Kuruluşlarının 76. Yılında Köy Enstitülerini yeniden anlamak
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Kuruluşlarının 76. Yılında Köy Enstitülerini yeniden anlamak

Bu içerik 584 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ - kekocabasgmail.com

Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği (YKKED) olarak Köy Enstitülerinin 76. kuruluş yıldönümünü etkinliklerine hazırlanıyoruz. 14 Nisan 2016 tarihinde Tekirdağ’daydık. 15 Nisan 2016 tarihinde Bornova’da, 15 Nisan 2016 tarihinde Karşıyaka’da Köy Enstitüleri Parkını açacağız, 16 Nisan 2016 tarihinde Urla-Barboros köyünde, 20 Nisan 2016 günü Kuşadası’nda,  22 Nisan 2016 günü Foça’da, 16-17 Nisan 2016 tarihlerinde Ekonomi Üniversitesi Konferans Salonunda “Nasıl Bir Eğitim Reformu?” başlıklı bir sempozyum gerçekleştireceğiz ve 17 Nisan 2016 günü Sayın Gürer Aykal’a “Aydınlanma Onur Ödülü” ve Sayın Can Dündar ile Erdem Gül’e “Basın Onur Ödülü” vereceğiz. YKKED’nin 21 şubesi;  bölgelerinde  Köy Enstitülerinin kuruluş kutlama etkinliklerini “Aydınlanma Haftası” duyarlılığıyla gerçekleştirip eğitimin “dinselleştirilmesi, kadrolaşması ve piyasalaşması” penceresinden duyarlılıklar üretecekler.

 

SORULAR

Köy Enstitüleri, kuruluşlarının 76. yılında, tamamen kapatılışlarının 62. yılında tüm ülkede aydınlık bir kazanım olarak neden kutlanıyor? Kapatılan bir eğitim kurumunun özlemle anımsanmasının altındaki neden nedir? Köy Enstitüleri son 76 yılda aşılmış olsaydı bu kutlamalar günümüze taşınır mıydı? Türkiye’de eğitimin sorunları var mıdır? Eğitim niteliğini kaybetmiş midir? Nitelikli öğretmen yetiştirebiliyor muyuz? Eğitim sistemi adaletsizlik ve eşitsizlik üretiyor mu? Eğitim bir insanlık hakkı olarak algılanıyor mu? Evrensel pedagojinin neresindeyiz? Eğitim laik, demokratik ve bilimsel midir?

 

KÖY ENSTİTÜLERİ NEDEN ÖNEMLİ?

Köy Enstitüleri, bu ülkenin vicdanıdır, bir kültür devrimidir, özgün bir eğitim sisteminin adıdır. Başka bir eğitimin, başka bir okulun olabileceğini gösteren bir çağdaşlaşma tasarımı ve Türkiye’nin 200 yıllık modernleşme hareketinin en önemli kazanımıdır. Evrensel pedagoji dünyasına ülkemiz eğitimcilerinin armağanıdır. “Enstitü ışığı” çözümlenemeyen eğitim sorunları nedeniyle, yüreklerde, belleklerde canlı bir “saklıkent” olarak yaşamaya, aydınlık bir esin kaynağı olmaya devam ediyor. Enstitüleri mekânsal olarak kapatanlar, enstitü düşüncesinin, felsefesinin beyinlerde, yüreklerde yaşamasını engelleyemediler, 76. yılda da engelleyemeyecekler… Köy Enstitüleri, ülkenin yoksul ötekileri ve kız öğrenciler için “pozitif ayrımcı” eğitim-kültür kurumlarıydı. Ya bugün? Köy Enstitüleri, eğitimde “dikey hareketlilik” üreterek eğitimin demokratikleşmesini sağlayan, yoksul halk çocuklarının hayatlarını eğitim yoluyla dönüştüren ilerici eğitim kurumlarıydı. Köy Enstitülülerin hemen hemen hepsi, “Köy Enstitüsü olmasaydı, okuyamazdım” diyerek eğitim hakkı vurgusu yaparlar. Onlar da köye öğretmen, sağlıkçı olarak döndüklerinde pek çok köy çocuğunu eğitimle buluşturdular, hayatlarını değiştirdiler…  Köy Enstitüleri, özgün bir eğitim ve öğrenme süreçlerinin yaşama geçtiği eğitim kurumları, toplumsal dönüşüm merkezleriydiler. Eğitim süreçleriyle öğrencilerin tüm boyutlarda gelişmesini sağlayan, nitelikli eğitimin hayata geçtiği, “Biz Yaparız, Biz Başarırız, Biz Üretiriz” diyen bir özgüven destanıydı. Köy Enstitüleri eğitim sistemi, öğrenmeyi hayatın gerçek problemleri üzerinden gerçekleştiren ve üretime, beceriye dönüştüren bütünsel bir eğitimin adıdır. Enstitüler, yaparak, yaşayarak, üreterek öğrenilen bilgilerle deneysel pedagojiyi hayata geçiren, doğayı iş ve emekle dönüştüren kurumlardı. Enstitülerde öğrenciler, “özgüven ve özgürleşme” süreçlerini geliştirerek Cumhuriyetin “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” kuşakları ütopyasını hayata geçirdiler. Özgürleşme, enstitü eğitiminin temel hedefiydi ve bunu da başardılar… Köy Enstitülerinin; “iş okulu, kültür okulu, müzik okulu, tarım okulu, sanat okulu, aydınlanma okulu” ve en önemlisi “toplumsal sorumluluk merkezleri” olarak değerli  işlevleri olmuştur. Kızılçullu Köy Enstitüsü öğrencileri Ege’deki tüm köy okullarının tamirat ve onarımlarında yer almış, köylerdeki bayram kutlamalarına halk oyunları ve müzik topluluklarıyla katılmışlardır. Efes ve Bergama’da sergiledikleri oyunlarla da toplumsal sorumluluklarını yerine getirmişlerdir. Bu işlevi, tüm Köy Enstitüleri, bölgelerinde yaşama geçirmişlerdir. Bugünün okulunun böyle bir işlevi var mıdır? Köy Enstitüleri, 1940’lı yılların “ötekisi”, ortaçağı yaşayan nüfusun % 80’inin yaşadığı köylerin gelişimini-değişimini kendi çocuklarıyla başarmayı hedefleyen “Canlandırılacak Köy” projesiydi. Bu amaçla öğrencilere öğretmenlik becerileri yanında erkek öğrencilere “demircilik-yapıcılık-marangozluk”, kız öğrencilere “biçki-dikiş, ev sanatları” gibi farklı alanlarda uygulamalı eğitim vererek, araçsal donanımlarla köylere göndererek bu becerilerin köylere taşınması imecesinde yer aldılar. Dünyada faşizmin yaşandığı 1940’lı yıllarda bu beceriler dışında halk sağlığı, modern tarım ve hayvancılık alanlarındaki çağdaş bilgileri, deneyimleri köye taşıdılar. Ya bugün? Köy Enstitüleri,“eğitim ve demokrasi” gibi iki evrensel değeri yan yana getiren eğitim kurumları olarak demokratik kültürü bir yaşam biçimine dönüştürerek, tüm süreçlerin sorgulandığı eğitim kurumlarıydı. Bu kültürel ortamda gelişen-değişen öğrenciler, mezun olduktan sonra Demokrat Parti saldırılarını önlemek amacıyla önce “Köy Öğretmen Dernekleri”ni kurmuşlardır. Daha sonra “Türkiye Öğretmenler Milli Federasyonu”nu kurarak bu dernekleri birleştirmişler ve 1965 yılında da “Türkiye Öğretmenler Sendikası”nı üretmişlerdir. Demokratik öğretmen hareketinin merkezinde, 68 kuşağının arkasında Köy Enstitüleri dinamiği vardır.

 

2016 TÜRKİYE VE EĞİTİM

Yıl 2016, eğitim sisteminin niteliğini tümüyle kaybettiğini pek çok veride doğrulayabiliyoruz ve görüyoruz. Son 5 yılın YGS-2015 sonuçları bakılırsa 40 soruda  kabaca fen ortalaması 3-4, Matematik 5-6, sosyal 10-11 ve Türkçe 16-18 arasında değişiyor. Bu rakamlar bir iflasın somut kanıtlarıdır. Başka; PISA gibi uluslararası güvenilir bir sınavda 2003, 2006, 2009, 2012, 2015  sonuçlarında Türkiye hep sonlarda, rakamlara bakarsak eğitimin nitelik kaybını acıyla izleyebiliriz. Son olarak 9 Nisan 2015 tarihli gazetelere bakılırsa OECD’nin bir analizi açıklandı. Bu analize göre “Okul kırmada” % 54.2 oranıyla Türkiye birinci. OECD ortalaması ise % 14.5… Köy Enstitülü öğrenciler okullarını bir “eğitim cenneti” olarak algılarken günümüzde öğrencilerin böyle bir algısı yok ki okula gitmek istemiyorlar… Okul onları sıkıyor, onları geliştirmiyor, keşfetmek yok, öğrenmek yok, anlamak yok… Sadece gerçek hayattan kopuk, ezberlenen kuru bilgiler… Yıl 2016, Türkiye nitelikli öğretmen yetiştiremiyor. Üniversite düzeyinde eğitim vermesine rağmen 5 yıllık Köy Enstitülerinin öğretmen niteliğini yakalayamadılar. Siyasal iktidarın arka bahçesi haline gelmiş üniversiteler, eğitim fakülteleri ve ezberci kitlesel eğitim, ülkenin geleceğini karartıyor. Köy Enstitüleri, özgün öğretmen yetiştiren kurumlardı. Köy Enstitülü öğretmenler, enstitülerdeki kitap okuma ve tartışma saatlerinin kazanımlarını mezun olduktan sonra hayatlarına katmışlar ve köy gerçekliğini edebiyata taşımışlardır. Bütün enstitülüler yazmışlardır. Tümünün şiirleri, öyküleri, romanları vardır. Günümüz eğitim fakülteleri bu kazanımları üretebiliyorlar mı? Yıl 2016; dinselleştirilen, piyasalaştırılan bir eğitim sistemi… Ana sınıfına kadar indirilmiş bir din eğitimi… Dinsel eğitim, ezberleten eğitimdir, öğrenme ve sorgulama becerileri kazandırmaz. Öğrencinin özgürce gelişimini, doğuştan getirdiği yeteneklerin, becerilerin gelişmesini engelleyen bir doğası vardır. Soyut işlem dönemine geçmeyen bir öğrenciye din eğitimi vermek çocuk hakları ihlalidir. Pedagoji ve bilim böyle diyor.

 

SONUÇ

Köy Enstitülerinin 76. yılını kutladığımız bugünlerde Türkiye kritik bir sürece giriyor. Ülkenin her bir köşesinde basına yansıyan bilim ve pedagoji dışı açıklamalar, Karaman rezaleti, ülkenin hızla karanlığa doğru yol aldığını gösteriyor. Buna itirazımız var… Siyaset kurumu eğitimi ülkenin en önemli sorunlarından biri olarak gündemine almalıdır. Türkiye artık “Eğitim reformu” tartışmalarına başlamalıdır. İlerici siyaset kurumu bu sorun üzerinde kafa yormalıdırlar. İktidara geldiklerinde laik, demokratik ve bilimsel bir projeksiyonla eğitim reformunu yapacaklarını, tüm yoksulların ve kız öğrencilerinin eğitim haklarının arkasında olacaklarını, atanamayan tüm öğretmenlerin atanmasını, eğitim fakülteleri öğrenci kontenjanlarını 3-4 yıl boyunca azaltarak, sağlayacaklarını deklere etmelidirler.

Yücel, Tonguç ve tüm enstitülü öğretmenlerin anılarına saygıyla …

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X