Kadın ve Cumhuriyet
Gülçin ERŞEN...

Kadın ve Cumhuriyet

Bu içerik 370 kez okundu.

Gülçin ERŞEN

“Bizce, Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en muhterem mevkide, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır” diyen Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in ilanı sonrasında, birçok gelişmiş Avrupa ülkesindeki kadınlardan önce, Türk kadınının çağdaş demokratik hukuk devletinin gerektirdiği haklara kavuşmasını sağlamıştır.

Atatürk’ün dediği gibi; “Cumhuriyet, yalnızca adıyla bile fert hürriyetini aşılayan sihirli bir aşıdır. Cumhuriyet, kendisine bağlı olanları en ileri zirvelere götüren imkanları verir. Bağımsızlık ve hürriyetlerine sahip olan milletler, ilerleme yolunda imkanlara sahip demektir. O halde Cumhuriyet, her alanda ilerlemenin de en belirgin teminatıdır.”

Yaklaşık 40 gün sonra, halkoylamasına sunulacak yeni Anayasa ile, “siyasal sistem” değişikliği olacağı dile getirilse de aslında -adı Türkiye Cumhuriyeti olarak kalsa bile- devletimizin siyasi rejiminin değiştirilmesi amaçlanmaktadır.

İşte ülkenin kaderini değiştirecek halkoylaması öncesinde, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla, Cumhuriyet Kadınları Derneği kurucusu ve ilk Genel Başkanı Av. Şenal Sarıhan ile bir görüşme gerçekleştirdim. Milletvekili Şehal Sarıhan’a sorduğum sorular ve aldığım yanıtlar şöyle:

 

G.E.- Siz Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin kurucusu ve ilk Genel Başkanısınız; niçin özellikle “Cumhuriyet”i derneğin adında kullandınız?

Ş.S. - CKD 15 Şubat 1997’de gerçekleştirdiğimiz “Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü”nün ardından kuruldu. Ben o tarihte Çağdaş Hukukçular Derneği’nin Genel Başkanı idim. Kadın komisyonumuz, gericiler tarafından katledilmiş olan Uğur Mumcu adına düzenlenen Demokrasi Haftası içinde büyük bir miting yapılmasını önerdi. Gericilik tırmanıyor ve özellikle kadınları mağdur ediyordu. Salon toplantısı yerine büyük bir etkinlikle uyarı görevi yapmak amaçlandı. Ancak, bu etkinliğe TTB, TMMOB, sendikalar, siyasi partiler, ADD gibi dernekler de katılmak istedi. Etkinlik bu haftaya yetişemeyecekti. Aynı amaçla 15 Şubat’ta miting yapma kararı alındı. 50 bin kadının katıldığı bu miting bir ‘cumhuriyet şöleni’ne dönmüştü. Kadınların çoğunluğunu ev kadınları oluşturuyordu. Örgütlerimizde ise toplasanız 10 bin kadın toplanabiliriz. Bu bize kadınların örgüt gereksinimi olduğunu gösterdi. Farklı kuruluşlardan kadınlarla günlerce süren tartışmalardan sonra 5 Aralık 1997’de derneğimizi kurduk. İsmini bir akıl fırtınası ile bulduk. Bu kadınlar, Cumhuriyet Devrimleri’ne borçluydular ve onu daha da ileri götürmek kararlılığında idiler. Oysa adım adım bu değerler yok ediliyordu. Bugün bu kararın ciddi bir öngörü olduğunu değerlendiriyorum.

 

G.E. - Cumhuriyet’in Türkiye halkı ve özellikle de kadınlar açısından sağladığı kazanımlar nelerdir?

Ş.S. - Cumhuriyet, kadın ve erkek hepimiz için yurttaş olduğumuz, kulluktan kurtulduğumuz gündür. İnsan olmaktır. Cumhuriyet devrimleri adım adım bizi ilimin aydınlığına, demokrasiye, adalete ve hukuk devletine taşıdı. Kadınlar için özellikle Medeni Yasa ile gelen haklar, yasal düzlemde kadını erkekle eşitlemeye çalışan düzenlemelerdi. Evlenme, miras, iş yaşamı, siyasi katılım gibi çağdaş alanlarda haklar elde edildi. Elbette, yeterli değildi. Ancak yıl 1923.. Eşitlik anlayışını birdenbire içselleştirmek elbette zor. Nitekim ilerleyen yıllarda kadınlar, haklarını daha da genişletmek için mücadele ettiler.

 

“OHAL’in HEPHAL olmaması için”

G.E. - 16 Nisan’daki halkoylamasında “Evet” ve “Hayır” diyeceklerin gerekçeleri nedir sizce?

Ş.S. - “Hayır” diyoruz. Ülkeyi yönetme hakkının bir kişiye verilmesini kabul etmiyoruz. Bu rejim değişikliğidir. Ayrıca tanımlanmış bir sisteme de benzememektedir. Başkanlık sisteminde katı kuvvetler ayrılığı vardır. Parlamenter sistemlerde Cumhurbaşkanı tarafsızdır. Çünkü Cumhurbaşkanı, halkın başkanıdır. Oysa, getirilmek istenen rejimde Cumhurbaşkanı, partili olacak. Yani tarafsız olamayacak. Halkın çoğunluğunun değil, partisinin başkanı olacak. Yani taraf olacak. Oysa parlamentoya gelen her milletvekili, hangi partiden olursa olsun ulusal iradeyi temsilen seçiliyor. Bu sistemde farklı partiler ve onları seçenlerin iradesi yok sayılıyor. Cumhurbaşkanı kararnamelerle, yani tek taraflı irade ile ülke halkı adına yasalar çıkarıyor. Keyfine göre yönetecek ve hesap vermeyecek. Hesap vereceği makam Anayasa Mahkemesi’nin 25 üyesinden 12’sini o seçiyor. Kim kimi ve nasıl yargılayacak? Ziya Paşa şöyle diyor: “Kâdı ola davâcı vü muhzır dahi şâhid, / Ol mahkemenin hükmüne derler mi adâlet? (Hakim hem davacı, hem mübaşir hem şahit oluyorsa, O mahkemenin verdiği karara adalet denir mi?)”

“Evet”çilerin bir açıklaması var mı bilmiyorum. Bugüne dek bir gerekçe duymadım. Onlar reislerine bir taht hazırlamak istiyorlar. Oysa biz o koltuğa halkı oturtmak istiyoruz. Kadınlar, anımsayın, Medeni Yasamızda yer alan “Ailenin reisi erkektir” hükmünü kaldırdılar. “Aile en küçük demokratik yapıdır” dediler. Şimdi vatanlarına da reis istemezler.

 

G.E. - Sizce CHP ile HDP’nin “Hayır” demelerinin nedenleri aynı mıdır; CHP milletvekili olarak sizin görüşünüz nedir? Çünkü, siyasi iktidar / AKP, baştan beri, CHP – HDP – PKK ve FETÖ’yü aynı kefeye koyan bir söylem kullanıyor...

Ş.S. - “Herkesin ‘Hayır’ı kendisine” diyor Genel Başkan (Kemal Kılıçdaroğlu). Bence hayır kendimize. Tek tek yurttaşlar olarak özgürlüklerimizi, temel haklarımızı savunmak için hayır diyoruz. HDP son dönemde çok hırpalandı. Çok hak gasbına uğradı. Biliyorsunuz Saadet Partisi, MHP’nin yarıdan fazlası, hatta AKP’den pek çok partili “Hayır” diyor. Bu “Hayır”lar rejim değişikliğinedir. Özgürlüklerin kısıtlanmasınadır. Bugün yaşanan OHAL’in HEPHAL olmaması içindir. Kaldı ki bir seçime değil halk oylamasına gidiyoruz. Bu bir parti ve iktidar kavgası değil; “özgürlük kavgası” ve “memleket meselesidir”.

Benim bir gazeteci, bir yurttaş ve bir kadın olarak bu görüşmeden vardığım sonuç: “Cumhuriyet” ile birçok hak ve özgürlüğe kavuşan kadınların, şimdi Cumhuriyet’e sahip çıkmalarının zamanıdır. Dolayısıyla, oylarının ülkenin kaderini, siyasi rejimi, yurttaşların ve kadınların hak ve özgürlüklerini etkileyeceğinin bilinci ve sorumluluğuyla 16 Nisan 2017’deki halkoylamasına katılmalıdırlar.

(6 Mart 2017)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X