Referanduma doğru …
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Referanduma doğru …

Bu içerik 322 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ kekocabasgmail.com

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / Ve bir orman gibi kardeşçesine …” Nazım HİKMET

Türkiye 16 Nisan’da OHAL ve çok da adil olmayan koşullarda ülkenin geleceği adına önemli bir halkoylamasına gidiyor. Son dört günde referandum, meydanlarda, televizyonlarda, yazılı basında ve sosyal medyada en çok konuşulan, tartışılan konu başlığı olmaya devam ediyor. Süreç çok adaletli, eşit koşullarda gelişiyor mu? Tabii ki hayır… TV kanallarında yoğun bir eşitsizlik, kamu yöneticilerinin salon, meydan vermemek gibi yaklaşımları halkoylaması gibi demokratik bir süreci kamusal erkin gücüyle gölgeliyor. Bir başka gözlem, referandum diliyle ilgili. Referandumda bazı liderlerin, siyasal iktidar yanlısı basının bazı köşe yazarlarının, dili ötekileştirici ve kamplaştırıcı… Özellikle bazı Cumhurbaşkanı danışmanlarının “yeni bir devlet!” kurmakla ilgili söylemleri “laik, demokratik Cumhuriyet” karşıtı olmakla ilgili bilinçaltının ortaya çıkışı olarak yorumlanabilmekte.

Referandum sürecinde TBMM’den geçen ve halk oylamasına sunulan 18 maddenin içeriği artık çok net. Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan, tüm yetkilerin başkanda toplandığı, TBMM’nin işlevselliğinin azaltıldığı, “parti devleti” odaklı bir “başkanlık sistemi” önerisi var.

Sonuçta “evet” çıkarsa, 1923’ten beri Türkiye’de Cumhuriyetinin öngördüğü “demokratik parlamenter sistem” işlevselliğini kaybediyor. TBMM’nin temel işlevi olan yasa çıkarma, partili Cumhurbaşkanı tarafından kararname çıkartılarak ortaklaşılacak. Meclisin siyasal iktidarı denetleme işlevi de büyük oranda zayıflatılıyor. Parlamento ağırlıklı bir ülke yönetimi yerine, dışarıdan atanmış, TBMM’ne hesap vermeyen bakanların oluşturduğu bir yönetim organizasyonu. Demokratik mi? Hayır… Ülkenin buna gereksinimi var mı? Hayır… TBMM, ülkenin çok sesliğinin buluşma noktasıdır, bu ülkenin ortak belleğidir, vicdanıdır. Bunu kaybediyoruz. İşlevsiz bir TBMM bu anlamda asla bu ülkenin hayrına değildir.

Türkiye gibi pek çok sorunu olan bir ülkenin geleceği; tek sesli, otoriter yönetimlerde değil, çok sesliğin uyumu olan demokratik süreçlerdedir. Referandum süreçlerinde siyasal iktidar “İstikrar” diyor, “Beka” diyor ama “Demokrasi ve Katılım” diyemiyor. Demokrasinin işlemediği ülkelerde istikrarın bir anlamı olabilir mi? Ortaya çıkan bir başka temel sonuç; partili Cumhurbaşkanlığı... Partili Cumhurbaşkanlığı kendisine oy vermeyen ülkenin diğer yarısını görür mü? Bu konuda bir yurttaş olarak endişeliyim… Sonuçta partili valiler, kaymakamlar, rektörler, kamu görevlilerinin olduğu, diğer yarısının ötekileştiği bir Türkiye ortaya çıkmaz mı? Yaşadıklarımız bunu göstermiyor mu? Referandum süreçlerinde kamu görevlilerinin özellikle valiler ve kaymakamların parti devletinin kamu görevlileri gibi çalıştıklarını görünce, Sayın Cumhurbaşkanının en son YÖK üyesi olarak atadığı Hatipoğlu hoca örneği ve atadığı rektör profilleri bu öngörünün somut kanıtları değil mi?

Referandum süreci yaşanırken dünyadaki başkanlık uygulamalarıyla ilgili çarpıcı örnekler yaşadık. Amerikan Başkanı Trump’ın Müslüman ülkelerden Amerika’ya gelişleri sınırlamakla ilgili kararının yargı tarafından bozulması “kuvvetler ayrılığı” kavramının, yargı bağımsızlığının ne denli önemli olduğunu ortaya koydu ve Trump çılgınlığına “dur” dedi. Hepimizin canlı olarak yaşadığı bu örnek üzerinden sorularımızı sürdürelim. Eğer referandumda “evet” çıkarsa Türkiye’de kuvvetler ayrılığı veya yargı bağımsızlığı hayata geçecek mi? Zannetmiyorum… İkinci örnek Azerbaycan’da yaşandı. Azerbeycan Cumhurbaşkanı Aliyev eşini keyfi olarak başkan yardımcısı atadı. Azerbaycan, demokratik kültürün yeşermediği bir ülke. Başkanlık sisteminin yarattığı bu sonuç bir keyfilik değil mi? Bu örnekler Esad ve Putin üzerinden daha da çoğaltılabilir. Ortadoğu coğrafyasındaki başkanlık yönetimlerinin otoriterlik üzerinde şekillendiğini görmemek mümkün mü?

Bir eğitim derneğinin başkanı olarak, referandumu eğitim politikaları açısından irdelemek isterim. Son 15 yılda ülkenin tüm eğitim politikalarına siyasal iktidar ve partisi şekil veriyor. Son PISA, TIMMS ve YGS sonuçlarına baktığımızda ülkemizdeki eğitimin niteliğini tümüyle kaybettiğini, eğitimin dinselleştiğini, piyasalaştığını somut verilerin ışığında açıkça görebilmekteyiz. Başkanlık gelirse eğitim politikalarında bir değişim olacak mı? Ülke eğitimde uçacak mı? Zannetmiyorum… Nitelik kaybının daha da artacağını, din eksenli eğitim sisteminin tüm süreçlerde ağırlıklı olarak yer alacağını, tüm eğitim yönetim kadrolarında partili öğretmenlerin, bürokratların yer alabileceğini, yani “liyakatın” tümüyle yitirileceğini açıkça öngörebilmekteyiz. Liyakatın olmadığı bir ülke aydınlığa ve geleceğe yürüyebilir mi?

Dinselleştirilen-Piyasalaştırılan, bilimsel düşünceden kopan eğitim sisteminin dramatik sonuçlarını görmek için 2017 YGS’de 40 Soruda verilen doğru yanıtların ortalamalarını bakalım. Türkçe 17,278, Matematik 5,128, Fen Bilimleri 4,611 ve Sosyal Bilimler Ortalaması 12,308 olarak açıklandı. Türkçe ortalamasının 40 soruda 17 olmasının anlamı çocuklarımıza okullarda ana dillerini kullanmayı bile öğretemiyor olmamızdır. Dinselleşen bir eğitim sisteminin, okullarımızda geleceğimiz olan çocuklarımıza “aklını kullanma becerisi” kazandıramadığı gerçeği karşımızda… Pazar günü yapılacak referandumda eğer evet çıkarsa tüm ülke okullarının imam hatip okullarına dönüştürülmeyeceğinin garantisi var mı?

Soruyu bir de tersinden soralım. Referandumda eğer “hayır” çıkarsa, yapılacak pek çok şey olduğu da bir gerçektir. Sistemin bir an önce demokratikleştirilmesi gerekmektedir. Demokratik ve katılımcı bir bakış ile “siyasi partiler yasası-seçim yasası” işlevsel bir TBMM için mutlaka yeniden düzenlenmelidir. 12 Eylülün anti-demokratik yasaları değiştirilerek ülkenin tüm renklerinin mecliste temsili sağlanmalıdır.

Yaşamımız boyunca demokratik ve özgür bir Türkiye özlemi içinde olduk ve hep barışı aradık. Bu referandumda kişiler, siyasal görüşler değil ülkemizin, çocuklarımızın geleceği oylanacak.

Barışın, empatinin, güzelliğin, demokrasinin, özgürlüğün ve adaletin olduğu aydınlık bir Türkiye umuduyla …

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X