Referanduma giderken
Fikret ÇOBAN...

Referanduma giderken

Bu içerik 309 kez okundu.

Hayata Dair / Fikret ÇOBAN

Sandık her şeyi çözer mi? Sorunları ortadan kaldırır mı? Daha önceki milletvekili genel seçimlerinin birinde taraflar tartışırken, muhalif taraftan biri, halâ aklımda kalan şu sözleri söylemişti:

“Yavu bu sandık dediğiniz şey çamaşır makinesi mi ki her şeyi temizlesin, siz ülkeyi yönetemez hale geliyorsunuz, 3-5 yılda bir havlu atıyorsunuz, hadi milli iradeye gidelim diyorsunuz …’’

Ayniyle vaki ezberimdedir.

Anayasa dediğimiz şey bir borç defteri değil ki, hemen hemen hayatımızın her alanını etkiliyor.

Aklınıza gelebilecek ‘tüm hak ve özgürlükler’, hepsi Anayasa’da ifadesini bulur.       

Bu yüzden Anayasa tartışması, sadece siyasetçilere bırakılamayacak kadar önemlidir. Sıradan bir vatandaş olarak benim de yakından ilgilenmem gereken bir ders olarak önümde duruyor, ben de dersime çalışıyorum!

Cumhurbaşkanı ve hükümet tarafı diyor ki; “rejim değil sistem’’ değişiyor. Bu sistemden nemalananlar bundan rahatsız oluyor ve sistemin değişmesini istemiyor.

Muhalefet ve hayır cephesinde bulunanlar ise, “bulunanlar’’ diyorum o tarafın Cumhurbaşkanı gibi bir lideri yok, herkes lider, herkes söz söyler vaziyette. Demokrasiler için herkesin söz söyler noktada olması kazanımdır, demokrasinin varlığı ile ilgilidir. İnşaat işçisi Hayri’nin yapısını yaptığı duvara tuğlalarla hayır yazması sosyal medyanın gündemi oldu, gençler de sokaklarda bedenleriyle ritmik hayır figürleri oluşturmaya başladı... Yani neyin nasıl gelişeceği nerden boy vereceği pek belli olmuyor!

Hayırcılar da  diyor ki; ne sistemi kardeşim rejim değişiyor rejim . ‘Bir uçakta bile iki pilot varken 80 milyon tek kişinin yönetimine’ bırakılıyor.

Taraflar keskin, daha iki yıl önce Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı noktasında buluşanlar şimdi yüzyıllık (yalnızlık) ayrı gibiler.

Tabii kesin olan şey şu, siyaset sınıfının ihtiyacına göre, Türkiye’nin ihtiyacı mı değil mi pek tartışılamadı çünkü, 16 Nisanda sandık başına gideceğiz, tamam bu kesin de peki neyi oylayacağız bu tam kesin değil ki. Yüzde 15 civarında kararsız var. Kalan bir aylık sürede bu kararsızlar ikna edilmeye çalışılacak. Yani ‘anlık’ dalgalanmalar, kavgalar, gürültüler olacak, dolaysıyla işin özü gerçekten “sistem mi rejim mi değişiyor” sorusu askıda kalacak. Çünkü siyasilerin siyaset tarzları her şeyi belirlemeye devam edecek.

Genelde sandık sorun çözmesi için milletin önüne konur. Ama öyle bir durumdayız ki evet de kazansa hayır da kazansa anketlerin gösterdiğine göre yarı yarıya olacak, ne  evetçiler ne de hayırcılar toplumu ikna edecek bir çoğunluğa ulaşmayacak gibi gözüküyor.

Demirel’in deyimiyle “siyasette 24 saat fazla zamandır, her şey değişebilir’’ sözünü de unutmamak kaydıyla yazıyorum bütün bunları.

 

Anayasalar, adı üzerinde “ana’’dır ve toplum sözleşmesidir. Anayasanın toplum sözleşmesi niteliğini kazanması için, bu ülkede yaşayan herkesin olmasa bile çoğunluğun görüşlerini ortak noktalarda buluşturması gerekir. Her kesimin görüşlerini açıkladığı, etkilemeye ve etkilenmeye açık olduğu, birbirini dinlerken dönüştüğü, toplumun bu tartışmadan haberdar olduğu, bilgilendiği bir sürecin sonucunda yapılacak bir anayasa kuşkusuz daha iyi olur(du).

Vatandaşlık hukunun geliştiği, haklarımızı öğrendiğimiz, uygulamaya başladığımız, siyasal kültürün değiştiği

böyle bir sürecin sonunda hazırlanacak anayasaya: ‘İşte benim Anayasam’ diyebilirdik.

 

Demlenmiş Sözler ...

Sonra bir şey kırılıyor birden bire çıt diye. Serüven bitmiştir artık, gün eski yavanlığına bürünüyor yeniden. Dönüp bakıyorum; ardımda o güzel ezgili biçim bütünüyle geçmişe gömülüyor.

Jean-Paul Sartre (Bulantı romanından)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X