Zübeyde Hanım
Celal DURGUN...

Zübeyde Hanım

Bu içerik 125 kez okundu.

‘sözün özü’ - Celal DURGUN / celaldurgun@hotmail.com

“Zavallı annem, bütün millet için ülkü olan İzmir’in kutsal topraklarına bedenini vermiş bulunuyor.

Arkadaşlar, ölüm, yaratılışın en doğal bir kanunudur.

Fakat böyle olmakla beraber bazen ne üzüntü verici görünüşler olur.

Burada yatan annem, eziyetin, zorlamanın bütün milleti felâket uçurumuna götüren bir keyfi idarenin kurbanı olmuştur.

Bunu açıklamak için izin verirseniz acı hayatının belli birkaç noktasını sunayım.

Abdülhamit devrinde idi. 1320 (1905) tarihinde mektepten henüz kurmay yüzbaşı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Fakat bu adım hayata değil, zindana rastladı.

Gerçekten bir gün beni aldılar ve baskı idaresinin zindanlarına koydular.

Orada aylarca kaldım.

Annemin, bundan ancak hapisten çıktıktan sonra haberi olabildi. Ve derhal beni görmeye koştu. İstanbul’a geldi. Fakat orada kendisiyle ancak üç beş gün görüşebildim. Çünkü tekrar baskı idaresinin casusları, cellâtları ikametgâhımızı sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi.

Annem ağlayarak arkamdan takip ediyordu.

Ben, sürgün yerime götürecek olan vapura bindirilirken benimle görüşmesi engellenen annem gözyaşlarıyla Sirkeci rıhtımında acılar ve kederler içinde bırakılmış bulunuyordu.

Sürgün yerinde geçirdiğim tehlikeler onun hayatının acılar ve gözyaşları içinde geçmesine sebep olmuştur.

Başka bir nokta daha: Mütareke zamanında Anadolu’ya geçtiğim zaman, annemi acılı bir halde İstanbul’da bırakmak zorunda kaldım.

Yanımda kendisinin arkadaşlık ettiği bir adamım vardı. Bunu Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğim, zaman annem bu adamın yalnız olarak geldiğinden haberli olduğu dakikada, benim hakkımda halife ve padişah tarafından verilmiş olan idam kararının yerine getirildiğini zannetmiş ve bu zan, kendisini felce uğratmış.

Ondan sonra bütün mücadele seneleri onun hayatını acı,

üzüntü içinde geçirtmişti.

Padişah ve hükümetinin ve bütün düşmanların daima baskı ve

işkencesi altında kalmıştı.

İkametgâhı bin türlü bahanelerle ve nedenlerle basılır ve araştırılır, kendisi rahatsız edilirdi.

Annem üç buçuk senelik bütün gece ve

gündüzlerini gözyaşları içinde geçirdi.

Bu gözyaşları ona gözlerini kaybettirdi.

Sonunda çok yakın zamanda onu İstanbul’dan kurtarabildim.

Ona kavuşabildim ki, o artık maddi olarak ölmüştü, yalnız manevi olarak yaşıyordu. Annemin kaybından şüphesiz çok üzüntülüyüm.

Fakat bu üzüntümü gideren ve beni avutan bir konu vardır ki, o da anamız vatanı yok olmaya götüren idarenin artık bir daha geri gelmemek üzere yokluk mezarına götürülmüş olduğunu görmektir.

Annem, bu toprağın altında,

fakat millî hâkimiyet sonsuza dek devam etsin.

Beni teselli eden en büyük kuvvet budur.

Evet, millî hâkimiyet sonsuza dek devam edecektir.

Annemin ruhuna ve bütün ataların ruhuna, üzerime almış olduğum vicdan yeminimi tekrar edeyim. Annemin mezarı önünde ve Allah’ın huzurunda yemin ediyorum, bu kadar kan dökerek milletin kazandığı ve elde tuttuğu hâkimiyetin korunması ve savunması için gerekirse annemin yanına gitmekte asla kararsız davranmayacağım.

Millî hâkimiyet uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun.”

(Mustafa Kemal Atatürk)

                                    ***                   ***                   ***

Ali Rıza Efendi, Zübeyde Hanıma sevgiyle, saygıyla âşık bir eştir.

Eşine “Gülüzar-ı Cennet-i Zübeydem” diye hitap ettiği bilinmektedir.

İnanmayan Didim Akbük’e gitsin, Zübeyde Hanım parkına uğrasın.

Ali Rıza Bey’in sözünü okusun.

Zübeyde Hanım’ın, evlat acısını anıtlaştıran heykeltıraş Olgac Demirkol’un heykelini görsün.

                                    ***                   ***                   ***

Zübeyde Hanımın altı çocuğu olmuştur.

Zübeyde Hanım, dört evladını çocuk yaşlarında kara toprağa vermiştir.

Kızı Naciye’yi 12, Fatma’yı 4 yaşında;

Oğlu Ahmet’i ve Ömer’i 9 yaşında kaybetmiştir.

Sağ kalan kızı Makbule ve oğlu Mustafa’yı bağrına basarak büyütmüştür.

Oğlu Mustafa’nın gözaltına alınması, yakın takipte olması, tehdit edilmesi, defalarca gözaltına alınması, tutuklanması, askerlik görevinden istifası ve nihayet idama mahkum edilmesi,

Zübeyde Hanım’ı acılara gark etmiştir.

Zübeyde Hanım, 4 evladını mezara yollamış, Mustafa Kemal Atatürk gibi vatan sevdalısı oğluna reva görülen haksızlıkları yaşamış, evlat hasreti çekmiş, canı yanmış bir annedir.

Mustafa Kemal Atatürk gibi bir devrimciyi doğuran, büyüten, yetiştiren Zübeyde Anayı saygıyla, sevgiyle, özlemle anıyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X