“Annem hasta diye yazsın”
Zeki SARIHAN...

“Annem hasta diye yazsın”

Bu içerik 405 kez okundu.

Zeki SARIHAN

Milli Eğitim Bakan Avni Akyol, 15-19 Ocak 1990’da tarihlerinde 12. Milli Eğitim Şurası’nı toplarken, Öğretmen Dünyası dergisini temsilen gözlemci sıfatıyla benim de şûraya katılmamı isteyen bir yazı gönderdi.

O tarihte Ankara 50 Yıl Lisesi’nde öğretmendim. Bir hafta sürecek şûra boyunca derslere giremeyeceğim için durumu usulen yazı ile okul müdürlüğüne bildirdim.

Benimle arası hiç iyi olmamakla birlikte müdürün buna engel olmaya çalışacağını hiç tahmin etmezdim. Çünkü bu çağrı aslında bakanlık tarafından bir görevlendirme sayılırdı ve benim izin istemek gibi bir zorunluluğum da yoktu.

Müdür, dilekçemin altına olumsuz bir not düşerek ilçe milli eğitim müdürlüğüne havale etti. Gösterdiği gerekçe ise karne dönemi yaklaştığından okuldan bir hafta ayrı kalmamın uygun olmayacağı idi! Doğrusu, müdürün okulun eğitim öğretimiyle en küçük bir ilgisi yoktu ve aramızdaki soğukluk da benim bu konularda kendisini eleştirmem idi.

Yazıyı Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürüne götürdüm. Müdür, yazının altında okul müdürünün olumsuz notunu okuyunca işkillendi. “Müdür olumlu not düşsün, ben de izin vereyim” diye beni okula geri gönderdi.

Fakat okul müdürü benim şûraya katılamamamda diretiyordu. Bu nedenle görüşünü değiştirmedi.

Ben de Bakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Murat Eşkinat’a giderek, “Beni şûraya çağırmışsınız ama katılamayacağım” dedim.

“Niçin?”

“Okul müdürü izin vermiyor!”

Eşkinat hayret etti. “Allah Allah, ne haddine? Bakan toplantı halinde, ara sıra yanına girip çıkıyorum. Durumu kendisine söyleyeceğim” dedi.

Onun bana aktardığına göre toplantıda bulunan merkez yöneticileri de müdürün bu davranışına hayret etmişler, hatta kızmışlar.

Ertesi gün okulda derste iken müdür yardımcılarından biri sınıfın kapısını çalarak beni dışarıya davet etti.

“Dünden beri bakanlıktan arayanlar, müsteşar, genel müdür, okul müdürüne fırça çekiyorlar” diyerek “Sen Bakanlıkta ne anlattın?” diye merakla sordu.

“Müdür izin vermediği için şûraya katılamayacağımı söyledim. Hepsi bu” dedim.

“Müdür diyor ki, yeni bir dilekçe versin. Gerekçe olarak memlekette anasının hasta olduğunu yazsın, izin vereyim diyor…”

“Anam hasta değil ki! Resmen şûraya çağırıyorlar. Gerekçeyi neden değiştirmem gerekiyor?” dedim ve yeni bir dilekçe yazmayacağımı bildirdim.

Müdür yardımcısı arkadaşımız çaresiz gitti. Bir süre sonra geri dönerek müdürün izin verdiğini söyledi…

Dokuz yıl içinde Milli Eğitim Bakanlığında öyle bir kadrolaşma yapılmıştı ki, bir basın toplantısında bakanlıktaki sorunları ile getiren basın mensuplarına Avni Akyol:

“Bu sizin isteklerinizi yapmaya kalksam beni bu bakanlığın kapısından içeri almazlar!” diye şaka gibi görünen ama gerçeği yansıtan bir yanıt vermişti. Bu nedenle benim şûradaki varlığım da sorunlu oldu. Zaman gazetesinin Avni Akyol’u suçlamak için benim hakkımda yazdıklarını daha önceki bir yazımda anlatmıştım. Nitekim bir komisyon toplantısında laik eğitimi savunmam üzerine sözüm kesildi ve üyeler nerdeyse üzerime yürüyecekti! Ertesi sabah bu durumu Avni Akyol’a hitaben bir not halinde yazdım ve notu Murat Eşkinat’ın eline sıkıştırdım. Komisyonda söz özgürlüğümün sağlanmasını istedim.

Bakan akşamüzeri komisyona uğrayarak havayı kokladı ve “İhtimal veremedim, herhalde tepki çekecek aşırı bir şeyler söylemişsindir diye düşündüm” dedi.

Üniversiteden gelen, hatta biri komisyon başkanı olan akademisyenler sustular… (8 Aralık 2016)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X