“İtaat …”
Celal DURGUN...

“İtaat …”

Bu içerik 323 kez okundu.

‘sözün özü’ - Celal DURGUN / celaldurgun@hotmail.com

Ormanda aslanla karşılaşsanız, korkarsınız.

Kaplanla karşılaşsanız, kaçacak delik ararsınız.

Kurtla baş edemezsiniz. Ayıyla oynayamazsınız.

Yılanla yarışamazsınız.

                                   ***                  ***                  ***

Sirk’e gidersiniz, hatta çocuğunuzu da götürürsünüz.

Kükreyen aslanı, ip atlayan kaplanı alkışlarsınız.

Halkalı delikten geçen kurt’a hayran kalırsınız.

Göbek atan ayıya gülersiniz.

Akrobatın boynundaki yılan siz ürkütmez.

                                   ***                  ***                  ***

Çünkü ormanın kralı aslan zor bir eğitimden geçirilmiştir.

Kaplan da, kurt da, fil de, yılan da.

Para kazanmanın aracı olmuşlardır.

Doğal yaşamlarının çok ötesine taşınmışlardır.

Günlerce aç bırakılmış, kırbaçlanmış ve tutsak edilmişlerdir.

Terbiyecisinin her emrini yerine getirince ödüllendirilmiştir.

Ve ele avuca sığmayan aslan, herkesin korktuğu kaplan, insan parçalayan kurt; söz dinleyen kuklaya dönmüş ve

koşullandırılmıştır.

Hayvanın başka şansı yoktur.

“İtaat” etmeye mecburdur.

Aksi halde aç kalmak, işkence görmek ve sevdiği yiyecekten mahrum edilmek gibi ağır cezalarla karşılaşacaktır.

Kafeste yaşayacak, gösteride belletilen rolünü oynayacaktır.

Ya sahibine “itaat” edecek ya da aç kalacaktır.

Ya terbiyecisini dinleyecek ya da işkenceye dayanacaktır.

                                   ***                  ***                  ***

“Aç ayı oynamaz” sözündeki gerçeği anladınız mı?

İşsiz babayı düşünün. Aş pişiremeyen anayı düşünün.

Kıt kanaat geçinen emekliyi düşünün.

Ürününü satamayan üreticiyi düşünün.

Dükkânını kapatan esnafı düşünün.

                                   ***                  ***                  ***

Yokluğu, yoksulluğu fırsata çeviren “uyanığın” emrine girmez mi?

Umut tacirinin oyuncağı olmaz mı?

Makarna, bulgur dağıtana oy vermez mi?

Önce “can”, sonra “canan” demez mi?

Beynini teslim etmez mi?

                                   ***                  ***                  ***

İşkencenin saklısı, gizlisi de kalmadı.

Alenen baskı görüyoruz.

Yaşam denilen alan kocaman bir sirk’e dönüştürülmüş.

Açlıkla terbiye ediliyoruz. Tehditle yönetiliyoruz.

Nedeni olmadığımız koşullarda yaşamaya zorlanıyoruz.

Özgürlüğümüzden uzaklaştırılıyoruz.

Aklımızı kaybediyoruz.

“İtaat” etmeye zorlanıyoruz.

Bölünüp parçalanıyoruz. Birbirimizi bitiriyoruz.

Koşullandırılmış hayvanlar gibi

bize gösterildiği kadarını görüyoruz.

Oysa bizi ezen, bizi sömüren düzene ve düzen sahiplerine karşı birleşmeliyiz.

Çünkü biz insanız. Bizim aklımız var. Yüzyılların kazandırdığı deneyimlerimiz var.

İyiyi, çirkini, doğruyu, eğriyi, güzeli, fenayı anlayan izanımız var.

                                   ***                  ***                  ***

Étienne de La Boétie (1530-1563), ‘Gönüllü Kulluk’ söylevinde insanların tiranlara neden gönüllü kulluk ederek özgürlüklerini teslim edişlerini anlatırken hayvanları örnek gösteriyor; “Yakalandıklarında, en büyüğünden en küçüğüne kadar, pençeleriyle, boynuzlarıyla, ayaklarıyla ve gagalarıyla öyle bir direnirler ki, ellerinden alınan şeye ne kadar büyük bir değer verdiklerini gösterirler bu yolla.

Daha sonra da ele geçirildiklerinde yaşadıkları üzüntüyü dışa vuran pek çok ifadeye sahip olurlar. Onların artık yaşamaktan çok çile çektiklerini, köle olmuş olmaktan hiçbir zaman mutlu olmayıp özgürlüklerinden mahrum edilmeleri nedeniyle sürekli inlediklerini görmek çok kolaydır.… Despotun sizi ezdiği güç sizin kendi gücünüzden başkası değildir. Onun hizmetine girerek kendi gözleriniz, kendi elleriniz, kendi ayaklarınız ve kendi zihinlerinizdir sizleri ezen.” (Aktaran Murat Yaygın)

                                   ***                  ***                  ***

İnsanlık, “hayır” diyenlerin özverisi ile yücelmiştir.

Yaşam, “hayır” diyenlerin gücüyle kolay edilmiştir.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X