaktan övünç duyduğum düşünce fotoğrafında bunlar var.

(27 Kasım 2016)

 

‘Öğretmen Dünyası’nın Küba izlenimlerimi anlattığım Aralık 1994 tarihli, 180. Sayısı

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X