Güzel İstanbulumu ne hallere getirmişler …
Dursun GİRGİN...

Güzel İstanbulumu ne hallere getirmişler …

Bu içerik 153 kez okundu.

Dursun GİRGİN

Dostlarım Merhaba.

30 - 40 seneden beri en az yılda bir defacık olsun İstanbul’a giderdim.

Oradan da, Balkanlardaki Roman kardeşlerimi ziyaret eder ve birkaç gün sonra da tekrar geriye dönerdim.

Birkaç yıldan beri, İstanbul Bayrampaşa’da oturmakta olan, Çanakkale’den yıllar önce İstanbul’a göçen bir yeğenim vardı. Onu ziyaret eder, onunla birlikte İstanbul kazan biz kepçe habire karıştırırdık. Yeğenim dört yıl önce vefat etti. O günden beri ben de İstanbul’a gitmiyordum. Çünkü, her gezdiğim sokakta, her oturup kalktığım yerde yeğenimi hatırlıyordum. Onun için bir nevi İstanbul’a artık gitmiyordum.

Her neyse, 26 Şubat günü İstanbul’da Muğlalılar Gecesi olacakmış. Fotoğraf sanatçısı hemşerimiz Abdullah Kıra aradı, “Dursun Abi, falan gün Muğlalılar gecemiz var gelir misin” diye; ben de bayadır İstanbul’u özlemiştim. Derken, hem ziyaret hem ticaret mantığı ile kalktık oğlanlarla beş kişi bir olup uçakla Milas Havaalanından 26 Şubat sabahı 09’da gittik. Zaten Muğlalılar Derneği’nin toplantısı da gündüz olacakmış. Saat akşam üzeri 17 gibi işimiz bitti. İçimizde İstanbul’a ilk defa giden torunum da vardı.

Haydi çocuklar, akşam saat 21.20’ye kadar nasıl olsa boşuz, birazcık gezelim dedik. Sağolsun Abdullah bey kardeşim bizi çok iyi karşıladı. İlk Havaalanından alıp Beşiktaş’a getirdi, sonra da sabah kahvaltısı falan yaptıktan sonra bizi direk olarak toplantı salonuna götürdü. İşimiz bittikten sonra da bizi kendi arabasıyla alıp Eminönü’ne getirdi. Saat 17’den 19.20’ye kadar 2 saat Eminönü’nde kaldık…

İnanın oraya geldiğime geleceğime pişman oldum. Yarabbim o neydi öyle; her yer Suriyeli, Iraklı, İranlı, Afganlılarla dolup taşmış. Gruplar halinde dolaşan gençleri mi ararsın, her işyerinde asılmış Arapça yazılı işyeri levhaları mı ararsın, şaşıp kaldım… Allah Allah, burası İstanbul mu, yoksa Suriye mi, Halep mi, Şam mı, Bağdat mı!? Şaşıp kaldım ... Pisliğin haddi hesabı yok, her köşe başı dilenci ile dolu ...

Tüm Sulukuleli Roman kardeşlerimi, kendi kültürel kimlikleriyle geçimlerini sağlayan bu insanları İstanbul’un en güzel yerinden söküp alıp da 45 km İstanbul dışına atan ve gerekçe olarak da, ‘İstanbul gibi bir mega kente bu görüntüler yakışmıyor’ diyen AKP iktidarı şimdi ise dilenci çöplüğüne dönen İstanbul’daki bu manzarayı nasıl karşılıyorlar acaba!?..

İşte dostlarım, bir yandan betonlaşan bir yandan da ipini koparanın İstanbul’da soluğunu aldığı bir şehir haline gelen güzel İstanbulumun haline gerçekten de çok üzüldüm. Sadece Suriyeliler, sadece İranlılar, Iraklılar veya Libyalılar değil, bir de terör belasından kaçıp gelen kardeşlerimizi de hesaba katarsak, durum gerçekten de çok üzücü …

İş bilmeyen, siyasetin sadece televizyon kanallarında bağırıp çağırmakla olacağını sananlara sormamız gerekmez mi; hele hele İstanbulluların bu olup bitenlerin hesabını mutlaka sormaları gerekir! Kime mi, elbette ki siyasetçilere soracaklar …

Neyse dostlarım, onca çaresizlikler içinde İstanbul’da tüm Muğla’yı sevenleri bir araya toplayan Muğlalılar Derneği’nin tüm yöneticilerini saygıyla selamlıyorum.

Umarım İstanbul’u Ankara da takip eder, ki etmek zorundadır, her geçen gün kaybolup giden kültür değerlerimizi canlı tutabilme adına ben her yerde her fırsatta söylediğim şu ifadeyi bir daha tekrarlamak istiyorum: Ben Muğla’nın olduğu her yerde varım, yeter ki bu kültür yaşasın ve de yaşatılsın …

İstanbul u daha sonra konuşalım.

Haydi dostlarım, hoşça kalın dostça kalın …

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X