Beyin Yıkama Makinesi!
Metin SALMAN...

Beyin Yıkama Makinesi!

Bu içerik 664 kez okundu.

Metin SALMAN

İnsanların tarih sahnesine çıkmalarından bu tarafa, bazı kişiler, insanları kendi kontrolü altına alma çalışmalarını başlatmış olmalılar. Bunun için çeşitli yollar denenmiş, kimisi ilk çağlarda tabiat kuvvetlerini kullanarak, kimisi çeşitli iksir ve büyü yaparak sonuç almak istemişlerdir. Daha sonraki zamanlarda insanlarda din anlayışının doğması ve gelişmesiyle, insanları bu duygularından avlama yoluna gidilmiştir.

 

Daha teknolojinin bu kadar gelişmediği zamanlarda bile, çeşitli işkenceler yapmak suretiyle beyinlerini çalışamaz hale getirip onları istedikleri şekilde kullanabilmenin ve istediklerini yaptırabilmenin yollarını bulmuşlardır. (İnsanların çeşitli yöntemlerle mankurtlaştırılması.)

 

Geçmiş dönem tarihlerine baktığımızda, bu konuda önümüze çıkan örneklerden en önemlisi Hasan Sabbah isimli Şeyh-ül Cebel’de denilen birisidir. Ki bu işi etrafına topladığı müritlerle Büyük Selçuklu Devleti dahil birkaç devleti yıllarca uğraştırmış ve sonuçta Hülagu tarafından sığındıkları Alamut Kalesinin 1256’da ele geçirilmesiyle ortadan kaldırılabilmiştir. Alamut Kalesi ele geçirilerek o toplum dağıtılmışsa da, uyguladığı yöntemlerin birçoğu halen günümüzde de uygulanmaktadır. Hasan Sabbah, müritlerine verdiği emirlerle birçok yüksek devlet görevlisini veya kendine karşı gelenleri suikastlar sonucu öldürtmüştür.

 

Tarihi seyir içinde teknolojinin, bilimin ilerlemesi sonucunda, insan beynini kontrol altına alacak ve insanların kendi isteklerine göre hareket etmelerini sağlayacak çalışmalar bütün hızıyla devam etmiştir. Kimisi kimyasal formüllerle, kimisi elektriksel yollarla insan beyninin kontrol altına alınması çalışmalarını yürütmüştür. Bu çalışmalar sonucunda bazı neticelerin alınabildiği bilinmektedir.

 

Ayrıca bu konuda bir diğer yol da, dini duygular yoluyla insan beynini kontrol altına alıp, o kişiye istediğiniz eylemi yaptırabilmek yoludur. Dini duyguları istismar ederek veya insanların din anlayışlarını yanlış yola kanalize ederek onlara istediklerinizi yaptırmak yolu sanırım en tehlikeli olan bir yoldur. Çünkü din, bazı kişileri uyutmak ve istediğinizi yaptırabilmek için kolaylıkla uyuşturucu olarak kullanılabilmektedir.

 

Dini kullanarak insanların beyinlerinin kontrol edilmesinde, kişilerin yaş, görev, eğitim, tecrübe gibi insanların iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt edebilme kabiliyeti ve kapasitelerini belirleyen kriterlerin bir önemi yoktur. Çünkü bu tuzağa düşmüş olanlar sorgulamazlar. Neden? Niçin? Doğru mu? Acaba? gibi sorular sormazlar. Soramazlar. Başlarındaki şeyhleri, şıhları her ne derse odur. Gelen talimat ne ise aynen uygulanır. Bu talimatı verenin yeterliliği sorgulanamaz. Uygulanır.

 

15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe teşebbüsü ve sonrasında yapılan soruşturma ve tutuklamalar buna en çarpıcı örnektir. Bu teşebbüse kalkanları yöneten Fetullah Gülen, ilkokulu sonradan dışarıdan bitiren biri olmasına rağmen profesör, doçent, doktor, mühendis, biyolog, kimyager ve benzeri unvanları olan, hayatlarını ilime adamış kimselerle, rütbeleri çeşitli kademede General, Albay ve daha alt kademede Subay ve Astsubay olanları bir emri ile harekete geçirebilmiştir. Son olarak FETÖ üyesi olduğu ileri sürülen polis memuru tarafından Rusya’nın Ankara Büyükelçisine suikast yapılmıştır.

 

Bu nasıl bir eğitimdir ya da nasıl bir koordine çalışmadır ki, insanın (eğer bunlara insan denebilirse) kafasındaki beyin lobları çıkartılıp yerine elektrik iletkenliği yeterli fosseptik eriyikleri konularak insanlar uzaktan kumandalı robot haline getirilebilmektedir. (Yoksa yetiştirmek istedikleri nesil bunlar mı?)

 

Benzer durumun maalesef bazı partilerde de varlığı gözlemlenmektedir. Oralarda da milletvekillerinin partinin istediği şekilde hareket etmelerini sağlayacak, düşünmelerine ve sorgulamalarına gerek bırakmayan bazı uygulamalar yapılmaktadır. Onun içindir ki milletvekillerinin birçoğu görmedikleri, okumadıkları, araştırmadıkları, içeriğini bilmedikleri bir anayasa değişikliği metninin TBMM’de görüşülebilmesi için Meclis Başkanlığına 316 imzalı boş kağıt imzalayarak teklif verebilmektedirler. Bunun 15.07.2016 tarihinde Fetullah Gülen’in talimatı ile darbe yapmaya kalkanların düşünce yapısından farkı ne oluyor?

 

Birilerinin sonu gelmez ihtiras ve isteklerinin yerine getirilebilmesi için yapılan bu teklifin, Türkiye Cumhuriyetini yok edip yerine başka bir devlet kurulması ( Artık padişahlık mı olur, krallık mı yoksa diktatörlük mü meçhul…) sonucunu doğurabileceğini bilmemeleri mümkün mü? Bunu bilip de böyle bir teklif beyinler ipotek altına alınmamışsa nasıl imzalanır?

 

“ Şeyhimin yanlışı benim bin doğrumdan daha doğrudur” düşüncesine tapılmasa; bu teklife, görmeden, okumadan, tartmadan nasıl imza atılır?

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X