“Ayuk o kadarını bilmiyom!”
Zeki SARIHAN...

“Ayuk o kadarını bilmiyom!”

Bu içerik 259 kez okundu.

Zeki SARIHAN

Köyümüze yol yapımı işinin yıllarca savsaklanmasını protesto etmek için 26 Temmuz 1967’de 125 köylü, Ordu’ya kadar iki gün sürecek bir yürüyüşe başlamışlardır. 1961 Anayasası’nın verdiği bir hakka dayanarak Türkiye’de ilk köylü yürüyüşünü yapmaktadırlar.

Birinci gün Fatsa ilçe merkezine inmişler, Hükümet konağının önünde Fatsa’da oturan köylülerinin getirdiği öğle nevalelerini yedikten sonra Fatsa halkının meraklı bakışları altında Perşembe yönüne hareket etmişlerdir.

O noktada yürüyüş kolundan ayrılarak halamın eşi Davavekili Ömer Sarıhan’ın evine koştum. Telefona sarıldım ve bir hayli uğraşmalarla yürüyüş haberini birkaç gazeteye yazdırdım. Bu iş bitince fırınların birinden bir çuval ekmek alarak bir minibüse binerek yürüyüşçülere yetişmek üzere Perşembe yönüne hareket ettim. Yalıköy’den önce ayakları patlamış veya patlamakta olan köylülerime yetiştim.

Akşam olmuştu. Medreseönü’nde gecelemeye karar verdik. Nevalemizi yedikten sonra kimisi deniz kıyısında ayaklarını tuzlu suya soktu, kimisi kahvelerde oturmaya başladı. O geceyi kahvelerde sabahlayarak veya köyün camisinde ayakkabılarımızı yastık yapıp halıların üstünde uzanarak geçirecektik.

Bir süre sonra efendiden bir adam kahvelerden birine girmiş. Kahveciye:

Bu sırada yürüyüşçülere ekmek dağıtılıyor.

“Köylü arkadaşlara benden birer çay ver!” demiş.

Onun, Perşembe Kaymakamı olduğunu kahveci köylülere fısıldamış.

Yürüyüşçülerden Şah İsmail lakabıyla anılan İsmail Akyüz, kaymakamın bu hareketinden kuşkulanmış. Öyle ya, o da hükümetin bir adamı değil mi? Kimbilir ne amaçla bu gece yüzü kalkıp yanlarına geldi? Teşekkür bile etmeden:

“Nüzümü yok! Bizim çay içecek paramız var beyefendi!” demiş.

Kendisini tanıtan kaymakam köylülerle sohbet etmek istemiş:

“Arkadaşlar, nerden geliyorsunuz?

Buna da Şah İsmail yanıt vermiş:

“Fatsa’nın Beyceli köyünden.”

“Nereye gidiyorsunuz?”

“Ordu’ya.”

“Niçin yürüyorsunuz?”

İsmail, kaymakama niçin yürüdüklerini söylesin mi, söylemesin mi? O hükümetin bir adamı… Ağızlarından laf almaya çalışıyor olmasın? Hükümete hiç güven olur mu? Onun dedesi, babası hükümet adamı olarak Osmanlı döneminde en çok vergi diye mahsule el koyan mültezimlerle, sonra tahsildar ve jandarma ile karşılaşmıştı. Hükümet adamlarından uzak durma duygusu onun genlerine işlemiştir! Şimdi bir hükümet adamına bu yürüyüşe niçin çıktıklarını anlatacak öyle mi? En iyisi bilmezlikten gelmek. Kaymakamın sorusu karşısında tereddüt etmiş, yutkunmuş, sonunda:

“Ayuk o kadarını bilmiyom!” yanıtını vermiş.

İsmail’in kaymakama bu cevapları Beyceli’de halâ gülerek hatırlanır.

Bu yürüyüşü anlatan “Bir Ömür Böyle Geçti” (2008) kitabını yazarken, adının Esat Ölçen olduğunu öğrendiğim Perşembe Kaymakamının genç birisi olduğunu söylüyorlar. O zaman idareciler arasında bir hayli devrimci vardı. Muhtemeldir ki köylülerin bir an önce uyanmalarını, haklarına sahip çıkmalarını istiyor, Beyceli köylülerinin bu yürüyüşü onu da mutlu ediyordu. Belki de ertesi gün Ordu’da köylülerden 10 kişilik bir temsilci grubunu makamına kabul edecek olan vali tarafından görevlendirilmişti. Yürüyüşe katılan köylülerin 40 yıl sonra hatırladıklarına göre kaymakam, yürüyüşün 1961 Anayasasına aykırı olmadığını, Perşembe gençliğinin ertesi gün kendilerini karşılayacağını ve ağırlayacağını söylemiş, deniz kıyısında türkü söyleyen köylülerin türkülerini beğenerek onlara başka türküler de söyletmiştir…

Yaşıyor ise bu yazıyı okusa da bir açıklama yapsa ne kadar makbule geçer.  (20 Aralık 2016)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X