İlişki ve evlilik seyri üzerine ...
Gülçin ERŞEN...

İlişki ve evlilik seyri üzerine ...

Bu içerik 1078 kez okundu.

Gülçin ERŞEN

Son zamanlarda özellikle romantik komedi türü diyebileceğimiz TV dizileri kanallarda çok izlenenler arasında. Bunun nedenini hiç düşündünüz mü? Üniversitede iletişim alanında (radyo televizyon dalı) eğitim almış, ayrıca Toplumbilim, Sosyal Psikoloji, gibi dersler görmüş biri olarak düşündüğümde, nedeni bulmakta hiç güçlük çekmedim: Çünkü, insanların bu tür şeyler seyretmeye gereksinimi var. Yaşadığımız ekonomik, toplumsal, siyasal bunalımların yanında, insanların böyle ilişkilere duyduğu özlem, özenti de önemli.

Dikkat ederseniz, bu tür dizilerde kız da erkek de birbirlerine deli gibi aşık oldukları halde, hislerini kolay kolay açıklamıyorlar; hislerinden emin olana dek, kendilerini ve karşısındakini türlü şekillerde sınıyorlar. Ayrıca, bırakın cinsel ilişki aşamasını, öpüşme faslına gelmek için bile seyircinin sabrını adeta sınıyorlar... Gerçek yaşamda yaşanan ilişkiler öyle mi?

Lise bahçesinde bir kız ve erkek öğrencinin sürekli birlikte dolaşmasının bile bazen “disiplin”e gitme sebebi sayıldığı Sarıkamış’tan Ankara’ya gittiğimde, sırada kız ve erkek öğrencilerin yan yana oturabildiğini, açıkça flört ettiğini görmek beni şaşırtmıştı. 1980’lerin sonu ile 1990’ların başında Ankara’da otobüs duraklarında, sinemada, üniversite koridor ve merdivenlerinde nerdeyse dikey durumda sevişen çiftler görmek mümkündü. Üniversite’deki türbanlı kızlar bile, öğlen tatilinde yakındaki camide erkek arkadaşları ile imam nikahı kıydırıp gümüş alyansları parmaklarına takınca, açık sayılan öğrencilerden geri kalmayacak ölçüde “imam nikahlı eşleri”yle yakınlaşabiliyorlardı.

 

Gözlemlemek ve fikir

yürütmek

Eğitimim ve mesleğim gereği belli bir yaştan sonra hep büyük kentlerde yaşadım. Hemen hemen her tür ortamda her türlü insanla bulundum. İnsanları gözlemlemek, onların yaşamları, ilişkileri ile ilgili fikir yürütmek, varsayımlarda bulunmak gibi bir alışkanlığım da vardı... Ancak evlilik, annelik ile birlikte farklı bir yaşam tarzını benimsediğim son 10 yıl, başkalarının evlilik ve ilişki tarzını gözlemlediğim dönemlerden beni uzaklaştırdı. Yine de bazı genellemelerde bulunabilirim: Büyük kentlerde de küçük ve tutucu sayılabilecek yerlerde de evli olup, ahlaken, dinen, hukuken onaylanmayacak ilişkiler yaşayanlar epey çok. Üstelik bu kişiler arasında eğitim ve gelir düzeyi, siyasi görüş açısından da belirgin bir fark yok. Bu tür ilişkiler çeşitli nedenlerle görmezden gelinirken, toplumda göz önünde bulunan, dikkat çeken bir kişinin (ne denli mazbut bir yaşam sürerse sürsün) özel yaşamı, ilişkileri çok daha fazla merak ve dedikodu konusu olabiliyor.

Başka bir genelleme; aşk ilişkisi yerine, görücü yöntemiyle yapılan ya da mantık evlililiği denilen evlilikler, sanki daha başarılı, uzun ömürlü (hatta ömür boyu) olabiliyor. Belki de ateşli bir aşkla evlenenlerin cinsel yaşamları sekteye uğrayınca evlilikleri de sürmüyor. (Ama, gerçek “aşk” yani “sevi” böyle olmamalı.) Görücü yöntemiyle evlenenler, zaten nikaha dek cinsel açıdan yakınlaşmayıp, daha çok birbirleri ve birbirlerinin aileleri ile zaman geçirdiklerinden ileride “arkadaşça” evliliklerini sürdürebiliyorlar belki de.

Aslında insanlar, son yıllarda dizilerde izlediğimiz, o romantik, utangaçlık, çekingenlik, kur yapma gibi inceliklerin yaşandığı aşk ilişkilerinin benzerlerini yaşamak istiyorlar.

 

“Sevgi neydi?

Sevgi emekti”

Geçenlerde bir arkadaşıma, aslında tüm genç ve orta yaşlı bekar erkeklere öğüt sayılabilecek şöyle bir ileti yolladım: “Günümüzde erkekler, doğrudan yatak faslına geçmeye alıştıkları için, karşı cinsle arkadaşlığı, kur yapmayı beceremiyor sanırım. Keşke önce beğendikleri kadınla dost olmaya, onu tanımaya çalışsalar...”

Yıllar önce çok okunan haftalık bir dergide, her kesimden gençlerin karşı cinsle ilişkilerine ilişkin araştırmanın sonuçlarına dayanan bir makale okumuştum. Orada, 20’li yaşların başlarındaki bir erkeğin, “Kızla günlerce gezip, sinemaya, cafeye falan gidip, ona sürekli birşeyler ısmarlayacağıma; bu kadar uğraşmadan doğrudan geneleve giderim, hem ilişki garanti, hem de daha az para harcamış olurum” dediği yazıyordu. İşte kafa bu!

Kadınlar bir yandan erkeğin gözündeki değerlerini onların kendileri için harcadıkları parayla ölçedursunlar, erkekler de sevgiyi ve sevgilerini nasıl göstermeleri gerektiğini unutmuş görünüyorlar.

Cengiz Aytmatov’un ölümsüz eserinden uyarlanan “Selvi Boylum, Al Yazmalım” filminde Türkan Şoray’ın son repliği (iç konuşması); “Sevgi neydi? Sevgi emekti” yargısı, olması gerekenin yoğun özeti.

Sevilen şeye emek verilir. Emek verilen şeyin değeri bilinir.

İsteyen ve hak eden herkese, emek verilmiş ilişki ve evlilik dilerim.

(28 Kasım 2016 / Güllük)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X