Yüz kızarması ve yiğitlik
Gülçin ERŞEN...

Yüz kızarması ve yiğitlik

Bu içerik 473 kez okundu.

Gülçin ERŞEN

Aynı zamanda birden çok kitap okuduğum bir dönem. 31 Aralık Cumartesi akşamüzeri, oğlum ve babasıyla yemeğe gitmeden önce, evde kafa dinlerken kitap okuyayım dedim. Okumakta olduğum iki kitap vardı; yine de kitaplığıma bakınırken, babamın 10 yıl önce bana yaşgünümde armağan ettiği Ataol Behramoğlu’nun beş şiir kitabını içeren “Kızıma Mektuplar” gözüme takıldı. Raftan çekip aldım, rastgele sayfalarını karıştırıp ilk bölümden bazı dörtlükleri okudum. Sonra ortalara doğru, Mustafa Suphi Destanı’nı baştan okumaya karar verdim. Şu dörtlükler dikkatimi çekti:

“Sonra Şam’da

Selahaddin’in türbesi önünde

Bir söylev veren imparator

cümle İslam âlemine

dostluk elini uzattı ...

Ve hemen arkasından

bu söylevin

Deutsch Bank Berlin

                        başkanlığında

ve birkaç Fransız şirketinin de katılmasıyla

kuruldu

Bağdat Demiryolu Kumpanyası ...

Ve Alman kapitalizminin yüz yıllık rüyası

başlıyordu gerçekleşmeye;

Berlin – Byzantium – Bağdat demiryolu ...

Yani sınırsız petrol yataklarıyla Mezopotamya

ve sonsuz yer altı

ve yerüstü kaynaklarıyla Anadolu

uysal bir cariye gibi sunuluyordu

genç bir emperyalizmin heveslerine ...

....

İngiliz parlamentosunda bir lord

Zamanın dışişleri sekreteri

dedi ki: “Eğer

İngiliz kapitali de

alınırsa ortaklığa

karşı koymayacaktır, bu işe

Majestenin Hükümeti ...”

“Tarih tekerrürden ibarettir”, “Ders alınsaydı, tarih tekerrür etmezdi” sözleri geldi aklıma... Kurtuluş Savaşı öncesi oynanmaya başlanan oyuna yine kanıp katıldığımızı düşündüm. Kızardım!

 

Gelen gideni aratmasın

Yeni yıla girerken, çoğu kişinin 2017’nin 2016’yı aratmaması yönündeki dilekleri ilk kez bu denli anlamlıydı hepimiz için. Ama, yılın son saatlerinde Aslı Erdoğan tahliye olurken, Ahmet Şık’ın tutuklanması, gidişatın süreceğinin işareti olarak yorumlanırken; yılın ilk saatinde gerçekleşen terör saldırısı, umutları boşa çıkartmayı hedefler gibiydi. Daha birkaç gün önce Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Amerika’ya veryansın ederken kullandığı “Teröristle yatağa girenler, terör örgütleriyle iş tutanlar, bunun bedelini ödeyeceklerdir” şeklindeki söylemi aklıma geldi. Kızardım!...

Yılbaşı gecesi ünlü, pahalı ve lüks bir yerde eğlenen zenginleri ya da laik müslümanları hedef almış gibi gösterilen saldırıda, bunların görünen bahaneler; asıl amacın daha geniş ve katmanlı olduğunu anlamak zor değil bizler için. (Bundan 30 yıl önce “Günah” ve “Sevap” kavramlarını kendi içimde tanımlamıştım, benim açımdan hâlâ geçerli olan bu tanımlamaya göre; kişi kendisine ve başkasına bilerek isteyerek zarar veriyorsa, günah işliyor demektir. Gerisi ayrıntı ve “Şeytan ayrıntıda gizlidir”. Şimdi yılbaşı gecesini içki içip eğlenerek kutlayanlar mı günahkâr, yoksa onlarca cana gözünü kırpmadan kıyan sözde müslaman bir terörist mi?)

 

Mutluluğu çok görmeyin

Gerçekten; mutlu görünmekten, hatta mutlu olmaktan ürker ve utanır olduk. Yazık... Oysa, mutluluk ve sevgi, insanın en fazla hak ettiği, sahip olması, koruması, sürdürmesi gereken kavramlar... Evet, utançtan, öfkeden, şiddetli acıdan yüzümüz kızarır. Bu da insanın doğal tepkisidir.  Beni asıl ve hâlâ şaşırtan; yüzü kızarması gerekenlerin renk vermemesi... (“Yüz kızartıcı suç”lar işleyenlerin bile yüzü kızarmıyor, hatta bunlar hakkında herhangi cezai işlem yapılmıyor!?) Polisin televizyon kanallarına servis ettiği görüntülerde, kendi özçekim videosunda soğukkanlı halini seyrettiğimiz saldırının failinin, işini çok iyi bilen, profesyonel bir taşeron olduğunu kuvvetle tahmin ediyorum. Onu tutanlar, eğitenler ve onun gibi başka terörist ve katiller de vardır kuşkusuz. Ve sözün bittiği yerde umutsuzluk değil yine şairin dizeleri yetişiyor imdadıma:

“Şair bir an durdurdu kalemini uğuldayan başını çevirdi geçmişe ve geleceğe... Halk çok acılar çekti ve çekmede... Fakat ölüm hayatı yıldıramaz ... Hiçbir şey ne kan ne zindan ne ateş halkın bağımsızlık ve demokrasi mücadelesini durduramaz...”

 

Toplumsal uzlaşı ve barış

Bu yazıyı yazarken Haber Türk’te tekrar yayımlanmakta olan Türkiye’nin Nabzı programında Ayhan Ogan’ı seyrederken (Sivil Dayanışma Platformu Başkanı) İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nün verdiği eğitime ve yeterliliğine duyduğun kuşku daha da arttı ve buna endişe de eklendi. Bu fakülteye devam ettiği özgeçmişinde yeralan bir siyasetçi “Beyaz Türk” dediği, ama bir türlü tanımlayamadığı kesime, altında öfke ve kin yattığı izlenimi veren kabadayı ağzı gibi tarzda olumsuz eleştirilerini sıraladı! AKP’ye üye olmasına karşın milletvekili adayı olamayan, fakültesine devam ettiği halde sosyoloji bilmeyen ve kendi kafasında ve söyleminde toplumu ayrıştırdığı halde, toplumsal dayanışmadan söz edebilen bu kişinin programa, başkanı olduğu platform nedeniyle çağrıldığını tahmin ediyorum. Neyse ki, Gazeteci Can Ataklı ve Av. Hüseyin Ersöz karşılıklı tartışmada bu kişiye ağzının payını verdiler... Ama, hangi siyasi partiden olursa olsun, böyle siyasetçilerin, devlet adamlarının bakış açısı ile birlik beraberlik sağlanamaz, sorunlarımız çözülemez. Yılbaşında bana gönderilen iletiler arasında İstanbul’daki kiliselerden birinde düzenlenen bir konser etkinliğinin video kaydı dikkatimi çekti. Gayri müslim olduklarını tahmin ettiğim gençlerin Türkiye’nin dört bir yanından derlenmiş türküleri, zaman zaman halk oyunları eşliğinde seslendirdiği konser, kilisedekiler tarafından ayakta alkışlandı. Ben de beğenerek ve duygulanarak izledim. Şimdi fanatik bir hristiyanın, “Kilisede müslüman ve Türk öğeleri içeren bir gösterinin yapılması caiz değildir, günahtır, kilisede bunları alkışlayanlar da bu günaha ortaktır” diyerek, bu gençleri ve kilisedekileri tüfekle taradığını, kiliseyi bombayla uçurduğunu düşünebiliyor musunuz? “Irk”, “Milliyet” kavramlarının insanların biyolojik ve kültürel çeşitliğinin bir yansıması olduğunun, dünyamızı daha renkli ve güzel hale getirdiğinin bilincine varılmadan toplumsal uzlaşı sağlanamaz. Başka kültürleri (dil, yaşam ve giyim tarzı, yemekler, danslar, şarkılar, gelenek ve görenekler, inanışlar...) tanımadan, anlamadan, bilmeden ön yargıyla reddetmek ve düşman olmak bağnazlıktır. Saygı ve sevgi, devamında uzlaşma ve barış, başkalarını anlamaya, tanımaya çalışmakla, kendimizi doğru anlatabilmekle mümkündür. Bunun da baş şartı dürüstlük, açıklık ve sağlıklı iletişimdir.

“Yiğitlik, gerçeği aramak ve onu haykırmaktır!... Katlanamaz yiğit olan yalanın geçici yasasına ...”

(4 Ocak 2016 / Güllük)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X