Aydınlanmanın Eğitim Kurumları Köy Enstitüleri 77 Yaşında
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Aydınlanmanın Eğitim Kurumları Köy Enstitüleri 77 Yaşında

Bu içerik 622 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ - kekocabasgmail.com

“Köy Enstitüleri, Türk inkılabının, millet temelinde başlamış olan hayırlı Rönesans hareketidir. Türk aydınının vazifesi, bu hayırlı Rönesans üzerine titremek olmalıdır… Köy Enstitüleri halk kültürü hazinesinin yaşayan kıymetler sahasıdır. Milli oyunların, Anadolu’nun her köşesinden ses ve ritm taşıyan, heyecan verici gösterileri oradadır. Memleketin tabiat güzellikleri ve kahramanlık yüklü halk türküleri oradadır …”

Aksu ve Kepirtepe Köy Enstitülerinde öğretmenlik yapan ve 7 Aralık 1979 tarihinde hain bir saldırı sonucu kaybettiğimiz Prof. Dr. Cavit Orhan TÜTENGİL, 1947’de yazdığı notlarda Köy Enstitülerini yukarıdaki ifadelerle tanımlıyor. 2017 Nisan ayı boyunca ülkenin her köşesinde, aşılamayan eğitim, toplumsal değişim projesi olan Köy Enstitülerini ve eğitimi konuşacağız. Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği (YKKED), İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ODTÜ-Türk Halk Bilimi Topluluğu ile 8 Nisan 2017 Saat 15’te Fuar İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde ülkemizin geçmişindeki yarın olan, aşılamayan bir uygarlık tasarımı Köy Enstitülerini belgesel, panel ve bir müzikal ile yeniden konuşacağız. Ülkemizde eğitim hakkı kavramının içselleştirildiği, hümanist bir eğitim dizgesi olarak yüreklerimizde, beyinlerimizde yer alan Köy Enstitüleri, kapatılmalarının üzerinden 63 yıl geçmesine rağmen bizlere esin kaynağı olmaya devam ediyor. 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası, 1936’da Mustafa Kemal öngörüsü olarak İsmail Hakkı Tonguç tarafından geliştirilen ve uygulamaya katılan “Eğitmen Kursları”, Köy Öğretmen Okulları deneyimi gibi zengin arayışların kazanımları üzerinden 17 Nisan 1940 tarihinde TBMM’de kabul edilir. Bu yasa, Tonguç’un ifadesiyle yoksul köy çocuklarının “yaratıcı kudretini” ortaya çıkaran, bir aydınlanma belgesidir.

Köy Enstitüleri, 1940’lı yıllarda adeta orta çağ koşulları yaşayan ve nüfusun yüzde sekseninin yaşadığı köylerin gelişimini-değişimini kendi çocuklarıyla başarmayı hedefleyen İsmail Hakkı Tonguç’un emeği üzerinde gelişen “Canlandırılacak Köy” projesiydi. Bu amaçla enstitülerde öğrenciler, öğretmenlik becerileri yanında erkek öğrencilere “demircilik-yapıcılık-marangozluk”, kız öğrencilere “biçki-dikiş, ev sanatları” gibi farklı alanlarda uygulamalı eğitim verilerek, teknik aletler ve kitaplarla da donatarak köylere gönderildiler. Enstitülü öğretmenler bu donanımlarla öğretmenlik yanında modern tarım ve hayvancılığı, hijyeni, halk sağlığı düşüncesinin köylere taşınması imecesinde yer aldılar. Dünyada faşizmin yaşandığı 1940’lı yıllarda Köy Enstitüleri, “eğitim ve demokrasi” gibi iki evrensel değeri yan yana getiren, tüm süreçlerin sorgulandığı eğitim kurumlarıydı. Çok zengin kültürel bir iklimde gelişen-değişen öğrenciler, mezun olduktan sonra Demokrat Parti saldırılarını önlemek amacıyla önce “Köy Öğretmen Dernekleri”ni kurmuşlardır. Daha sonra “Türkiye Öğretmenler Milli Federasyonu”nu kurarak bu dernekleri birleştirmişler ve 1965 yılında da “Türkiye Öğretmenler Sendikası”nı üretmişlerdir. Bu anlamda demokratik öğretmen hareketinin merkezinde, 68 kuşağının arkasında Köy Enstitüleri dinamiği karşımıza çıkar.

Günümüzde Köy Enstitüleri algısı, nitelikli eğitimin, nitelikli öğretmenin, sanatla, kitapla, demokratik kültürle barışık “ulusaldan evrensele” arayışın adıdır. Köy Enstitüleri, bu ülkenin vicdanıdır, bir kültür devrimidir, “İş içinde, iş aracılığıyla” ifadeleriyle tanımlanan özgün bir eğitim sisteminin adıdır. Günümüzde aydınlanmacı Cumhuriyetin yaşamımıza kattığı “laik, demokratik, bilimsel” eğitim süreçlerinin kaybını acıyla yaşarken enstitüler başka bir eğitimin, başka bir okulun bu topraklarda olabileceğini gösteren bir kazanım olmuştu. Bu anlamda Köy Enstitüleri, Mustafa Kemal gibi, Nazım Hikmet gibi evrensel kültürel dağarcığına ülkemizin armağanıdır. 1954 yılında enstitüleri mekânsal olarak kapatanlar, ilerici enstitü düşüncesinin, felsefesinin beyinlerde, yüreklerde yaşamasını önleyemediler. Kuruluşlarının 77. Yılında “Köy Enstitüleri Aydınlanma Işığı” canlı bir referans olarak günümüzü ve geleceğimizi aydınlatıyor.

Köy Enstitüleri, 1940’lı yıllarda ülkenin yoksul köy çocukları ve kız öğrenciler için “pozitif ayrımcı” eğitim-kültür kurumlarıydı. Köy Enstitüleri, eğitimde “dikey hareketlilik” üreterek eğitimin demokratikleşmesini üreten, yoksul köy çocuklarının hayatlarını dönüştüren ilerici eğitim kurumlarıydı. Karşılaştığımız tüm Köy Enstitülüler “Köy Enstitüsü olmasaydı, okuyamazdım” diyerek eğitim hakkı vurgusu yaparlar ve Baba Tonguç’u saygıyla selamlarlar. Köylerden trenlerle enstitüye gelen köy çocukları köye “öğretmen, sağlıkçı, eğitmen” olarak döndüklerinde pek çok köy çocuğunun hayatlarını değiştirdiler… Köy Enstitüleri, özgün bir eğitim ve öğrenme süreçlerinin yaşama geçtiği eğitim kurumları olması yanında toplumsal dönüşüm merkezleriydiler. Eğitim süreçleriyle öğrencilerin tüm boyutlarda gelişmesini sağlayan, işlevsel, nitelikli eğitimin hayata geçtiği, “Biz Yaparız, Biz Başarırız, Biz Üretiriz” ifadeleriyle somutlaşan özgüven destanıydı. Köy Enstitüleri eğitim sistemi, öğrenmeyi hayatın gerçek problemleri üzerinden gerçekleştirerek üretime, beceriye dönüştüren çok boyutlu bütünsel bir eğitimin adıdır. Enstitüler, öğrencilerin yaparak, yaşayarak, üreterek öğrendikleri bilgilerle deneysel pedagojiyi hayata geçiren, doğayı iş ve emekle dönüştüren ve bu süreçte kendilerinin de dönüştüğü eğitim kurumlarıydı. Enstitülerdeki eğitim dizgesi öğrencilerde yarattığı “özgüven, özgürleşme ve toplumsallaşma ” süreçleriyle işlevselliğini hayata geçirdi. Özgürleşme, enstitü eğitiminin temel hedefiydi ve bunu da başardılar… Köy Enstitüleri çok boyutlu kazanımlar üreten eğitim kurumlarıydı. Enstitüler, “İş okulu, Kültür okulu, Müzik okulu, Tarım okulu, Sanat okulu, Aydınlanma okulu” olarak bölgelerinde ışık saçan eğitim kurumları oldular.

Köy Enstitülerinin kapanmasından 63 yıl sonra 2017 yılında eğitim sistemimizin niteliğini tümüyle kaybettiğini pek çok veride doğrulayabiliyoruz, görüyoruz. Son YGS-2017 rakamlarına bakalım. Sınavda sorulan 40 soruda Türkçe Ortalaması 17,278, Matematik Ortalaması 5,128, Fen Bilimleri Ortalaması 4,611, Sosyal Bilimler Ortalaması ise 12,308 … Bu rakamlar, eğitimdeki iflasın somut kanıtlarıdır. Başka; PISA gibi uluslararası güvenilir bir sınavda 2003, 2006, 2009, 2012, 2015 sonuçlarında Türkiye hep sonlarda, rakamlara bakarsak eğitimin nitelik kaybını acıyla izleyebiliriz. Özellikle PISA-2015 sonuçlarına göre OECD ülkeleri arasında matematikte 49., fen bilimlerinde 52., okuduğunu anlamada da 50. sıradayız ve bu sonuçlarla sonlardayız. Yine 4. ve 8. sınıf öğrencilerinin katıldığı matematik-fen becerilerini ölçen TIMMS-2015 sonuçlarına göre de sonlardayız. Eğitim fakültesi çıkışlı öğrencilerin girdiği ÖABT-2016 sonuçlarına göre 50 soruda eğitim fakültesi Türkçe bölümü mezunu adayların ortalaması 32, lise matematik öğretmen adaylarının ortalaması 9.9, biyoloji öğretmen adaylarının ortalaması 17, kimya öğretmen adaylarının ortalaması ise 16… Bu sonuçlar, eğitim fakültelerinin nitelikli öğretmen yetiştirmenin çok gerisinde kaldığının somut kanıtlarıdır. Üniversite düzeyinde eğitim vermesine rağmen beş yıllık Köy Enstitülerinin öğretmen niteliğini yakalayamadılar. Siyasal iktidarın arka bahçesi haline gelmiş üniversiteler, eğitim fakülteleri ve ezberci kitlesel eğitim, ülkenin geleceğini karartıyor. Köy Enstitülü öğretmenler, enstitülerdeki kitap okuma ve tartışma saatlerinin kazanımlarını mezun olduktan sonra hayatlarına katmışlar ve köy gerçekliğini edebiyata taşımışlardır.

Bütün enstitülüler yazmışlardır. Tümünün şiirleri, öyküleri, romanları vardır. Yıl 2017; dinselleştirilen, piyasalaştırılan bir eğitim sistemi… Ana sınıfına kadar indirilmiş din eğitiminin ülkeyi çok büyük bir hızla bilimsel düşünceden uzaklaştırdığına her gün tanıklık ediyoruz. Bilimsel düşünceden uzaklaştıkça eğitim niteliğini kaybediyor. Dinsel eğitim ezbercidir, öğrencilere öğrenme ve sorgulama becerileri kazandırmaz. Öğrencinin özgürce gelişimini, doğuştan getirdiği yeteneklerin, becerilerin gelişmesini engelleyen bir doğası vardır. Pedagoji ve bilim; soyut işlem dönemine geçmeyen bir öğrenciye din eğitimi verilmesine çocuk hakları ihlali olarak bakıyor. Eğitim politikalarına yön verenlerin, bu anlamda çocuklarımıza haksızlık ettikleri çok açık…

Köy Enstitülerinin 77. yılını kutladığımız bugünlerde Türkiye referanduma giden bir yol ayrımında. Türkiye geleceğini oylayacak. Ülkede ya akıl ve bilim egemen olacak veya akıl dışı, bilim dışı öğretiler egemen olacak… 16 Nisan’da bunu oylayacağız. Bir özgürleşme eylemi, insan, sanat ve demokrasi merkezli bir uygarlık projesi olan Köy Enstitüleri o nedenle günümüzdeki arayışlarımızda aydınlık bir kazanım olarak hep var olacaktır… Enstitülerin kuruluşunun 77. Yıldönümünde, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ve tüm Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenlerin, sağlıkçıların, eğitmenlerin hatıralarına, emeklerine, yurtseverliklerine saygıyla …

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X