Peki bunun farkı ne!?
Metin SALMAN...

Peki bunun farkı ne!?

Bu içerik 752 kez okundu.

Metin SALMAN

Kasım 2002’de seçimlere girecek partiler belirlenirken, seçime girecek partilerden AKP’nin başında, mevcut siyasi partiler kanuna uygun olmayan R. Tayyip Erdoğan vardı. Siyasi partiler kanunu gereğince parti başkanı olmaması lazımdı. Siyasi partiler kanununa uygun olmayan birini parti başkanı olarak seçen bir partinin de seçimlere katılmasının önlenmesi gerekiyordu. Çünkü parti genel başkanı olarak R.T. Erdoğan’ın seçilme hakkı yoktu. Buna rağmen o zamanki Yüksek Seçim Kurulu’nun yol vermesiyle AKP seçime katıldı ve % 34 oy alıp % 66 milletvekili çıkararak iktidar oldu.

Yani Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu ayaklar altına alındı. Beyefendi ve partisi için kanunlar bir tarafa bırakıldı.

Partisi iktidar oldu, fakat kendisinin milletvekili seçilme hakkı olmadığı için milletvekili olamamıştı. Dolayısıyla Başkan da olamadı. Partisinin iktidar olmasına rağmen, parti başkanının milletvekili seçilmeyerek meclis dışında kalması, demokrasi aşığı (!) ve çok rikkatli Deniz Baykal’ı üzdü. R.T. Erdoğan için Deniz Baykal’ın desteğiyle Anayasanın ilgili maddesi ÖZEL OLARAK DEĞİŞTİRİLEREK yine Seçim Kanununa uymayan Siirt seçimlerinin yenilenmesi sonucu milletvekili seçildi. Yani, Anayasa’da KİŞİYE ÖZEL DEĞİŞİKLİK YAPILDI.

Seçildikten sonra AKP Genel Başkanı olarak Başbakan oldu. Başbakan olduktan sonra kendisinin hoşuna gitmeyen mahkeme kararlarına, bu kararları veren hakimler ve mahkemelere hiç saygı göstermedi, uymadı.

Büyük Atatürk’ün vasiyeti ile Türk Milletine bırakılan Atatürk Orman Çiftliği arazisi içinde yasal izinleri almadan yasalara aykırı şekilde KAÇAK SARAY inşaatını başlattı. Bu konuda Danıştay’ın vermiş olduğu müteaddit yürütmeyi durdurma kararlarına uymadı. “Ben yapıya devam ediyorum. Kim durduracaksa gelsin durdursun!” diyerek T.C. Mahkemelerinin kararlarına ve T.C. Yasalarına uymadığını açıkça ila etti. Yani kanunları ve mahkeme kararlarını çiğnedi…

Seçim yasasına göre, seçimlerde aday olacak kamu görevlilerinin belli süre önce kamudaki görevlerinden ayrılma zorunluluğu olmasına rağmen, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören seçimden önce Başbakanlık görevinden istifa etmedi. Devletin bütün imkanlarını kullanarak seçim propagandasını yürüttü. Bu durumu engelleyecek Yüksek Seçim Kurulu, oluşan fiili duruma ses çıkarmayarak Seçim Kanunu hükümlerinin çiğnenmesine seyirci kaldı.

Cumhurbaşkanı seçildikten sonra: “Ben seçilmiş Cumhurbaşkanıyım!” deyip anayasada kendisine verilmeyen yetkileri kullanarak fiili durum yarattı. Fiilen Cumhurbaşkanı değil de Başkan gibi hareket etti ve ediyor. Cumhurbaşkanına verilen yetkiler dışında da yetkiler kullanarak anayasayı çiğnedi ve halen de devam ediyor.

Bu gibi durumlarda yasalara uymayanları yasalara uyar hale getirmek için yapılması gerekenlerden hiçbiri yapılmadığı gibi, MHP’nin sadece genel başkanı olan Devlet Bahçeli, durumdan rahatsız (!) olduğunu ileri sürerek Anayasanın R.T. Erdoğan’ın uygulamalarına uygun hale getirilmesini istedi. Şimdi bu çalışma yürütülüyor. Yeni Anayasa değişikliği gündemde.

Bence hiç gerek yok.

Bugün nasıl mevcut anayasayı ayaklar altına alıp çiğniyorsa, yarın da yeni yapılacak anayasaya uymayacak. Onun için İngiltere’deki gibi anayasa falan olmasın, beyefendinin ağzından çıkanlar yasa olsun, bitsin. (Tabii, bir gün sonra söylediklerinden çark etmezse!) Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nda padişah fermanları böyle idi. Başkanlık isteniyor. Türkiye koalisyon hükümetleri ile çok sıkıntı çekmişmiş, memlekette huzursuzluk oluşuyormuş muş!..

2002 yılından beri Türkiye’nin tek parti iktidarı tarafından yönetildiğini zannediyorduk. Yoksa bizi de mi aldattılar? Çünkü 2002 Kasım’ından bu tarafa TBMM’den hangi konuda kanun çıkarmak istediler de çıkaramadılar, torbanın içine doldurulanlar az mı geldi ki koalisyonların iyi işlemediği şikayetiyle Başkanlık rejimine destek arıyorlar.

Bugüne kadar, kanunlara ve mahkeme kararlarına uymamaları, çiğnemeleri YASALARA TECAVÜZ anlamına gelmez mi?

Hele ki Cumhurbaşkanı seçildikten sonra anayasanın kendisine vermediği yetkileri kullanması anayasanın çiğnenmesinden başka bir şey midir? Bu anayasaya tecavüz değil mi?

Şimdi, anayasanın beyefendinin istediği şekilde değiştirilmesi talebinin, tecavüze uğrayan küçük kızlara tecavüz edenin cezadan kurtarılması için getirilen ve geri çekilen kanun teklifinden farkı ne?

Bu arada tecavüz edenin keyfi için tecavüze uğrayan ANAYASA, onun istediği şekle girmesi için zorlanıyor…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X