Evlatlarımız ve vatanımızdan değerli neyimiz var?
Gülçin ERŞEN...

Evlatlarımız ve vatanımızdan değerli neyimiz var?

Bu içerik 386 kez okundu.

Gülçin ERŞEN

Kurtuluş Savaşımızdan bu yana vatanımız, ülkemiz, geleceğimiz açısından en karanlık, tehlike ve tehdit altındaki günlerimizi yaşıyoruz.

Ülkemizin gündeminde çok önemli iki konu var: Anayasa ve rejim değişikliği; Eğitim - Öğretim sistemi ve müfredat değişikliği (öğrenim plan, programı ve içeriğinde değişiklik).

Anayasa ve rejim değişikliğine daha önceki iki yazımda değinmiştim. Şimdi hepimiz, çocuklarımız ve ülkemizin geleceği açısından yaşamsal önem taşıyan eğitim ve müfredat konusunu ele almak istiyorum.

Ben yurdumuzun, halkın yararı, gelişimi için; düşünen, sorgulayan, araştıran bireyler yetişmesini istiyorum. Bu nedenle Felsefe dersine ortaokuldan başlayarak ağırlık verilmeli ve bu ders zorunlu olmalı. “Ondan sonra al başına belayı!” diyenlere, “Düşünen kafalara zararlı fikirler üşüşür, büyüklerimiz bizden iyi düşünür” anlayışıyla yetiştirilen; hele gerici, bağnaz, dar görüşlü, itaat (biat) eden, sorup, sorgulayıp, araştırıp eleştirmeyen kişilerin, ülkede ne büyük yıkım ve katliamlara neden olduğunu gördük derim. (Sivas Madımak, Ankara’daki terör saldırıları, Darbe girişimi, Reina saldırısı, kadına uygulanan şiddetin ve kadın cinayetlerinin, intiharların artması, töre cinayetlerinin sürmesi, inşaatların çökmesi, trafik kazalarında artış, yolsuzluklar, usûlsüzlükler...)

 

“Aklını kullanan, vicdanının sesini dinleyen”

Din dersinin zorunlu olmasına karşıyım. (Nedenini uzun uzun yazmayacağım. “Nasıl bir din eğitimi” başlıklı başka bir yazımın içeriğinde gerekli açıklamalar var.) Özellikle; mezhep ayrımcılığına vurgu yapan; başka inançtakileri ötekileştiren, aşağılayan din dersi, din dersinin amacına ve İslamiyet’e aykırıdır. “Dinde zorlama yoktur.” Dinlerin amacı nasıl insanları “iyi, ahlaklı” yapmaksa, din dersi de dürüst, namuslu, temiz, önyargısız, insan sevgisi ve barışa dayalı, paylaşımcı, bilimden yana (“İlim Çin’de bile olsa gidip alınız”), “Aklını kullanan ve vicdanının sesini de dinleyen” insanlar yetişmesine hizmet etmeli.

Din eğitiminin temelleri de aile içinde atılır genelde, bu nedenle; zorunlu olmaması gereken din eğitiminin ortaokulda başlaması uygundur. Birçok ailenin çocuklarını daha küçük yaşlarda Kuran Kursları’na gönderdiği de bir gerçek. Okullardaki din eğitimi Kuran-ı Kerim’i anlayarak, Türkçe çevirisinden okumayı özendirmeli ve öyle okunup öğrenilmeli. İsteyen Arapça sure ve duaları ezberler.

 

“Nutuk” ders konuları arasına girmeli, okutulmalı

Benim yakın tarihten anladığım, Cumhuriyet’in ilanından, günümüze kadarki dönemdir. Bu bağlamda; Atatürk’ün ölümünden öncesi ve sonrası ilkokuldan başlayarak, 1960 Askeri Darbesi (nedenleri, getirdikleri, götürdükleri...) 1970’ler, 12 Eylül de ortaokul ya da lisede anlatılmalı. 15 Temmuz’dan önce, şimdi FETÖ denilen kanserin, devletin her hücresine nasıl yerleştiği ve yerleştirildiği de gençlere anlatılmalı.

Ortaokul ve Lise yıllarımızda epey ayrıntılı işlenen Selçuklu ve Osmanlı tarihinin ne denli yetersiz olduğunu ileriki yıllarda anladık zaten. (Allah’tan çeşitli kanallarda haber ve belgesel türü programlarda bazı konular ve kişiler ayrıntılı olarak işleniyor da işin aslını öğreniyor millet. Tabii bu konuda yazılan çok başarılı ve tutarlı tarihsel kitaplar da var çok şükür.)

Kurtuluş Savaşımız (İsmet İnönü’den Halide Edip’e, Sütçü İmam’dan Hasan Tahsin’e ve Kara Fatma’ya dek kişileriyle, olaylarıyla), Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamı, kişiliği, ilke ve devrimleri ilk - orta - lisede her yaş seviyesine uygun ve gerçekçi anlatılmalı. Atatürk’ün “Söylev ve Demeçleri” ve o dönemin resmi yazışma ve belgeleri esas alınmalı. Özellikle Lise birinci sınıftan başlayarak “Nutuk” mutlaka okutulmalı, derslerde işlenmeli, ödev konusu olmalı.

 

“Emeklerimizi, geleceğimizi, paralarımızı heba etmeyin!”

Bugüne kadar, iyisi kötüsü, doğrusu yanlışıyla uygulanan eğitim politikaları, “Aydın, Kemalist, hümanist (insansever), ilerici, sosyalist, dindar ya da ateist” kişilerin yetişmesine de neden olduysa, “Gerici, yobaz, kadın ve Atatürk düşmanı, vatan haini, bölücü, faşist, antidemokratik, çıkarcı, yiyici” tiplerin de oluşmasına engel olamadı. Söylendiği gibi; belli amaçlara yönelik (“Kindar ve dindar nesiller yetiştirmek”, Başkanlık sistemi ve diktatörlüğe uygun, demokrasiden ve çağdaşlıktan uzak toplum oluşturmak) müfredat programı hazırlanıyorsa, bu ülkedeki veliler, aileler, öğretmenler bildiğini okur!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın sitesinde yeni müfredat Şubat başlarına dek, eğitimcilerin ve velilerin görüşlerine sunulmuşsa da, hükümetin şimdiden ders kitaplarının içeriğini ve yazacak, basacak kişi ve kurumları belirlediği öne sürülüyor. Öyleyse, “Sizin görüşlerinizi önemsemiyoruz (önemsermiş gibi yapıyoruz); siz boşuna uğraşmayın; biz siyasi iktidar olarak bildiğimizi okur, istediğimizi yaparız!” demek isteniyor.

Bu anlayış, yurttaşlara da “Siz, oyumuzla iktidara gelmiş, vergilerimizle geçinen ve icraatte bulunan siyasiler, bürokratlar, bakanlar, yöneticiler! Biz de sizin oldu bittiye getirdiğiniz yasalara, kurallara, sisteme uymuyoruz! Çünkü, güvenimizi, saygımızı, oyumuzu, vergilerimizi, emeklerimizi heba ediyorsunuz!” deme hakkını doğurur.

Başta Anayasa, hukuk, yasa dinlemeyen, haksızlıklara, adaletsizliğe, antidemokratik uygulamalara izin veren bir yönetim düzeni, halkça benimsenemez ve kalıcı olamaz.

“Korku dağları bekler” de kime karşı ve nereye kadar? Vatanımızdan ve evlatlarımızdan daha değerli neyimiz var? Çocuklarımız bizim en değerli varlıklarımız, geleceğimizdir. Onları en iyi biçimde yetiştirmek, başta ailelerin, eğitimcilerin, toplumun, devletin görevidir. Özellikle çocukların ilk öğretmeni olan annelerin ve babaların da bilgili ve bilinçli olması şarttır. Ben oğlumu, “Aklını kullanan ve vicdanını dinleyen”; (dürüst, namuslu, ilkeli, erdemli, cesur, insansever, iyiliksever, vatansever, sağduyulu, aydın, bilgili, ilerici, barışçı, paylaşımcı, Atatürkçü) “Gerçek bir insan” olarak yetiştiriyorum. Kimse de buna engel olamaz!

 

(20 Ocak 2017 / Güllük)

 

Not: Atatürk’ü tahta başında latin abecesini yazarken gösteren o çok bilinen resim yerine; onun öğretmene ve öğrenciye saygısını, eğitim - öğretime verdiği önemi gösteren bu resmi kullanmayı daha uygun buldum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X