Eleştirel düşünme(me)k!
Fikret ÇOBAN...

Eleştirel düşünme(me)k!

Bu içerik 1021 kez okundu.

Hayata Dair / Fikret ÇOBAN

Eğitim modelimizde eleştirel düşünce var mı, sorup sorgulama var mı sorularına cevap olacak kapı gibi bir sonuç duruyor önümüzde.

OECD’nin 3 yılda bir katılımcı 65 ülke için yaptığı uygulamanın sonuçları, geçen hafta basında yer aldı. Türkiye, 65 ülke arasında 45. sırada. Dünya ile mukayese ederseniz, son on yılda hiçbir ilerleme ve gelişme olmamış. Bu araştırma sonuçlarını, eğitim sistemimizin girdiği uluslararası sınavdan aldığı notlar olarak yorumlayabiliriz.

Sonuç nerden dokunsan elinde kalıyor; ama bu tablo yeni değil .

‘Ne olacak eğitim sistemimizin hali’ diye başlayan yazılar, eleştiriler, dökümanlar birikmiş birikmiş dosyamda. Öğretmenliğe ilk başladığım yıllarda Server Tanilli’nin kitabına ad olan ‘Nasıl bir eğitim istiyoruz’ sorusunu kimbilir bizler de kaç kez sorduk kendimize, bunun üzerine ne  paneller, tartışmalar, forumlar yaptık; yetmedi dergiler çıkardık. Sonuç, elde var sıfır demeyeceğim ama sıfıra yakın bir yerdeyiz.

OECD’nin 15 yaşındaki çocuklar üzerinden yaptığı eleştirel düşünme, yaratıcılık ve anadilini kullanma becerisi Türkiye’de ‘ileri derecede geri’.

Samsungları, akıllı telefonları üreten Güney Kore’de eleştirel düşünme ve yaratıcılık becerisi yüzde 28’lerdeyken bizde ise yüzde 2. Nerdeyse yüzdeye bile vurulmayacak. Peki OECD, öğrenci başarısını ölçme sistemi dediğimiz PİSA uygulamasını 3 yılda bir neden yapıp duruyor, bize bir hayrı var mı bunun?

Bir toplumda eleştirel düşünmenin yaygınlığı, sorup sorgulamanın gelişmesi, sanatsal yaratıcılık faaliyetlerinin artması toplumun çağı yakalamasıyla, ekonomik gelişmesiyle ve elbetteki insan hakları ve özgürlük anlayışındaki sınırlar arasındaki uyumluluk ilişkisiyle ilgilidir.

Yani adamlar bunu ölçüyor, bizim kalibremizi ölçüyor ve ona göre dünyaya mesaj veriyor. Yani Türkiye ile hangi ilişkilerin nasıl geliştirileceğini bu gibi raporlu çalışmalar belirliyor.

Oysa bizde senelerdir eleştirel düşünmeyi geliştiren özerk bilim çalışmaları gibi, sanat gibi, felsefe gibi alanlara sürekli müdahale edildi mi? Esas sorun sanatsal faaliyetlerin kendisinde, felsefi yaklaşımların kendisinde bulundu mu? Bu aydınlar olmasa, bu yazarlar olmasa ne güzel yaşar giderdik dendi mi?

Çocuklarımızın açığa çıkması gereken yetenekleri, yaratıcılıkları, yaşı gereği çoşkunluk halleri biz büyüklerin yüzünden, çıkarılan yasa ve uygulamalar yüzünden köreltilip yok edilmiyor mu? İsteniyor ki çocuklarımızın fikir ve zeka seviyesi yönetenlerden daha çok gelişmesin, onların önüne geçmesin. E böyle olunca da hayatın, olayların, olguların bilimsel bir yorumuna ulaşması mümkün mü bu çocukların?

Peki o zaman özgür düşünce nasıl gelişecek, bilim nasıl gelişecek, dünya egemenleri ile nasıl baş edeceğiz?

Eğitim, çocuklarımızı nasıl geliştireceğimizden çok nasıl eğdireceğimiz üzerinden yapılıyor, senelerdir böyle bu. Bir beyin yıkama aracı olarak görüldü eğitim.

Kim siyasi gücün sahibiyse, onun ideolojisinin taşıyıcı olarak görüldü ve yönetildi.

Akıllı tahtalar, akıllı telefonlar, öğrencilere dağıtılan tabletler, sınıflara internet bağlamak OECD’nin 3 yıl sonra açıklayacağı sonucu değiştirmeyeceği gibi 33 yıl sonrasını da değiştirmeyecektir.

Bunlar, ekonomik gideri yüksek ama çocuklar üzerinde getirisi düşük olan; biraz abartmış olacağım ama, beyhude işlerdir.

Eğitim sistemimiz üzerindeki ağır ideolojik yük, bürokrasi kalkmadığı sürece, hangi ad altında hangi reformu yaparsak yapalım, sonuç OECD’nin 3 yılda bir yaptığı 15 yaşındaki çocukların eleştirel düşünme ve yaratıcılık becerisini ölçtüğü uluslararası PİSA sınavında aldığı sonuç olacaktır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X