50 yıl sonra Arpalık
Zeki SARIHAN...

50 yıl sonra Arpalık

Bu içerik 256 kez okundu.

Zeki SARIHAN

Ertan Sarıhan’la 11 Eylül 1967’de günü Fatsa’da yapılacak olan Yoksulluk Yürüyüşü’nü haber vermek için Arpalık köyüne giderek muhtarın evinde bir gece kaldığımızı anlatmıştım. Köyün bugünkü durumu hakkında bilgi almak için şimdiki Muhtar Hasan Koçak’la uzun bir telefon görüşmesi yaptım. İlginç bilgiler aldım.

Açık sözlü ve konuşkan olduğu anlaşılan muhtar, oldukça kararlı ifadeler kullanıyor. Arpalıklıların 50 yıl önceki durumuyla bugünü arasında karşılaştırma yaparken cehennemden çıkıp cennete girmişler gibi konuşuyor. 40-50 hanelik bir köyün, mülkiyetsiz, adeta kimliksiz bir halde ağanın kölesi halinde yaşaması doğal olarak bir Ortaçağ cehennemidir.

Muhtar öncelikle köyün ağa ailesine verip veriştiriyor. Kendilerini nasıl insafsızca çalıştırdıklarını anlatıyor. Bizim konuk olduğumuz ve köyde küçük çapta toprağı olan dört aileden biri olan o zamanki muhtarın da ağanın işbirlikçisi ve bu zulmün aracısı olduğunu söylüyor. Konuşması sırasında o zamanlar kullandığı bir bedduayı da hatırlatıyor: “Büyük Allahım birbirinden buldursun!” Allah bu duayı kabul etmiş ve ağanın evlatları birbirlerine düşmüşler. Biri diğerini vurmuş!

Bir sürprizle karşılaşıyorum: Önceki yıl, “Büyük Allahım Birbirinden Buldursun” başlıklı bir yazımda anlatmıştım. Ağanın oturduğu köyün sınırları içinde bizim ailenin malı olan bir tarlanın mahkeme kararına rağmen elimizden nasıl alındığını anlatmıştım. Ağanın adamları, orada çift sürmekte olan ağabeyimin önüne durmuşlar ve öldürme korkusu vererek tarlayı bıraktırmışlardı. Annem her namazın peşinden onlar için aynı bedduayı yapardı: “Büyük Allahım birbirinden buldursun!”

Ben olayı hatırlatınca muhtar “Oraya gelen ağanın adamlarından biri de bendim!” demez mi? Sonra da açıkladı: “Gitmeyip de ne yapabilirdim? Ağa emretti, gittik!”

İnternette köyün 1830’da kurulduğu yazılı. Muhtar bu tarihi yaklaşık olarak doğruluyor ve nereden geldiklerini şöyle açıklıyor: “Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferinde Anadolu’daki Alevileri kese kese Maraş taraflarına varmış. Oradaki, Alevileri de Ermenilerin kesmesi için Karadeniz bölgesinde Kürtün’e sürdürmüş. Bizimkiler oralardan kaçarak gelip buralara yerleşmişler.”

Dediğine göre bu köye Ağa’dan önce gelmişler ve Ağa sülalesi, hükümetle işbirliği yaparak toprakları üzerlerine tapulatmışlar. Bunun doğru olma ihtimali yüksek. Çünkü Tek Parti döneminde taşrada devletin dayandığı ağa ve eşrafın  topraklarını genişlettiği ve köylü üzerinde amansız bir hakimiyet kurdukları çevre köylerinin geçmişinde de yaşandı.

Muhtar anlatıyor: Eskiden cemlerimizi gizlice yapardık. Kapıya bir gözcü koyardık. Nen dört dönem muhtarlık yapıyorum. Eski bir camimiz vardı, onu onarmakla işe başladım ve Kaymakamdan ödül aldım. Cem Evimizi de yaptık. 1976’dan sonra toprak satın almaya başladık. Şimdi herkesin kapısında bir otomobil, hatta benim kapımda daha fazlası var. Ben hiç okula gitmedim. Kur’an okuluna gittim. Yakında da umreden geldim.

Yazımı kendisine nasıl ulaştırabileceğimi sordum. İnternet kullanmasını bilmiyormuş. Ankara’da Turan Güneş Bulvarı’nda müteahhitlik yapan iki oğlunun telefonunu vererek onların interneti olduğunu, yazıyı oraya gönderirsem kendisine ulaştırabileceklerini söylüyor.

Köyün siyasi durumunu sorduğumda ise eskiden silme CHP’li olduklarını, bunun nedeninin de ağanın CHP’li olduğunu, başka bir partiye oy vermelerinin mümkün olmadığını ama şimdi köyde yalnızca iki CHP’linin bulunduğunu söylüyor. Gerisi AKP’liymiş.

Muhtarımız Tayyip Erdoğan’a yürekten bağlı. Külliye’de muhtarlar toplantısına da gelmiş. AKP’li olmasını “Hizmet”e bağlıyor. “Ben hizmetten yanayım. Kim hizmet ederse onun tarafında olurum. CHP iktidara gelse CHP’li olurum” diyor. Köyün su sorunu çözülmüş, bir kilometre uzunluğunda sağlam bir beton yol yapılmış. İlköğretimde taşımalı eğitimle okula giden kaç öğrenci olduğunu soruyorum. “Herkesin Fatsa’da da evi var. Çocuklarını şehirdeki oklularla gönderiyorlar” yanıtını veriyor.

Referandumda nasıl bir tutum alacaklarını soruyorum:

“Biz çoktan evet dedik” diye kararlı bir yanıt veriyor.

Beni köyüne davet ediyor. Fatsa’ya ilk gidişimde ben de Arpalık’a gitmeyi zaten düşünüyordum. Yeğenlerimden birinin nişanı vesilesiyle bu hafta sonu Fatsa’da olacağım. Arpalık’a gideceğim. Benim görevim öncelikle olup bitenler hakkında bilgi sahibi olmak. Fakat aramızda bir tartışma olması da kaçınılmaz. Bakalım birbirimizi ikna edebilecek miyiz…

Kim bilir, geçmişte ve günümüzde her türü ağalığın karşında olmakta birleşiriz…

(20 Şubat 2017)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X