‘Kem söz sahibine aittir’
Dursun GİRGİN...

‘Kem söz sahibine aittir’

Bu içerik 428 kez okundu.

Dursun GİRGİN

Dostlarım merhaba.

Kem söz, ‘kötü söz’ anlamına gelmektedir.

‘Kem söz sahibine aittir’ güzel bir atasözümüzdür, ancak ben burada kem sözden yola çıkarak özellikle de siyasetçilerimize bir hatırlatmada bulunmak istiyorum.

Değerli dostlarım, her şeyden önce şunu hatırlatmam gerekir ki, kem söz zehir gibidir. Nasıl ki zehir, kapalı bir kutuda durduğu müddetçe çevreye zarar veremezse, kem söz de insanoğlunun ağzından çıkmadıkça asla zarar veremez. Bu konuda güzel dinimizin birçok tavsiyeleri vardır. Mesela ağzından çıkanı kulağın işitsin, daha neler var neler. Söz var ateş gibi sahibini yakar, söz var sahibini evliya yapar. İşte bunun için, öfkeyle kalkan zararla oturur der atalarımız yine. Eğer kem sözden yola çıkarak konuyu açacak olursak, şu son günlerde özellikle de siyasetçilerimizin çok ama çok dikkatli olmaları, bin düşünüp bir konuşmaları gerekir.

O halde, geliniz birbirimize en çok muhtaç olduğumuz şu günlerde kırıcı ve de insanları incitici sözlerden lütfen kaçınalım ki, ülkemizi kendi ellerimizle asırlardır topraklarımızda gözü olanlara teslim etmeyelim. Elbette ki evetçiler de hayırcılar da bu ülkenin evlatlarıdır. Yeter artık ölüm var ölüm ey fani! Baban nerede anan nerede? Onun için “Yaratılanı sevelim, yaratandan ötürü” sözü sadece laf ola beri gele diye rastgele söylenecek bir söz değildir. Eğer yaratılanı seviyorsanız, lütfen bu fani dünyada kalp kırmamaya çok önem gösterin.

Bakınız sizlere bir hikaye anlatacağım. Bir gün cemaati tarafından çok sevilen hoca efendi cemaatine der ki, “Ey cemaatim beni nasıl bilirsiniz?” Cemaat de “Biz seni çok seviyoruz” derler. Bunun üzerine o da, “Madem beni çok seviyorsunuz o halde en kısa zamanda bana öyle bir ev yaptırın ki, ben bu evde sadece üç gün kalacağım. Sonra da ister yıkın isterseniz başkasına verin” der. Bu sefer de cemaat hep bir ağızdan, “Hayda be Hoca, içinde üç gün duracağın bir ev için, bunca zahmete bunca masrafa günah değil mi? Hadi ölünceye kadar bu evde duracağım desen belki de bir şeyler yaparız o zaman” deyince Hoca efendi cemaatine, “Ey cemaatim, bana içinizden üç gün kesin olarak yaşayabileceğini söyleyebilecek bir delikanlı var mı?” deyince cemaat susar.

Nasıl susmasınlar ki! Kim böyle bir soruya karşı “ben şu kadar süre yaşayacağım” diyebilir ki ....

Bir anayasa değişikliği referandumuna gidiyoruz.

Farzedelim ki yarın maazallah kendini gizlemiş bir terörist ya da darbeci Cumhurbaşkanı adayı olursa? Bazılarının ne olup nasıl hareket edeceğini önceden görememek mümkün. Öyle değil mi! 15 Temmuz darbe girişimine bu ülke nasıl sürüklendi!? Nerelerden FETÖcüler çıkmıyor mu halâ! Keskin bıçak misali. Bu bıçak bir caninin elinde olursa ne olur? Varın da gerisini siz düşünün.

Dostlarım, bizler sizlere bazı misallerle de olsa yarın olabilecekleri ve bu güzel milletin başına gelebilecek felaketleri anlatmaya çalışıyoruz.

Bugünlük yazımı noktalamak istiyorum. Malum bu anaysa değişikliği çoğulcu demokrasiden tek adamlılığa doğru götürüyor. Farzedin ki bir uçak yolculuğu yapacaksınız, hem de uzunca bir yolculuk. Fakat pilot tek, bu yolculuk ne kadar garantili olabilirse tek adamla, ülke idaresi o kadar sağlam olabilir. Mesela bizler AKP’ye 350 milletvekili de verdik ama yine ülkeyi iyi idare edemediler. Sonuçta FETÖCÜSÜ çıktı, İŞIDİ çıktı, mevcut PKK örgütleri biteceği yerde daha da arttı. Yani 350 kişinin yapamadığını şimdi tek adam yapacak öyle mi? Hadi canım siz de; akıllı olun akıllı.

Daha başkada söyleyeceğim söz yok. Elbette arayan bulur derler ya, elbette hayırı arayan hayırı bulur, şerri arayan da şerri bulur.

Haydi hayırlısı ola inşallah.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X