Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği!..
Metin SALMAN...

Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği!..

Bu içerik 616 kez okundu.

Metin SALMAN

Son yıllarda, özellikle de AKP’nin Kasım 2002 seçimleriyle iktidar olmasından sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu sevgili Atatürk’ümüze saldırmak, onu toplum içinde itibarsızlaştıracak yazılı ve sözlü saldırılar yapmak, tabiri caizse moda oldu! Kafaları içinde beyin, kalplerinde vicdan taşımayanlar ve bilgi dağarcıkları boş olanlar bunu rahatlıkla yapmaya başladılar.

Türkiye Cumhuriyeti hangi şartlar altında, ne gibi badireler atlatılarak hayat buldu? Bunları iyi incelemeden, öğrenmeden, değerlendirmeden, yani bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduklarını zanneden bir güruh var! 1900-1918 yılları arasında dünya olaylarına ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadıklarına bakmak, o yıllara ayna tutacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu’na baktığımızda, 1900-1918 yılları arasında Trablusgarp ve Balkan Savaşları ve bütün dünya ile birlikte 1914-1918 yılları arasında yapılan 1. Dünya Savaşında yenilerek çıkması sonucu çok büyük toprak kaybı yaşamış ve elde görünüşe göre sadece Anadolu kalmıştır. 1. Dünya Savaşı sonrasında yapılan Mondros ve Sevr anlaşmaları ile Anadolu toprakları da Fransızlar, İtalyanlar, İngilizler, Yunanlılar tarafından işgal edilmeye başlanmış ve eğer yaşarsa Türklere de 400 bin kilometrekarelik Orta Anadoluda bir toprak bırakılmıştır. Bu arada Doğu Anadolu’da bir Ermenistan, Güneydoğu Anadolu’da da Kürdistan devleti için emperyalistlerce toprak ayrılmıştır. Yani Anadolu da paramparçadır. İstanbul da işgal edilerek hükümet emperyalistlere hizmet eder hale gelmiştir.

1919 yılının 19 Mayıs tarihinde Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, bu şartlar altında yaptığı çalışmalarla Türk milletini teşkilatlandırarak Anadolu’da bir Kurtuluş Savaşı başlattı. Anadolu’nun işgali sırasında insanımız çok büyük mezalime, tecavüze uğradı, istenmeyen evlilikler oldu. Bu tecavüzlerden kurtulmaya çalışanlar kimi tavuk kümeslerinde saklandı, kimi dağlara kaçtı ve orada aç susuz perişan günler geçirdi. Bu tecavüz ve zoraki evliliklerden istenmeyen doğumlar oldu. Şöyle bir olay anlatılır: Bir Yunan subayı bir Türk kızını beğenir. Kızın istememesine rağmen evlenirler. Yunanlılar yenilip Anadolu’dan kaçarken Türk kızını da Yunanistan’a götürür. Bu evlilikten çocuklar olur. Ancak Türk kızı zorla yapılan bu evliliği bir türlü hazmedemez ve doğan çocuklarını denize atar. Çocuklar boğulur ve arkasından şu türkü yakılır: Elma attım denize / Geliyor yüze yüze / Atma annem denize / gidelim Türk dedemize!

Bu tür yaşanmış acı olaylar çoktur. (Bakınız: Türkiye’de Yunan Vahşeti – Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları – 1. Baskı Haziran 2006) Bu arada, işgalci Yunanlılarla kol kola olan, onlara her türlü hizmeti veren soysuzlar da vardır. Onlar hiç sıkıntı çekmedi. Hatta işgalcilerle birlik olup kendi komşusuna, milletine eziyet etti.

İşte Atatürk ve arkadaşları bir avuç vatansever, Türk milletini teşkilatlandırarak 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni toplamak suretiyle topyekûn Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Bu arada, bazıları kurtuluşun Amerikan mandasında, bazıları da İngiliz himayesinde olabileceğini ileri sürüp, bu düşüncelere uygun kurdukları cemiyetlerle çalışmalarını yapıyorlardı.

Bütün bu olumsuz şartlarda dedelerimizin ve ninelerimizin malıyla, kanıyla ve canıyla ödedikleri bedeller karşılığında yapılan mücadele sonunda vatanımız, düşmandan temizlendi ve istiklâlimize kavuştuk ve Lozan anlaşmasından sonra 29 Ekim 1923 tarihinde de bu mücadele Cumhuriyet ilân edilerek taçlandırıldı.

Ancak, ta başından beri bu mücadeleye karşı çıkanlar, işgalciler geldiğinde kümeslere saklanmayanlar, dağlara sığınmayıp işgalcilerle işbirliği yapanlar vardı. Şimdi onların artıkları, bu mücadelenin başkomutanı olan Mustafa Kemal Atatürkümüze saldırmayı – iktidardaki partinin de bu işe çanak tutmasıyla – sıklaştırdılar. Bunlardan bazıları YUNANLILARIN İZMİR’DEN BAŞLAYARAK ANADOLUYU İŞGAL ETMEDİKLERİNİ, KURTULUŞ SAVAŞI’NIN SANAL OLDUĞUNU iddia ediyorlar. Bazıları ise: “keşke Kurtuluş Savaşı kazanılmasaydı da İngiliz işgalinde yaşasaydık. Daha iyi olurdu” hezeyanını saçmalıyorlar.

Diğer bir kısmı da Mustafa Kemal’in bir İngiliz ajanı olduğunu, Kurtuluş Savaşı’nın Osmanlı İmparatorluğunu yok etmek için uygulanan bir İngiliz projesi olduğunu iddia ediyorlar. Bunun en son örneği “Diriliş Postası” denilen bir VARAK PARE’nin 6 Kasım 2016 tarihli sayısının manşetinde: “Bir İngiliz Prangası – KEMALİZM” ifadesinde görülüyor.

Kurtuluş savaşımız, çok zor maddi ve manevi şartlar altında yapılmış bir savaştı. Kurtuluş Savaşı’nın SANAL olduğunu söylemek saçmalıktır, geri zekalılıktır –geri de olsa o insanda zeka kırıntısı vardır. Bunlarda ise zekanın Z sinin olmadığı görülmektedir.– Ahlaksızlıktır ve her köyde, kasabada, şehirde şehit olmuş binlerce şehide hakarettir. Böyle bir savaşın olmadığını iddia edenler, sadece Bilecik ilimizin Söğüt ilçesine gitsinler baksınlar yeter. Anlayabilirlerse şayet!..

Kurtuluş Savaşımız mazlum milletlere bayrak olmuş ve onların bir çoğunun emperyalizm ve sömürge zincirlerini kırması sonucunu doğurmuştur. O bakımdan sömürgeci emperyalistler ve onların hempaları, tabiidir ki Kurtuluş Savaşımıza diş bileyeceklerdir. Bugün halâ Kurtuluş Savaşı sonucunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni (içeriden ve dışarıdan) yıkmaya çalışanlar emperyalistlerin maşalarıdır.

Kurtuluş Savaşı sırasında bazı Müslüman toplumları, bu savaşa maddi ve manevi destek vermişlerdir. Hindistan Müslümanlarının desteğini Ankara’ya getirmek üzere Mustafa Sagir isimli bir kişi gelmiştir. Bu kişinin sonradan İNGİLİZ casusu olduğu anlaşılmış ve Atatürk’e düzenlenmesi planlanan suikastın ön hazırlıklarını yapmak üzere Ankara’ya geldiği anlaşılmıştır. Şimdi düşünebiliyor musunuz? Kemalizm bir “İNGİLİZ prangası” olacak, Mustafa Kemal bu pranganın uygulayıcısı olacak ve İNGİLİZLER kendi projelerini uygulayacak Mustafa Kemal’e suikast için Ankara’ya CASUS gönderecekler! Mantık bunun neresinde? Mantık denen bir şeyden haberdar olmadıkları için (okudukları okulda mantık denen bir öğreti olmadığı için) bu soruyu sormam yersiz oldu amma!.. Bunların kafatasları –olmayan beyinleri değil– kimler tarafından prangalanmış acaba?

Şimdi kulaktan dolma duyumlarla Mustafa Kemal Atatürk’e dil uzatmak moda! Bunu yaparak kendilerine bir yerlerde yer edinmek istiyorlar. Fakat yer edinmek istedikleri makamlardakiler de başları sıkışınca Atatürk’e sarılmaktan başka çare bulamıyorlar!

Bu düşünce sahipleri ile bizler pek de farklı kaynaklar ile beslenerek yetişmedik. Benim anlamadığım, bunlar ne zaman o mülevves çamura düşerek bu kadar müptezel, tutarsız, mantıksız ve tarihi gerçeklerle uyuşmayan düşünceleri savunacak hale geldiler!..

Bunlar herhalde vakti zamanında çeşitli şekillerde işgalcilerle işbirliği yapan, namus ve şerefini korumak, mezalime uğramamak için tavuk kümeslerine saklanmayan, dağlara kaçmaya gerek görmeyenlerin ahfadından olsa gerek.

Onların Atatürk’e attıkları her çamur, kendi suratlarına yapışacak ve Türk Milleti’nin Atatürk sevgisine hiçbir zarar vermeyecektir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X