Yürek yakan Aladağ acısı …
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Yürek yakan Aladağ acısı …

Bu içerik 1238 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ kekocabasgmail.com

29 Kasım 2016 akşamı evde haberleri izliyorum. Bütün kanallarda son dakika haberi olarak Adana-Aladağ’da 11-14 yaş grubunda kız öğrencilerin barındığı bir yurtta çıkan yangın sonucu 11 kız öğrencinin hayatını kaybettiği haberleri ekrana yansıyordu. Yurt, “Süleymancılar” denilen bir tarikatın yurduydu ve bu tarikatın ülke çapında yaklaşık bin adet yurdu olduğu basına yansıyordu. Bir baba, bir eğitimci olarak sabaha kadar uyuyamadım, içim daraldı; ‘bu ülkede yaşam bu kadar ucuz mu?’ diye düşündüm, sorguladım, dertlendim ve acı duydum… Sosyal devletin yoksul halk çocuklarının eğitiminden-barınmasından çekilmesi, tarikatlara alan açması, yapılan yönetmelik değişiklikleri ile oluşan denetimsizlik ve yandaşlık bu acı olayın temel nedeniydi.

Aladağ, Adana’ya yaklaşık 100 kilometre ötede Toroslar’da bir kasaba… Basına yansıdığı kadar Süleymancılara ait Adana’da 80, Aladağ’da ise 8 yurt var ve Aladağ Milli Eğitim müdürünün de Süleymancı olduğu ifade ediliyor. Buradaki yurtlar Eğitim-Sen’e göre örtülü “Kuran Kursu” işlevi görüyor. Aladağ yurt faciasında, yerel yöneticiler yangının elektrik kontağından çıktığı vurgusunu yaparlarken, yurdun yangın merdiven kapısının kilitli veya arızalı olduğu ortaya çıkıyordu. Yurt yöneticileri yoksul köy kızlarının yurdunu adeta kafes haline getirmişler ve sonuçta çocukların çoğunun cansız bedenleri yangın merdiveninin yanında bulunmuştu. Yangın merdiveni kapısı nasıl kilitli kalabilirdi? Aladağ’daki yurt yangınında yaşamını yitiren 12 yaşındaki Cennet Karataş’ın babası Mehmet Karataş, çocuğunun bu yıl ilk kez yurda başladığını belirterek, “Köyde okul yoktu. Aladağ’da başladı. Tek yurttu burası. Eleştirme şansımız da yoktu ki. Başka seçeneğimiz yoktu. Mecburduk. Ücretsiz kalıyordu. Okul açıldığından bu yana üç kez görüşebildik. Hafta sonları da gelemiyordu, ulaşım sağlanamamıştı. Ben kendi imkânlarımla kızımı alıyordum. Belediye başkanına ‘Ücretsiz servis verin; çocuklarımız eve gelebilsin hafta sonları’ dedik. Daha bir şey yapmamışlardı. Onu da çok gördüler” ifadeleriyle ailelerin çaresizliğini bize aktarıyordu.

15 Temmuzda bir tarikatın, siyasal İslamcı bir hareketin darbe girişimine tanıklık etmiştik. Toplum, siyasal iktidardan hep bir özeleştiri ve kamuda liyakata dayalı atama sistemini beklemişti. Ama olmuyor, liyakat arayışı yaşama geçemiyor. Kadınlara hakaret eden söylemlerini sosyal medyada paylaşan vekil Burdur Milli Eğitim müdürü adeta toplumla alay edilerek asaleten atanıyor. Vakıflar, okullarda akıl ve bilim dışı hurafelerle dolu kitapları öğrencilere dağıtılıyor, sözleşmeli öğretmenlik atamalarında felsefe ve güzel sanatlar öğretmenleri değil rasyonel olmayan bir şekilde çok sayıda “Din ve Ahlak Bilgisi” öğretmeni alımı yapılıyor. Sözleşmeli öğretmenlik seçim mülakatında öğretmenlik formasyonu dışında her şey soruluyor, imam hatiplerin sayısı hızla arttırılıyor… Türkiye, bir akıl tutulması yaşıyor ve eğik düzlemde pek çok sorunuyla hızla aşağılara, kaosa doğru yuvarlanıyor.

Siyasal iktidar özellikle eğitim süreçlerini cemaat ve tarikatlarla yürütmeyi temel eğitim politikası olarak alıyor. Eğitimden hiç anlamayan milli eğitim bakanları ve pedagojik ve bilimsel olmayan eğitim politikaları nedeniyle Türkiye her gün yeni acı haberlerle uyanıyor. Aladağ’da yaşanan olayın benzeri 2008 yılında Konya’da karşımıza çıkmış ve yine bir tarikat yurdunda çıkan yangında üç katlı yurt binası yıkılmış ve 17 yoksul halk çocuğunu kaybetmiştik. 1 Ağustos 2008 tarihinde, Konya Taşkent’te bulunan kız yurdunda 17 öğrencinin yaşamını yitirdiği olay sonucu açılan dava 8 yıldır sonuçlanamamıştı ve davada da tutuklu sanık kalmamıştı. ‘Dava neden sonuçlanmıyor?’ sorusu önemlidir. Yargı, siyasal iktidarın desteklediği tarikatlara karşı “hukuk devletinin” yargısı gibi davranmıyor. Yaşamını kaybeden çocuklarımızın, ailelerin acılarını, umutlarının hesabını kim soracak? Yine geçen yıl Karaman’da Ensar Vakfının yurdunda çocuklara yapılan cinsel istismar vakası tarikat yurtlarındaki sorunların bir başka boyutuydu.

Önce verilere bakalım ve süreci sorgulayalım. 2016 rakamlarıyla devlet sadece 100 öğrenciden bir öğrenciye barınma sağlıyor. Son 14 yılda kırsal bölgelerde yoksul halk çocuklarının eğitim hakkını gerçekleştirdiği YİBO’ların sayısında % 35, öğrenci sayısında ise % 60 azalma meydana gelmiş (1 Aralık 2016-Birgün). Siyasal iktidarın YİBO’ların arkasında durmadığı çok açık. Yine 2015 yılında köylerde kapatılan okullar nedeniyle taşınan öğrenci sayısının 1 milyon 400 bin 475’e çıktığını görüyoruz. Veriler böyle… Milli Eğitim Bakanlığındaki yandaş, tutucu-muhafazakar kadrolaşma bu yurtlara eksiği olsa bile, standartlara uymasa bile açılmasına izin veriyor. Yine, yandaş müfettişler, eksiklikleri bile olsa bu yurtlarla ilgili nesnel denetleme yapmıyor, bu tarikat yurtlarını korumak düşüncesi öne çıkıyor. Çok açık ki din eksenli tarikat yapılanmaları, her tür akıl-bilim ve teknoloji ağırlıklı nesnel kriterlere yabancı ve uzaktır, yani fıtratlarında yoktur. Taşımalı eğitim nedeniyle kapatılan köy okulları, sosyal devlet olma özelliğini tümüyle yitiren devlet örgütlenmesi ve küçük yerleşim yerlerinde kamu yurtlarının olmaması yaşanılan olayların en önemli nedenleridir. Eğitim almak isteyen ve okuma haklarına kavuşmak isteyen yoksul halk çocukları bu anlamda tarikatların-cemaatların eline düşmekte ve onların eğitim hakkı tarikatların eline bırakılmaktadır. Aladağ’da yaşanılan bu olay bir trajedidir. Türkiye’nin akıl ve bilimden, sosyal devletten, laik demokratik bilimsel eğitimden ayrılışının, çocuklarını, kız öğrencilerini koruyamamasının hazin öyküsüdür.

Peki ne yapmalı, çözüm nedir? Tarikat ve cemaatlara ülke çocuklarının eğitim ve barınma sorunlarının çözümünde alan asla bırakılmamalıdır. AVM, duble yol yapan devlet, ülkenin çocukları için korunaklı yurtlar yapmalı ve sosyal devlet olmanın gereğini yerine getirmelidir. Yaklaşık 250 kişinin kaybına neden olan FETÖ olayı çok somut bir deneyimdir. Unutulmamalıdır ki tüm siyasal İslamcı akımlar devlet yönetimine ortak olmayı hedeflemektedir. O nedenlere tarikatlara alan açmak akıl tutulmasıdır. Bir başka öneri, ülkenin çok acil demokratik hukuk devleti formatına, kamuda liyakatı bir an önce temel alması gerekmektedir. Parti devleti, yandaşı koruyan yapılanmadır ve hiçbir zaman nesnel kriterleri olamaz. Demokratik hukuk devletinde ise yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı vardır. Yargı hiçbir erk etkisinde olmadan nesnel kararlar alabilir. Bugün yaşadığımız sorunların en önemli nedeni demokratik hukuk devletinden hızla uzaklaşmamızda yatmaktadır. Çocuklar okumak istiyor, siyasal iktidar cemaat yurtlarını, imam hatipleri işaret ederek onların hayatlarına şekil vermeye çalışıyor. Yaşanan sürecin özeti budur. Devlet, ülke çocuklarının eğitim hakkının ve barınma sorunun çözümünde mutlak surette sorumludur. Hiçbir tarikat ve cemaat yapılanması 11-14 yaşlarındaki kızlarımızın yaşamından daha değerli değildir.

Eğitim için geleceğin aydınlığını ararken tarikat yurtlarına mahkum kalarak yaşamlarını yitiren çocuklarımızın aziz hatıralarına saygıyla …

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X