Bunca yalakalığın sonu felakettir
Dursun GİRGİN...

Bunca yalakalığın sonu felakettir

Bu içerik 661 kez okundu.

Dostlarım merhaba.

Yalakalık dedim de hemen ilk aklıma gelen Osmanlı dönemi oldu. Hani şu padişahların her hapşırdığında, “padişahım sen çok yaşa!” sözleri var ya, aslında yalakalık bizde bir ata mesleği galiba.

Değerli dostlarım, Osmanlı imparatorluğunun çöküşünün sebeplerinden biri de, her padişahın yanında yanlışlarını söyleyebilecek kadar doğru dürüst insanların olmayışı, maalesef Osmanlının hazin sonu olmuştur ve bugün de aynı akıbetleri yaşıyoruz. Bugün sadece sayın cumhurbaşkanımız mı yanlış yapıyor, parti başkanlarından tutun da belediye başkanlarına varana kadar bu ülkede binlerce, yüzbinlerce yanlışa düşen kişiler, acaba diyorum bunların yanlarında sözde danışmanlık yaptıklarını sananlar sözde “o kişi benim canımdır, ciğerimdir can dostumdur” diyen kişiler gerçekten de dost mu acaba?

‘Gerçek dost’un nasıl olması gerekir, bakınız eğer benim ‘canım’ dediğim kişi bir yerlerde hata yapıyorsa derhal uyarırım. Şayet benim uyarılarıma rağmen o kişi halâ hata yapmaya devam ediyorsa, derhal ondan ayrılırım. Çünkü insanlar sevdikleriyle haşır neşir olur. Şimdi sormak istiyorum şu yalaka tabakasına, şu ve bu diyerek isim cisim yazmadan, çünkü bu ülkede sırf dünyalık menfaat için o kadar çok yalakalık yapanlar var ki, işte bu yalakalar yüzünden bugün ülkemizin çevresinde bir tek dostu kalmamıştır. Ve ne yazık ki, bu yalaka grubu her geçen gün azalacağı yerde maalesef çoğalıyor.

Bir gün Hz. Ömer’in yanına bir genç gelir, “Ya Ömer, falanca kadın benim annemmiş, rahmetli babacığım ölmezden önce söyledi, fakat bu kadın bir türlü beni evladı olarak kabul etmiyor; hatta ben hiç evlenmedim ki çocuğum olsun, hadi defol oradan diye beni reddediyor” diye Hz. Ömer’e şikayet eder. Hz. Ömer de meselenin aslını öğrenmek amacıyla kadını çağırır, kadın da şikayetin sebebini bildiği için yanında 40 tane şahitle gider Hz. Ömer’in yanına. Hz. Ömer daha önce şikayete gelen genci göstererek, “bu genç senin oğlun olduğunu söylüyor, babası ölürken kendisine öyle demiş, ne dersin” deyince, kadın da; “ya Ömer ben hiç evlenmedim ki çocuğum olsun, işte burada bulunanlar da şahitlerimdir” der. Tabii ki o günlerde bugünkü gibi imkanlar yok ve sonuç olarak Hz. Ömer bu genci cezalandırır. Askerler bu genci cezaevine götürürlerken, önlerinden Hz. Ali efendimiz çıkagelir. Netice itibariyle Hz. Ali bu gencin suçu nedir diye sorar, askerler de genç de durumu Hz. Ali’ye anlatırlar. Hz. Ali askerlere, “bu genci benimle birlikte tekrar Hz. Ömer’in huzuruna götürün” der ve neticede Hz. Ali efendimiz Hz. Ömer’e: “Ya Ömer, şu davayı bir de ben dinlemek isterim” der. Hz. Ömer de olayı anlatır ve 40 şahidin de şahitliği ile gence o cezayı verdiğini söyler. Bu kez de Hz. Ali, “ya Ömer, bir de bu davaya benim bakmamı ister misin” diye sorunca Hz. Ömer de “hay hay canım gözümün nuru Ali” der ve Hz. Ali, “ya Ömer bana oradan üç bin dirhem para verin” der. Hz. Ömer de “peki bu parayı ne yapacaksın ya Ali” deyince, Hz. Ali kadına “sen hiç evlenmedin öyle mi” diye sorar ve kadından “evet ya Ali” cevabını alır. “O halde madem ki bu genç senin oğlun da değil, öyleyse şu üç bin dirhemi nikah akdi olarak sana veriyor ve bu gençle nikahınızı kıymak istiyorum” deyince, kadın bir anda çaresiz kalır ve gerçeği söyler: “ya Ömer ya Ali, siz hiç Allah’tan korkmaz mısınız, oğulla ana birbiriyle nasıl nikahlanır?” ... Artık gerçekler sır olmaktan çıkmış ve böylelikle Hz. Ömer de yanlış bir karar vermekten kurtulmuştur. Hz. Ömer Hz. Ali’ye sarılıp der ki: “ya Ali, iyi ki senin gibi bir dostum var benim, günah işlemekten korudun beni” der ve ağlar değerli dostlarım.

Her fırsatta söylüyoruz, bana öyle bir dost göster ki, beni her işleyeceğim hata öncesi uyarabilsin, bana dünyalık dost değil, ahiretimde de yanımda olabilecek gerçek dostlar lazım. Oysa benim yanlışlarımı da bildiği halde bana, “çok iyisin hadi hadi maşallah maşallah” diye alkış yapanlar, benim gerçek manada dostum değil, düşmanımdır.

Eh daha ne diyelim dostlar, bunca yalakalığın pirim yaptığı bir ülkede yaşamak da galiba çok zor olsa gerek, hele hele haramı helali bilen, kul hakkının ne denli önemli olduğunu bilenler için böyle bir ülkede yaşıyor olmak da kolay bir şey olmasa gerek herhalde ...

Evet dostlarım, bu söylenenlerden kendi payına düşeni alıp da gerçekte varsa hatalarını düzeltebilene ne mutlu.

Ne mutlu ki şu fani dünyada üç günlük ömrünü bolluk içinde geçireceğim diye haksızlıkları haklıymış gibi göstermeyecek kadar erdemli bir hayat sürenlere. Daha doğrusu ne mutlu kula kulluk etmeyenlere.

Son söz olarak diyorum ki, bunca yalakalığın sonu hem ülkemiz için, hem de o yalakalar için bir felaket olur, bizden söylemesi.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X