Ülkenin kaotik koşullarında 3 Mart Öğretim Birliği Yasasını yeniden anlamak
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Ülkenin kaotik koşullarında 3 Mart Öğretim Birliği Yasasını yeniden anlamak

Bu içerik 383 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ kekocabasgmail.com

“Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir.” Mustafa Kemal Atatürk

 

Türkiye, görevine son verilen öğretim üyelerinin, tutuklanan gazetecilerin, Suriye topraklarında kaybettiği canların acısı, ülkenin yarısının “yarın” endişesi ve OHAL koşullarında referanduma gidiyor. Düşüncelerin özgürce ifade edilmekte zorlanıldığı bu kaotik koşullar, ülkede korku iklimi de üretiyor… Referandum sonucunda ülkenin bir “parti devletine” mi? yoksa “demokratik bir devlete” doğru mu yol alacağı ülkenin her yanında konuşulan, tartışılan temel gündem maddesi haline geldi.

 

Tüm bu süreçler yaşanırken, çocuklarımızın ve ülkenin geleceği olan “eğitim sorunları” da gündemde yer almaya devam ediyor. Son 15 yıldır ülkedeki akıl ve bilimden uzaklaşmayı hedefleyen eğitimin dinselleştirilmesi, piyasalaştırılması politikaları eğitimin niteliğini, eğitimde adalet ve eşitlik duygularını olumsuz yönde etkilemektedir. PISA-2015, TIMMS-2015 sonuçları, son 6 yılın YGS sınav sonuçları, eğitimdeki nitelik kaybının somut sonuçlarıdır … Uluslararası PISA ve TIMMS sınavları öğrencilerin bilgiyi ezberlemeyi değil, bilgiyi kullanabilme ve problem çözme becerilerini ölçüyor. Sonuçlar, eğitim sistemimizin öğrencilere bu becerileri kazandırmadığını gösteriyor. Eğitim dinselleştirildikçe, eğitim kadrolarında liyakat devre dışı tutuldukça bu nitelik kaybının daha da artacağı açıktır. Hele ülkede “parti devleti” dönüşümü olursa, yani ülkede özgür demokratik tartışma iklimi tümüyle sona ererse, 1923 öncesi karanlığına doğru yol alacağını görmemek mümkün mü?

 

Nitelikli eğitim için bir başka temel parametre, nitelikli öğretmen yetiştirmektir. Geçen ay son yapılan KPPS sınavında (2016-ÖABT) yeni mezun öğretmenlerin 50 sorudaki ortalama yanıtları yayınlandı. Buna göre 50 soruda Türkçe öğretmen adayları en yüksek oranda 32 doğru yanıt verirken, lise matematik öğretmen adayları 9 soruya yanıt vermiş. Diğer branşlar da ortalama doğru yanıt sayıları 9-32 arasında değişiyor. Bu sonuçlar eğitim fakültelerindeki kitlesel, ezberci eğitim ile ilgili bilgi veriyor. Eğitim fakülteleri, nitelikli öğretmen yetiştirme kavgasında başarılı değiller. Diğer yandan 15 Temmuz travması sonrası öğretmen atamalarının sözlü mülakatla yapılıyor olmasının yanlışlığı halâ devam ediyor. Öğretmenlik mesleki formasyonu ile ilgili soruların sorulmadığı, bir parti devleti edasıyla yandaş öğretmen kadroları yaratmaya yönelik bu mülakatın eğitimin niteliğini olumsuz etkileyeceği çok açık.

 

Mustafa Kemal ve arkadaşları 3 Mart 1924 tarihinde, yani 93 yıl önce, çağdaş bir toplum yaratma düşüyle TBMM’nde “Öğretim Birliği Yasası”nı hayata geçirmişlerdi. Öğretim Birliği Yasası, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal’in “İki türlü eğitim bir memlekette iki türlü insan yetiştirir, bu ise duygu ve düşünce birliğine ve dayanışma amaçlarına tamamıyla aykırıdır...” öngörüsüyle hayata geçirilen devrimci bir atılımın adıdır. 1923’te bu ülkeyi kuranlar akıl ve bilimin rehberliğinde laik, demokratik, bilimsel eğitim sistemini öngörmüşler ve 1923-1946 yılları arasında tüm enerjilerini eğitim ve kültürün demokratikleşmesine harcamışlardı. Cumhuriyetimizin kurucuları, “üç devrim” yasasıyla ülkenin ortaçağ ikliminden yeni çağa doğru, aydınlanma yürüyüşünü emekle üretmişlerdi. “Öğretim Birliği Yasası”, son 15 yılda eğitimin dinselleştirilmesi adına laik, demokratik ve bilimsel eğitim kazanımlarının örselenmesiyle ülkenin aydınlık geleceğine ilişkin yaşamsallığı bugün daha da önemli hale gelmiştir.

 

“Öğretim Birliği Yasası”, “Cumhuriyet Eğitim Devriminin” temel kazanımıdır. Eğitim, bireyin her tür erkten bağımsız olarak özgürleşmesi, doğuştan getirdiği yetenekleri ortaya çıkaran bir toplumsallaşma sürecidir. Bu bilimsel pedagojik süreç ancak akıl ve bilimi referans alan temel değerlerle yaratılabilir. Öğretim Birliği Yasası bu anlamda çok önemli ve değerli bilimsel arayışın ürünüdür. 3 Mart 1924 Öğretim Birliği Yasası, 1923’te haklı bir Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan genç Cumhuriyetin akıl ve bilimi referans almasının ürünüdür. Yasa, bu onurlu arayışın kilometre taşıdır. Ülkenin tüm köşelerindeki çocuklarımıza akıl ve bilimi referans alan eğitim hakkını götürmenin, laik, demokratik, bilimsel eğitimin temellerinin atıldığı tarihin adıdır. Laik ve demokratik eğitimin evrenselliğinin altının çizildiği, eğitim ve öğretimi aklın ve bilimin rehberliğinde yapılandırmanın adıdır. Bir “insan hakkı” olan eğitimi, ülkenin tüm yurttaşlarına bütünsellikle taşımanın adıdır. Ülkenin tüm çocuklarını ortak bir coğrafyada duygu birliği içinde ulusaldan evrensele taşımanın adıdır.

 

Öğretim Birliği Yasası, eğitimin bütünselliğini sağlayan büyük bir kültür hamlesidir. Feodal orta çağ kültürünün dinsel eğitimine son vererek çağdaş, evrensel eğitim ilkelerini ülkenin tüm çocuklarına sunmanın adresidir. Din eğitimini, ilahiyat fakülteleri açarak ve din adamı yetiştirmek için ayrı okullar öngören çağdaş bir yasanın adıdır. Çağdaş bir ülke yaratma ülküsünün, laik demokratik toplumun bireylerini oluşturma arayışıdır. Ders programlarının, ders ve yardımcı kitapların pozitif bir anlayışla, bilimsel olarak hazırlanması, okulların fiziki yapılarının, ders araç ve gereçlerinin bilimsel pedagojik değerlerle uygun sağlıklı hale getirilmesi, okul öncesinden üniversiteye, eğitimde bilimsel bir bütünlüğün yaratılmasının yasasıdır.

 

93 yıl önce TBMM’nde kabul edilen “Öğretim Birliği Yasasını” onurla selamlıyorum. Bu yasayı çağdaş bir toplum yaratmanın temel harcı olarak görüyorum. Günümüzde bilim, akıl ve pedagoji dışı eğitimin dinselleştirilmesi ve piyasalaştırılması çabalarına karşı siyaset kurumunu sağduyuya, rasyonel akla davet ediyor ve 3 Mart 1924 Öğretim Birliği Yasasını tekrar irdelemelerini diliyorum.

 

Son söz laik, demokratik, bilimsel eğitimin, nitelikli eğitimin özgün kurumları Cumhuriyetin aşılamayan eğitim projesi Köy Enstitüleri için Dicle Köy Enstitüsü çıkışlı yazar, senarist Osman Şahin’de: “Ben Köy Enstitülerini, bozkırda çalınan Vivaldi müziğine benzetirim hep. Bitmez tükenmez baharların, mevsimlerin bozkıra gelişini müjdeleyen Vivaldi müziği...” . Yaşam umuttur … Ne dersiniz?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X