Bir dostumuzu daha kaybettik!
Dursun GİRGİN...

Bir dostumuzu daha kaybettik!

Bu içerik 507 kez okundu.

Dursun GİRGİN

Dostlarım merhaba.

Balkanlar denince ilk akla gelen hiç şüphesiz davul ve zurna kültürüdür. Nasıl mı?

Bakınız dostlarım, Kırkpınar’da her yıl yapılan tarihi ata kültürümüz, yani Yağlı Pehlivan Güreşlerinin hiç davulsuz zurnasız yapıldığını gören veya duyanınız var mı?

Kırkpınar’da güreşler her yıl 40 davul 40 zurnayla başlar. İşte böylesine tarihi bir kültüre yıllarca hocalık yapmış olan Lüleburgazlı Zurnacı Sırtlan Ahmet lakaplı kişi Ahmet Özden hocamızdan bahsedeceğim, hatta siz kültür dostlarımı bir balkan gezisine çıkaracağım.

Lüleburgaz, Kırklareli ilimizin şirin bir ilçesidir.

Sizlere nasıl tarif edeyim bilemiyorum. Eskiden Edirne’ye giderken Çorlu ilçemizi geçince hemen Lüleburgaz’a varılırdı. Şimdilerde ise yollar değişti, daha doğrusu kültürel değerlerimizi dahi değiştirmeye çalışanların hızla çoğaldığı bir zamanda böylesine önemli şahsiyetlerin aramızdan göçüp gitmesi bizleri hayli üzüyor sevgili dostlarım.

Sırtlan Ahmet denen bu güzel dostumuza Yüce Allahımdan rahmet diliyorum.

Onun Edirne’de, Kırklareli de ve dahi Lüleburgaz’da yetiştirmiş olduğu onlarca öğrencisine de başsağlığı diliyorum. Sırtlan Ahmet, şu anki Lüleburgazlı zurnacı Küçük Ahmet ve yine zurnacı Küçük Hasan’ın da üstatlarıdır.

Değerli dostlarım, inanın hep kültürel değerlerimden bahsedeyim istiyorum ama gel gör ki öyle bir ülkede yaşıyoruz ki her konumuz adeta arapsaçına dönmüş vaziyette. İşte bu nedenle bazen bazı konulara açıklık getirmeye çalışıyoruz.

Şimdi, bunu da böylece belirttikten sonra ben müsaade ederseniz yine Balkanlara doğru uzanmak istiyorum.

Yıl 1980’li yıllar; ilk defa Sırtlan Ahmet ile tanışmamız o yıllarda oldu. Şöyle boylu poslu ak çehreli baba yiğit bir delikanlı, “üstat hoş geldin” dedi ve çok samimi bir şekilde beni kendisine doğru çekerek sarılıp öptü.

İşte o anda zaten, kanım kaynayıverdi Ahmet ustaya.

Bir de, Allah rahmet eylesin Kara Ahmetlerin Ahmet denen zurnacım vardı ki o daha başka bir candı. Neyse, hemen bana orada kahvelerin önünde bulunan seyyar köfteciden köfte söylemiş. “Aman hocam yapma eyleme” desem de Sırtlan Ahmet bu, söz mü dinler. Hemen cebinden rakıyı çıkardı, dedim ki “sayın Ahmet hocam ben alkol kullanmıyorum.” Hadi canım sen de dercesine birkaç ısrar etti. Neyse devreye Kara Ahmetlerin Ahmet denen zurnacı dostum girdi ve benim kolumdan tutarak hemen kahvelerin yanındaki küçük mütevazi bir bakkal dükkanı vardı oraya götürdü ve orada bana börek ve çay ikram ederek bir nevi rahmetli Sırtlan Ahmet’in elinden kurtarmış oldu …

Yani şunu anlatmak istiyorum, bu insanlar gerçekten de cana yakın insanlar.

Zaten Türkiye’nin neresine gitsem roman camiasından hep saygı gördüm.

İşte, rahmetli Sırtlan Ahmet, yine Kara Ahmetlerin Ahmet, yine Otobüs Hasan lakabıyla çağırılan çok değerli dostum, keza yine Gözlüklü Necmi sayesinde genç zurnacı dostlarımla tanıştım. Bunların da en başında Lüleburgazlı zurnacı Küçük Hasan gelir.

Değerli dostlarım, bu güzel insanlardan şunu öğrendim, usta-çırak ilişkisi nasıl olur.

İşte bunun en canlı örneğini ben Lüleburgaz’da gördüm.

Son cümle olarak, Sırtlan Ahmet denen bu güzel dostu geçen gün öbür aleme uğurladık.

Allah rahmet eylesin.

Daha sonraki yazımda Balkanlar’da ve dahi Türkiye genelinde yaşamış ama bugün aramızda olmayan çok değerli zurnacı ve davulcu dostlarımla yaşadığım anıları siz kültür dostlarımla paylaşmaya devam edeceğim. Hoşça kalın, dostça kalın …

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X