Eğitimi birlikte düşünmek
Alpaslan DARTAN...

Eğitimi birlikte düşünmek

Bu içerik 671 kez okundu.

Sınavların gölgesinde Okul olabilmek - Okul kalabilmek ...

Alpaslan DARTAN * / Alpdartan@gmail.com

Değişen ve gelişen dünyada gelişmelere ayak uydurabilen, çağın beklentilerine cevap verebilen, araştıran, sorgulayan ve özgüven duygusu gelişmiş bireyler yetiştirmek, ancak eğitimle mümkün olabilmektedir. Yaşam boyu süren tüm bu öğrenme süreçlerinin ve eğitimlerinin resmi boyutu da eğitim kurumlarında, yani okullarda gerçekleşmektedir.

Okul yaşamı aynı zamanda çocuğun ve gencin edindiği deneyimleri geliştirmesine fırsat tanıyan bir alan olarak da tanımlanabilir. Okul, her ne kadar akademik öğrenmelerin asıl hedef olarak konduğu bir yaşamsal alan olsa da, onu var eden öğretmen, öğrenci ve veliler olmadan düşünülemez.

Okulu, okul yapan, bir yandan kapsayan ve çevreleyen kendi fiziksel alanı iken (okul binası, bahçesi, sınıfları vs) bu fiziksel alanı canlı, işler ve işlevsel kılan ise öğrencinin ve öğretmenin varlığıdır.

Öğretmenlerle öğrenciler arasındaki bu ilişki kuşaklar arası bir alışverişi simgeler, okulları da dünden bugüne, bugünden geleceğe taşıyan bu alışverişe tanıklık eden öğrencileri ve öğretmenleridir.

Devlet ya da özel hangi okul olursa olsun, çocuğun okul yaşamı sırasında ailelerin beklentilerinin tümünün karşılanması mümkün değildir. Anne babanın yetiştiği çevre, eğitim seviyesi, iş hayatı ve edindiği yaşam tecrübesi bu beklentileri büyütür ve çoğaltır. Bu nedenle de her ailenin “başarı” kavramı da birbirinden farklılık gösterir.

 

Sınavlar

Okullarda öğrenci başarısını ölçmek ve değerlendirmek amacıyla kullanılan yöntemlerin belki de en etkili olanı ve en çok kullanılanı sınavlardır. Sınav kavramı, ders programlarında öğrencilere kazandırılması planlanan davranışların ne ölçüde kazanıldığını saptamaya yarayan işlemler dizisi olarak tanımlanmaktadır.

Sınavların; öğrencilerin dersten geçer not alıp alamayacağı, bir üst sınıfa gidip gidemeyeceği, diploma alıp alamayacağı, sınavla öğrenci alan üst eğitim kurumlarına girmeye hak kazanıp kazanamayacağı gibi durumları belirleyici özellikleri yanında, başarı konusunda öğretmenlere ve okullara da önemli bir geri bildirim sağlama özelliği de bulunmaktadır.

Milli Eğitim Bakanımızın da dile getirdiği gibi, ülkemizde öğrencilerimizin girdikleri ulusal ve uluslararası sınavlarda elde ettikleri başarı ya da başarısızlıklar eğitim sistemini sorgulamak (değerlendirmek) için iyi bir fırsat olarak görülmektedir.

Sınavlar elbette bir başarı/performans göstergesidir, ancak başarı kavramının da tek bileşeni değildir. Yapılan araştırmaların pekçoğunda okul başarısı ile sınav başarısı arasında pozitif yönde yakın bir ilişki bulunduğu bilinmektedir. Okul başarısının, tek başına sınav başarısının belirleyicisi olmadığına ilişkin araştırma bulguları da oldukça fazladır.

 

Eğitimin yönü değişiyor

Uluslararası sınavlarda başarı kavramının belirleyicisi ve ölçülmeye çalışılan nitelikler, öğrencilerin okulda uygulanan müfredat kapsamında ele alınan konuları ne dereceye kadar öğrendikleri değil, gerçek hayatta karşılaşabilecekleri durumlarda sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneği, akıl yürütme ve fen ve matematik kavramlarını kullanarak etkin bir iletişim kurma becerisine sahip olup olmadıklarıdır.

Bugün ülkemizde giderek bozulan eğitim sistemi ile gittikçe artan kaliteli eğitim sorunu, eğitim sistemine bütünsel bir gözle bakılmasını zorunlu kılıyor. ‘İyi okul – başarılı okul’ kavramı içerisine de pekçok değişkenin girdiğini biliyoruz. Özellikle öğretmen faktörü bu değişkenler içerisinde önemli bir yer tutuyor. Bu çerçevede bizler de eğitim sistemimizin ve eğitim kalitesinin sorgulanmasını sadece sınav sonuçlarına bakarak yapmaktan vazgeçmeliyiz.

Bu yıl ilkokula başlayan çocuklar 12 yıl ilk, orta ve  lise eğitiminin yanında 4 yıl üniversite eğitimini de tamamlarlarsa yaklaşık 16 yıl sonra yani 2032 yılında Üniversiteyi bitirmiş olacaklar. 2032 yılının insanını yetiştirebilmek kolay olmasa gerek.

Başarılı okul algısı yüksek olan okulların ortak özellikleri incelendiğinde, öğretmen kalitesi ve eğitim kurumunun öğrencisine sunduğu olanakların çeşitliliği öne çıkıyor. Özel ya da devlet okulu fark etmez öğretmen, öğrenci ve veli üçgeninde kurulan işbirliğini hayata geçirebilirlerse okullar “Okul” olabilmektedirler.

Okullar artık bilişim ve teknolojik gelişimlerin öğrenme süreçlerini, öğrenme zamanını ve en önemlisi de mekân algısını değiştirdiğini görmeye başladılar. Yakın gelecekte öğrenme ortamlarının zamandan bağımsız kesintisiz olarak 7/24 hizmet verir olduğunu görüyor olacağız.

Tam da bu noktada eğitim dünyası bugünden yarına kazandırılması gerekli 21. yüzyıl temel becerilerinin neler olduğunu ve nasıl kazandırılacağını tartışıyor. Bu becerilerin; sorumluluk ve uyarlanabilirlik, iletişim becerileri, yaratıcılık ve entelektüel merak, eleştirel düşünme, bilgi ve medya okuryazarlığı becerileri, problemi tanımlama, formüle etme ve çözme, öz-yönelim ve sosyal sorumluluk kavramlarını kapsadığı dile getiriliyor.

Uluslararası İşbirlikleri, bir okulun eğitimini uluslararası kriterler doğrultusunda işbirliklerine açıyor olması ve denetim süreçleriyle beraber farklı organizasyonların akreditasyonuna sahip olması önemli hale geliyor. Öğrenci değişim programları, yurt içi ve yurt dışı proje ortaklıkları, eğitsel amaçlı geziler, farklı toplumları ve kültürleri tanımak anlamına gelir ki bu da öğrencileri 21. Yüzyıl becerilerine sahip kılmak anlamına gelir.

Eğitim teknolojilerinin kullanımı, teknolojik sınıf donanımları, internet bağlantısı, akıllı tahta kullanımı gibi pekçok araç gereç eğitim ortamında öğrenme ve öğretme sürecini olumlu etkilemektedir.

Evet, eğitimin yönü değişiyor bu yönde ilerleyebilmek için bugüne değil geleceğin bilinmeyen dünyasına odaklanmalı ve nasıl bir eğitim ve nasıl bir okul diye sorgulamalıyız…

(* Türk Psikolojik Danışma Rehberlik Derneği İstanbul Şube Başkanı,

Eğitim Gazetecileri ve Yazarları Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X