Anayasa değişiklik önerisi ve akıl tutulması …
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Anayasa değişiklik önerisi ve akıl tutulması …

Bu içerik 388 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ kekocabasgmail.com

“Demokrasi, içindeki insanların izleyici değil, oyuncu olduğu bir sistemdir” Noam Chomsky

Anayasa görüşmelerinin birinci turu tamamlandı, bu hafta başında da ikinci tur görüşmeleri başladı… Bu yazıyı yazarken, ilk yedi madde ikinci tur oylamalarda kabul edilmiş durumda… Büyük bir olasılıkla anayasa oylaması referanduma gidiyor. Halkımız yaklaşık 70 yıllık topal aksak geliştirmeye çabaladığımız demokratik parlamenter sistemin geleceği hakkında karar verecek…

12 Eylül askeri darbesinin, acılarına bizzat tanık oldum ve yaşadım. 12 Eylül, demokrasinin yani demokratik hak ve özgürlüklerin askıya alındığı, milli güvenlik konseyi ve ona bağlı bir hükümet tarafından ülkenin yönetildiği despotik bir dönemin adıdır. 12 Eylül 1980 askeri darbe sonrası üniversitelerden benim de içinde olduğum yüzlerce akademisyen, öğretim üyesi atılmıştı. O dönemde atılanların ortak özelliği, çok büyük bir çoğunluğunun ilerici dünya görüşüne sahip olmasıydı. Tıpkı günümüzde olduğu gibi…1980’li yıllarda toplumu cendere içine hapsetmeye yönelik, özgürlükleri kısıtlayan yeni bir anayasa hazırlanmıştı. Özgürlüklerimizi yok eden, bizleri işsiz bırakan 12 Eylül yönetiminin anayasa taslağına o koşullarda “şeffaf zarflar” bile olsa “hayır oyu” vermenin onurunu taşıdım yaşamım boyunca…

Bugünlerde ülke, artan döviz rakamları, terör ve kaybedilen canların acısını yaşarken, diğer taraftan TBMM’nde tartışılan anayasa değişiklik tasarısını ilgiyle izliyor. Her tür korku iklimine rağmen konuyla ilgili tartışma, yaşamın her alanında okulda, kahvede, sokakta, evde, TV ekranlarında, köşe yazılarında, sosyal medyada karşımıza çıkıyor. Basına yansıyan anketler, halkımızın daha yeterince bilgilenmediğini, karar vermediğini ve kafasının hayli karışık olduğunu gösteriyor.

Türkiye, 1980’den beri 12 Eylül askeri darbesinin topluma kabul ettirdiği anayasa ile yönetiliyor. Anayasa, toplumun birlikte yaşama bildirgesi, manifestosudur, sözleşmesidir. 2017 Türkiye’sinde “ortak yaşam belgesi” olan anayasa ile ilgili beklentimiz ne olmalı? Yanıt çok açık: Yaklaşık 35 yıl önce topluma silah zoruyla dayatılan anayasayı aşan, “demokratik bir anayasa” beklentisidir… Peki TBMM’nde tartışılan değişiklik taslağında durum böyle mi? Yeni anayasa değişiklikleri “Demokratik Hukuk Devleti” öngörüyor mu? Can alıcı sorular bunlar, yani yeni anayasa değişikliği daha demokrat, katılımcı bir Türkiye üretecek mi, öngörüyor mu?

Bu soruların yanıtlarının evet olmasını çok isterdim… Yıllardan beri kendimizi daha demokrat, aydınlık, eşitlikçi bir toplum ütopyasıyla var ettik. Gelinen nokta bu anlamda vahim ve ürkütücü. 15 Temmuz’da dinci, küresel, faşist bir askeri darbe girişimi yaşayan, meclisi bombalanan bir ülkede beklenen, daha demokratik, daha özgürlükçü bir anayasa beklentisidir. Bu ülke, farklılıklarımızla hepimizin ülkesi… O nedenle yazının başlığında “akıl tutulması” nitelemesi yaptım. Toplumsal sorumluluk taşıyan bir aydın olarak neden akıl tutulması, neden vahim sorularını tartışmayı yurttaşlık görevi sayıyorum.

İlk itirazım Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ile ilgilidir. TBMM, Ulusal Kurtuluş Savaşı sürerken bile açık kalan, halkın temsilcileriyle tüm süreçlerin tartışıldığı, ülkenin ortak aklının sentezlendiği, Cumhuriyeti kurma kararının alındığı bir ülke belleğidir. Günümüzde temel görev, ülkedeki tüm farklılıkların, tüm görüşlerin kendini ifade ettiği bu alanın zayıflaması değil, daha da işlevsel hale getirilmesidir. 12 Eylül askeri darbe anayasasının “siyasi partiler yasası ve seçim yasasını” yeniden daha demokrat bir yaklaşımla iyileştirmek varken meclisin ağırlığını azaltmak akıl tutulmasıdır.

Bu değişikliklerle Cumhurbaşkanının aynı zamanda “parti başkanı” olmasının önü açılıyor. Bu maddenin ülkede bir “parti devleti” modeli üreteceği çok açıktır. Dünya siyasal tarihinde, büyük yetkilerle donatılan Cumhurbaşkanı ve demokratik olmayan parti devleti modellerinin acı ve hüsranla sonlandığına dair sayısız örnekler vardır. Parti devleti modeli; iç barışı yok eden, kutuplaştırmayı arttıran, yurttaşlar arasında ayrımcılık üreten, ülkenin yüzde ellisini dışlayan anti-demokratik bir modelin adıdır. Parti başkanı olan Cumhurbaşkanının tüm atamalarında partililer öne çıkacak, liyakat devre dışı kalacak ve ülkenin yüzde ellisi yine dışlanacaktır. Bu modeli savunmak bu anlamda bir akıl tutulmasıdır. Bu konudaki evrensel anlayış, tüm yurttaşların Cumhurbaşkanını yaratan modeldir.

Bir başka itirazım, bu anayasa değişiklikleri ile evrensel “yasama-yürütme-yargı” üçgenindeki kuvvetler ayrılığı ilkesinin yok edilmesidir. Yargının bağımsız, özgür olmadığı hiçbir ülkede demokrasi olmaz, düşünce özgürlüğü olmaz. ABD’de ve diğer başkanlık sisteminin olduğu ülkelerde özgür ve bağımsız çalışan güçlü bir yargı ve yılların demokratik kültürü var. Aynı zamanda parti başkanı olan Cumhurbaşkanının seçtiği Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyeleriyle yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı sağlanabilir mi?

12 Eylül faşist askeri darbesi bile bu anayasa değişikliklerini öngörmemişti. Eğer 15 Temmuz askeri darbe girişimi başarılı olsaydı en anti-demokratik ülke koşullarını yaratacağı açıktı. Siyasal tarihimizdeki bu acı örnekler varken 2017 Türkiye’sinde bu anayasa değişiklik önerileri bir akıl tutulmasıdır, rasyonel değildir. Eğer bu anayasa değişikliği kabul edilirse ülkenin özgür dünyadan kopuk, kargaşa ve kaos dolu bir Ortadoğu ülkesi olma yolunda hızla yol alacağını görmemek mümkün mü?

 

Son haftalarda ülke gündemine giren ‘okullardaki müfredat değişiklik önerileri’ de bir başka akıl tutulması ve bilim dışılık içeriyor.

Genel kanı anti-demokratik anayasa değişikliklerine paralel bir eğitim sistemi kurgulanıyor olması. Ülkenin kurucularına karşı bu kadar hınçla saldırarak, anlamsız Abdulhamit hayranlığı üreterek ve Osmanlı özlemleriyle ülkenin aydınlık geleceği kurgulanamaz. Yeni Çağ’ın araçlarıyla Orta Çağ yaşanamaz, yaşansa bile ömrü olamaz, bilim ve diyalektik gelişim süreci böyle diyor.

Çözüm daha çok demokrasi ve özgürlükçü-katılımcı demokratik parlamenter sistemde… Ne dersiniz?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X